Kategoriler

Bir bağlantı içinde söylenmeyenlerin her biri, varlık, nicelik, nitelik, görelik, uzam, zaman, durum, iyelik, etkinlik ya da edilginlik belirtir. Biçimsel olarak söylersek, “insan” ve “at” varlık; “iki dirsek” veya “üç dirsek” nicelik; “ak” veya “dilbilimci” nitelik; “iki misli”, “yarım” veya “daha büyük” görelik; “Lise’de” veya “çarşıda” uzam; “dün” veya “geçen yıl” zaman; “uzanmış” veya “oturuyor” durum; “ayakkabılı” veya “silahlı” iyelik; “kesmek” veya “yakmak” etkinlik; “kesilmek” veya “yakılmak” edilginlik belirtir…

Söylediklerimizden hiçbiri, tek başına önerme olmaz. Önerme, bunların birbirine bağlanmasıyla olur, çünkü görünen odur ki, her önerme doğru ya da yanlış olabilir. Oysa, bir bağlantı içinde söylemediklerimiz -sözgelişi “insan”, “ak”, “koşuyor”, “galip geliyor”- yanlış da doğru da olmuyor. İlk başta ve asıl anlamıyla varlık -örneğin, belli bir insan ya da belli bir at- ne bir taşıyıcı için söylenen, ne de bir taşıyıcının içinde olan varlıktır. Tür olarak birincil varlık denilenler ile bu türün cinslerinin içinde var olanlara, birincil varlıklar denilirken; bu türün cinslerinden olanlara ikincil varlıklar denir. Mesela, bir insan tür olarak “insan”, türünün cinsi olarak canlı’dır. O halde, bunlara, insan ve canlı’ya ikincil varlıklar denir…

aristo-kategoriler-felsefehayat_6

Söylediklerimizden açık ki, bir taşıyıcıya hem adın, hem de tanımın yüklenmesi zorunludur. Sözgelişi, “insan” taşıyıcı olarak belli bir insana yüklenir, adı da belli bir insana yüklenir. “İnsan”ı belli bir insana, insanın tanımını da belli bir insana yükleyeceksiniz, çünkü belli bir insan “insan”dır. O halde hem ad, hem tanım taşıyıcıya yüklenmiş olacaktır. Taşıyıcıyı içinde barındıranların çoğunda, ne ad, ne tanım taşıyıcıya yüklenir ama kimilerinde adın taşıyıcıya yüklenmesine engel yoktur, tanımın yüklenmesi ise olanaksızdır. Mesela, taşıyıcı olarak cisimde olan “ak” taşıyıcıya yüklenir ve “ak cisim” denir, oysa “aklık” tanımı hiçbir zaman cisme yüklenmeyecektir. Ötekilerin hepsi ya taşıyıcı olarak birincil varlıklara yüklenir ya da onların içindedir. Bu, tek tek ele alınınca açıktır: “Canlı” insana yüklenir, o zaman belli bir insana da yüklenir, çünkü belli insanlardan hiçbirine yüklenmeseydi, genel anlamda “insan”a da yüklenmezdi. Yine, renk bir cisim içindedir, öyleyse belli bir cismin içindedir. Tek tek onların hiçbirinde olmasaydı, genelde “cisim”de de olmazdı. Demek ki, ötekilerin hepsi ya taşıyıcı olarak birincil varlıklara yüklenir ya da onların içinde bulunur. O halde, birincil varlıklar olmadığında, bir başka nesnenin olması olanaksızdır…

İkincil varlıklar içinde tür, cinsten daha çok varlık olur, çünkü birincil varlığa daha yakındır. Birincil varlığın ne olduğu açıklanırken cins yerine tür belirtilirse, daha bilinir ve yaklaşık bir açıklama yapılmış olacaktır. Mesela, belli bir insan, “hayvan” yerine “insan” adı verilerek, daha bilinir biçimde açıklanabilir. Çünkü ikincisi, belli bir insana daha özgü, öteki daha ortaktır. Yine, belli bir ağaç için “bitki” yerine “ağaç” adı verilerek daha bilinir bir açıklama yapılabilir. Öte yandan birincil varlıklar, bütün öteki nesneler için taşıyıcı olmaları, öteki nesnelerin hepsinin onlara yüklenmeleri ya da onların içinde bulunmaları nedeniyle, asıl varlıklar adını alırlar. Birincil varlıkların öteki nesnelerle ilişkisi nasılsa, türün cinsle ilişkisi de öyledir, çünkü tür cins için taşıyıcıdır, cinsler türlere yüklenir, türler cinslere yüklenmez. Bu nedenle de tür cinse göre daha çok varlık olur. Cins olmadığında, türlerden biri ötekinden daha çok varlık olmaz. Nitekim “insan”ı belli bir insana göre açıklayan, “at”ı belli bir ata göre açıklayandan, hiç de daha yaklaşık bir açıklama vermiş olmayacaktır. Yine, birincil varlıklarda da biri ötekinden hiç de daha çok varlık olmaz; tıpkı, belli bir insanın, belli bir öküzden hiç de daha çok varlık olmadığı gibi.

