Seküler Akım’a Dair

Aşağıdaki metin, Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Kral VII. Edward uzmanı Profesör Basil Willey’nin (1897-1978) Hıristiyanlığın Dünü ve Bugünü başlıklı kitabından alınmıştır. Willey, modern kültürdeki seküler akıma eşzamanlı olarak ortaya çıkan yeni ve faal bir ilahiyatın yükselişine dikkat çekmektedir. 

(…) Biz, dine hem elverişli hem de elverişsiz bir tarihi çağa girdik. Elverişsizdir, zira seküler bir akımla Tanrı’dan duyulmamış uzaklıklara doğru ilerlemekte, insanlığı hatta belki de bu büyük küreyi felaketin eşiğine getirmektedir. İnsanlar, Yeni Ahitteki eskatolojik (dünyanın sonuyla ilgilenen) söylemleri artık gönül rahatlığıyla okuyamamaktadır. Ancak, tam da aynı sebepten, yani tanrısızlığın etkilerinin şu anda korkutucu biçimde aşikâr olması nedeniyle elverişlidir. Son yüzyılda, bu seküler akım, burada ve başka ülkelerde, refah ve insan kaderinin ve hatta insan doğasının kendisinin ilerlemeci gelişimine olan yaygın inançla gizlenmiştir (pek çok Amerikalı için hâlen böyledir). Şimdi, bazı radikal hatalar nedeniyle (ki bu İlk Günah olarak yorumlanabilir), insanın seküler ya da doğal düzlemdeki çabalarının, tamamen Mammon’a (Aramicede zenginlik tanrısı) hizmet etmeye (yani tamahkârlığa), rekabete, saldırganlığa ve sonuçta kendini yok etmeye hizmet etmek üzere yön değiştirdiğini daha açıkça görüyoruz.

Basil Willey

Ayrıca Hristiyanlık reddedildiğinde, onun yerini faşizm ve Marksizm, fundamentalizm / köktencilik ya da astroloji gibi uydurma dinlerin aldığını da görüyoruz. Bu farkındalık, bazı kimselerin akıllarına (genel bir çapta olmasa da) dine doğru bir karşı-akım fikrini getirmiştir ki bu da, sözüm ona buhran/bunalım ilahiyatını doğurmuştur. Hıristiyanlık, şimdi çorak ülkedeki güvenli bir kaya parçası, fırtınaya karşı bir sığınak, mesela komünizme tek alternatif olarak sunulabilir.

Sahte dinlerin yanı sıra, seküler akım olarak adlandırdığım bu şeyin içinde işleyen başka etkiler vardır ve bu etkiler, hem söz konusu akımın ürünü olup hem de ona hız kazandırmaktadır. İnsana doğal düzen tarafından tamamıyla asimile edilmiş gibi davranmaya meyilli psikoloji ve sosyoloji bilimlerinden burada bahsedilebilir. Freudçu nosyonlar, geniş bir alana dağılmaktadır ve eski “günah kanısı”, baskıların analiziyle hükümsüz kılınmıştır. “Senin ilahi kurallarına karşı geldik.” demek yerine, şimdi biz, “Zavallı ben, annem ve babam, ben çocukken, ne kadar da akılsızca davranmış olmalılar.”diyoruz. Bunu, ev hayatındaki çöküşler, huzursuzluk, hız ve modern varoluşun yerine oturmayışı takip eder. Söz konusu durum, çoğu kimseyi herhangi bir şeyi derinlikli düşünmekten, hissetmekten soğutur; ya da yaratıcılık ile katlı düşünmenin/içe dönmenin yerine geçebilecek pek çok mekanik öğelerin geçiciliği, iç dünyayı boşaltır. Zaten fazlasıyla tanıdık olan günümüz işaretlerini teker teker saymaya gerek yok. Hidrojen bombası esasen çok kötüdür, fakat geleneksiz, sınırsız, disiplinsiz, köksüz, tanrısız, cahil ve kayıp yetişen yeni bir neslin her sabah gazetede resmedilen bir görüntüsüdür.

Öyleyse, paganizme dönüşün Hıristiyanlığı ilkel savaşçılığına döndürdüğü söylenebilir. Artık kadim ya da yerleşik bir sosyal düzenin takdisi olmayan kilise, kendini bir kez daha, gerçek bağlılığının idrakinde ve ilk Hıristiyanlar gibi dünyayı altüst etmeye hazır, dünyaya karşı duran bir azınlık olarak görebilir. Ancak sorun yine de devam etmektedir: İçine nüfuz etmeyi, dönüştürmeyi ve (günahtan) kurtarmayı bir tarafa bırakın; Hıristiyanlığın saçmalık ya da afyon olduğundan emin olan ve nasıl bir gerçek içerebileceği üzerine bir an bile kafa yormayan insan kitlelerine nasıl ulaşılacağı sorunu. Çağımızı doğru değerlendirmek adına, Hıristiyanlar kendilerine dışarıdan bakmak için büyük çaba sarf etmelidirler. İlk olarak (diyelim ki) Hıristiyanlığa has iddiaların, kendisine sadece kibirlilik olarak göründüğü dini bütün bir Hindu ya da Müslüman’ın gözünden ve ardından da, Hıristiyanlığı foyası çoktan ortaya çıkmış bir efsane olarak gören pek çok Avrupalı kardeşimizin gözünden bakmalıdırlar. İşte o zaman, üzerlerindeki sorumluluğun, aslında başkalarının yanlışlarını göstermek değil, kendilerinin ne şekilde haklı olabileceklerini göstermek olduğunu hissedebilirler.

Aslında bu yönde bir çaba sarf edilmekte; Hristiyan teologlar ve diğer düşünürler, en yeni bilgileri ve yenilenmiş ilahiyat çalışmalarını kullanarak, Hristiyanlığın bir cevabı olduğunu, günümüzün sorunlarına ve endişelerine tek geçerli cevabı sunduğunu göstermeye çalışmaktadırlar.

Zamanın ruhunun gerçekleştirdiği devasa saldırılara rağmen, din, hatta Hıristiyanlık, bir şekilde hayatta kalmış, fakat ilahiyat bir kez daha değişmiştir. (…)

Hıristiyanlık, doğal ve tarihi bilimleri bastırmaktan artık vazgeçmiş, kendini onların kategorilerine uydurma çabalarına son vermiştir. Ve artık şunu daha net görmektedir: Onun işlevi, kendini doğal ve tarihi bilimlere adapte etmek ya da onların yerel gerçekliklerini inkâr etmek değildir; onlardan ayrı durmak ve onların görmezden geleceği ihtiyaçlar üzerinde -ezel ve ebedin ilahi sırrında, kaynağı ve sonu olarak bütün doğal nedenselliği kuşatan transandant (aşkın) gerçeklikte- ısrarcı olmaktır.

Basil Willey, Hıristiyanlığın Dünü ve Bugünü, 1952, s. 7, 15, 133.

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikÜçüncü Zaman
Sonraki İçerikBeyti Dost Celse: 13 

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kendini Terketmek

İnsan kendisini nasıl doğurur? Daha açık ifadeyle kendisini nasıl terk eder? Gerçekliğin farkına varma sürecinde kendisine tekrardan nasıl dönebilir? Bu mümkün mü? Gündelik hayat...

Kropotkin, Anarşizm ve Devlet

Baskı ve barbarlık içindeki bir geçmişin mirasıyla oluşturulmuş, ister seçilmiş olsun, ister devralınmış herhangi bir otorite tarafından dayatılmış yasalarla değil, kişiler arası ilişkilerin özgürce...

Kendine Yürümek I. Bölüm

Kendin olmak, ruhun şekilsiz ve koşulsuz bir hal almasıdır. Ruh, kayıtsızlık içinde uçarken, nesnelere çarpan "varoluş" kendine kaçacak delik arar. Gerçek, bu kendinden geçiş...

Düzenli Seks Yapan Irmaklar Kabilesi

Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka...

Halkın ve Toplumun İhtiyaçları

İnsanlar, tüm zorlanmalara rağmen medeniyetin taşınmasını sağladı ve medeniyetin yan ürünü olan uygarlık, geçmişten bugüne var olmaya çalışıyor. Medeniyet denilen mefhum, nitelikli bilginin insanlar...

Ne Kadar Bilinçliyiz?

A. Bilinç Nedir? Geçmişten günümüze pek çok filozof ve bilim insanı bilinci gizemli buldukları için bu konuyu araştırmaya tabi tutmuşlardır. Genel anlamda bilincin tanımı şu...

İstanbul Sıkıntısı ya da Cinler Saltanatı ve Max Stirner’in Cinleri

Bir yaşam felsefesi örneği. Ruhun çöllerine ayak basarken et halini almış düşüncelerle, etsel sözcüklerle, bedensel tinlerle ilişkimi dillendireceğim; hem arı düşünceden hem arı etten söz...

Dilbilimcilerin Köy Çocukları ve Askerlik Üzerine Türkçe Eleştirileri

Kendini ifade etmek önemlidir, kendini iyi ifade etmek daha da önemlidir, bilhassa hayattayken bunu yapabilmek büyük maharet ister, sırf bu yüzden ölenleri hatırlıyorum. Trajikomik....

Lacrimosa: Akan Göz Yaşları

Requiem (ayin) boyunca zihninde dönüp duran tek yakarıştır bu: "Madem bana Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin, onu anlamamı sağlayacak zekâyı da vermeseydin" İçine girildiği andan itibaren varlık...