Toplu olarak yaşayan bireylerin uymak zorunda bulundukları eylem ve davranış kurallarına ahlâk deniyor. Bu tanımdan ahlâkın toplumsal bir olgu olduğu sonucu çıkar. Oysaki ahlâkin toplumsal ve kişisel boyutları vardır. Toplumsal ahlâka Yunanca “ethos” sözünden kaynaklı “Etik” veya “Morale” denir. Türkçeye geçmiş olan moral sözü, ahlâktan farklı olarak insanın manevi gücünü veya yaşama bakışını tanımlar. Morali düşük olan insan karamsar, morali yüksek olan insan iyimserdir.

Felsefenin bir dalı olan Ahlak Felsefesi, insanların yaşamlarını yönlendiren temel kavramları inceler ve yorumlar. Söz konusu temel kavramlar topluma şekil vermeyi amaçlarsa ideoloji adını alır. Tarih boyunca insanlara davranış şekilleri öneren ve toplumları belli bir inanç sistemiyle yönetmeye çalışan akımlara ideoloji denmektedir. “izm” takısıyla biten tüm düşünce akımları ideoloji olarak tanımlanabilir. Örneğin, idealizm, realizm, solipsizm, materyalizm ve pragmatizm görüşleri birer ideolojidirler. Tüm ideolojiler de Toplumsal Ahlâk akımları olarak tanımlanabilirler.

İdealizm görüşünü savunmuş olan iki filozof, kadim dönemde Platon (M.Ö 427 – M.Ö. 347) ve modern dönemde Immanuel Kant’tır (1724 – 1804). Platon, varlık dünyasının dışında, ideal bir kavram (düşünce) dünyası olduğunu savunmuş ve varlığın esas olarak düşünceden kaynaklandığını söylemiştir.  Kant da aynı şekilde, ideal iyiliğin var olduğunu savunmuş ve Latince olan “Summum Bonum” (en üstteki ideal iyilik) kavramı üzerinde durmuştur.

Toplumsal ahlâk üzerine görüşler ileri sürmüş olan bir diğer düşünür M.Ö. 551 ile M.Ö. 479 yılları arasında yaşamış olan Çinli filozof Konfüçyüs’dür. Konfüçyüs, toplu halde yapılan ayinlere, örflere ve âdetlere önem vermiş ve evrende belirli bir düzen olduğu gibi toplumda da düzenin var olması için liderlerin ahlâklı olmaları gerektiğini söylemiştir. Ayrıca, adaletsizliğe adaletle karşılık vermek gerektiğini ve insanın kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmaması gerektiğini savunmuştur.

Demek ki, toplumsal ahlâk kadar, belki de ondan da daha önemli olan Kişisel Ahlâk kavramıdır. Neyin iyi, neyin kötü veya neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kişi kendi tayin edebilmelidir. Zira gerek iyilik gerekse kötülük, gerek doğru gerekse yanlış kavramları mutlak değil, görelidirler. Bugün bize kötü gibi görünen bir davranışın aslında iyi olduğu ve bugün bize doğru gibi görünen bir davranışın aslında yanlış olduğu defalarca kanıtlanmıştır. Neyin iyi neyin kötü olduğunu toplumun insana söylemesi yerine, insanın vicdanı ile iyi ile kötüyü ayırt etmesinin daha önemli olduğu görüşündeyim. Zira kişisel ahlâk insandaki erdemlerle ilgili olup, Anadolu insanının Tasavvuf ahlâkında olaylara “gönül gözü” ile bakmanın önemli olduğu önerilir. Tasavvuf ahlâkında “edeb” kavramı ayrı bir önem taşır ve her insanın ölçülü olması, aşırıya kaçmaması istenir. Eskiden her dergâhta “Edep Ya Hû” yazan levhalar bulunurdu.

Konya’da yaşamış olan bilge Mevlâna (1207 – 1273) kişisel ahlâka çok önem vermiş olan bir düşünür, bir şair ve filozoftur. Bir şiirinde şöyle der:

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Hoşgörülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Onun ahlâk anlayışında, cömertlik, şefkat, merhamet ve hoşgörü önemli yer tutar. Batı dünyasının ahlâk anlayışında ise madde ve fayda ön plandadır.

Amerikalı filozof Charles Sanders Peirs (1839 – 1914) Pragmatizm görüşünü savunmuş ve iyi ve doğru davranışların faydalı olmaları gerektiğini söylemiştir. Bu görüşte de neyin iyi neyin doğru olduğu konusu önemlidir. Zira bir kişiye veya bir topluma göre doğru gibi görünen bir davranış, diğer bir kişiye veya bir topluma zarar verebilir. Dolayısıyla karşıt kavramların mutlak olmadıkları ve bu konularda kesin fikirler ileri sürmenin istenmeyen sonuçlara yol açabileceği anlaşılıyor. Karşıt kavramlar ayırımcı Ya-Veya mantığından türerler. Bu mantığa göre bir önerme ya doğrudur veya yanlış. Oysaki her önerme duruma ve zamana göre doğru da olabilir, yanlış ta. Demek ki ayırımcı Ya-Veya mantığı yerine birleştirici Hem-Hem mantığıyla düşünmek bazı durumlarda daha uygundur. İnsan-İnsan ve İnsan-Doğa ilişkilerini yönlendiren ahlâk söz konusu olduğunda, Hem-Hem mantığıyla düşünmenin ve karar vermenin daha gerçekçi olduğu görüşündeyim.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.