Birincil varlıkların dışında kalan nesnelerden yalnızca türlere ve cinslere ikincil varlıklar denmesi usa uygundur, çünkü yüklenenler içinde yalnızca onlar birincil varlığı ortaya koyar. Biri belli bir insanı açıklayacak olsa, türünü veya cinsini vererek uygun açıklama yapmış olacak; “canlı” yerine “insan” olduğunu söyleyerek de daha bilinir kılacaktır. Ama “ak”, “koşuyor” ya da bu tür başka bir şey söylese, daha uzak bir açıklama yapmış olacaktır. O halde, diğerleri içinde yalnızca bunlara varlık denmesi uygundur.

Öte yandan, birincil varlıklar öteki nesnelerin hepsi için taşıyıcı olmalarından ötürü, asıl varlıklar diye belirtilir. Birincil varlıkların türleriyle cinslerinin bütün geri kalanlar karşısındaki durumu şöyle olur; geri kalan her nesne bunlara yüklenir. Belli bir insanın dilbilimci olduğunu söylersen, dilbilimcinin “insan” ve “canlı” olduğunu da söylemiş olursun. Öteki durumlarda da bu böyledir.

Bir taşıyıcı içinde olmamak, varlıkların hepsi için ortak bir nitelik. Birincil varlık, ne bir taşıyıcı için söylenir, ne de bir taşıyıcı içinde olur; ikincil varlıkların ise taşıyıcı içinde olmadıkları açıktır. Şöyle ki, “insan” taşıyıcı olarak belli bir insan için söylenir ama bir taşıyıcı içinde değildir; çünkü “insan”, belli bir insanın içinde değildir. Aynı şekilde, “canlı” da taşıyıcı olarak belli bir insan için söylenir ama belli bir insanın içinde değildir. Öte yandan, bir taşıyıcı içinde olanların adının, kimi zaman taşıyıcıya yüklenmesine engel yoktur ama tanımın taşıyıcıya yüklenmesi olanaksız olur. İkincil varlıklarda ise hem tanım, hem de ad taşıyıcıya yüklenir. İnsanın tanımını belli bir insana, hayvanın tanımını da belli bir insana yükleyeceksin. O halde varlık, taşıyıcı içinde olanlardan olamaz ancak, bu yalnızca varlığın bir niteliği değildir, ayırıcı özellikler de bir taşıyıcı içinde olamazlar. Yürüme, iki ayaklı olma, taşıyıcı olarak “insan” için söylenir ama bir taşıyıcı içinde değildir, çünkü yürüme, iki ayaklı olma, “insan”ın içinde değildir. Ayırıcı özelliğin ifade ettiği şeyi, ayırıcı özelliğin kendisi de yüklenir; sözgelişi, yürüme insan için söylenirse, yürümenin tanımı da insana yüklenecektir ve nitekim yürüyen insandır. Varlıkların parçalarının bütün olarak taşıyıcı içinde bulunmalarına karşın, kimi kez onların varlık olmadıklarını onaylamak zorunda kalmamız bizi şaşırtmasın, çünkü taşıyıcı içinde olanların bir şeyde parça olarak bulunduklarını söylerken, bunu kastetmiyorduk…

Her varlığın doğrudan bir nesne belirttiği görünüyor. İlk/birincil varlıkların doğrudan belli bir nesne belirttikleri tartışma götürmeyecek biçimde doğrudur, çünkü bölünmez, sayıca tek olan bir şey olarak açıklanmıştır. İkincil varlıklar adlarının biçimi nedeniyle -“insan” ya da “canlı” dendiğinde- doğrudan belli bir nesne belirtiyormuş gibi olur ama bu doğru değildir; daha çok bir nitelik belirtirler, çünkü taşıyıcı ilk/birincil varlıktaki gibi tek değil, “insan” ya da “canlı” çok şey için söylenir. Öte yandan, “ak” gibi saltık anlamda bir nitelik de belirtmezler, çünkü ak, nitelikten başka hiçbir şey belirtmez ama tür ile cins bir varlık konusundaki niteliği belirtir, belli bir varlığın niteliğini gösterir. Cins için yapılan bir belirlemenin kapsamı, tür için yapılanınkinden daha geniştir, çünkü “canlı” diyen, “insan” diyenden daha geniş bir kapsamı belirtmiş olur…

Varlığın çok belirgin bir özelliği de, sayıca bir ve aynı olduğu halde, karşıt nesneleri kabul edebilir olması gibi görünüyor. Bütün öteki nesnelerde, karşıtları kabul edebilen hiçbir şey gösterilemez. Mesela, sayıca bir ve aynı olan renk, hem ak hem kara olmayacak; sayıca bir ve aynı olan eylem de hem erdemli hem erdemsiz olmayacaktır. