Henüz zamanı gelmedi. Zamanı geldiğinde sana elini uzatacaktır. Bu yüzden sabret, “O” sessizce izliyor. Teker teker, sıraya dizilmiş, akışkan bir seyir halinde birbirlerinin içinde kaybolmalarına gururla bakıyor. Evet, henüz zamanı gelmedi. Ham meyvenin olgunlaşması gerek, ağacına (köklere) aykırı davranan asi bir dal neye yarar? Beyhudedir uğraşı, beyhudedir kendine olan aşkı.

Evet, nicedir bekleniyordu. Her bir yok oluş, mükemmel ahengin içinden süzülerek bir haz pınarına dönüşüyor, ruhun simyası perçinleniyor, kurtuluşu müjdelenenler muazzam bir birleşmeye çağrılıyordu. Çağrı, acı çekenlerin hislerine tercüman olmuştu hep, sessizlik şefkatini onlar için besliyordu. Onlar ödüllendirildiler, onlar beklendiler, hasret ve sevgi buluşmasına ramak kalmıştı. “O” ise sessizce birleşmeyi bekliyordu. Yarattıklarına âşık bir yaratıcının son şiiri yazılmak üzereydi. Henüz tadılmayan “O” (adsız) keşfedilmeye çok yakındı.

Çarklar dönüyor, rakamlar işaretlere, işaretler ruhlara, sevap günaha baskın çıkıyor, her biri kendi içinde diğerini kabul ediyordu. Kabul edilenler aynı seviyede kalıp bir diğerine çağrıda bulunarak alttakilere yol gösteriyordu. Sonunda hiçbir fark kalmayıncaya kadar her biri diğerine katıldı ve çoğaldılar: Çiftleşme başladı, kutsallığın son birlikteliği her birini bütünlüğe taşırken, utanç, ruhları esir aldı. Utanç, bir yüz çevirmeden ziyade bir kabulleniş ve hesaplaşma gibiydi. Düşmanlığın ve nefretin ortadan kalktığı bu zaman dilimi daha saf olan bir âleme işaret ediyordu. Saflaştıkça utanç artıyor, yükselenlerin gölgesi yeryüzüne vuruyordu. İşaret edilen henüz uzaktı. Uzak ise yakına hasretti.

Varoluşun zengin topraklarından çıkan eşsiz bir duaya gelmişti İnsan. Her biri bu duaya sessiz ve kalben eşlik ediyor, aciz ve sıradanlıkları için af diliyordu. Zayıf ve günahkârlar yükselenlerin yardımını istedi fakat olmadı, yaşam sadece O’ndan geliyordu ve bir ödüldü hakedenlere.

Soluksuzca akıyordu “Işık.” Işığa kıyafetlenenler yakıcı bir rüzgarın yoldaşlığında etrafta uçuşuyor, yaradılışın mükemmelliğine biat ediyorlardı. Dağ, kopan kayaya hükümran olmuştu artık, kendisinden uzak kalanı arzuluyor, parçalanmış olan bütüne gelmek istiyordu. Parçanın bütüne olan aşkı büyük bir özlemle çalkalanıyor tüm boşluğu dolduruyordu. Acının yerini korku alırken, sefil bedenlere tekrar bir çağrı duyuldu: Kendi kendini yok et! Zayıf ve tamahkârsın. Lakin böyle yaratıldın. Dünyanın sefil bir yer olduğunu da gördün. Zamanın sonu geldi, doğrul, şükret ve karış!

Ama sakın korkma: Sessizliğin ahenginde herkese yer var.

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.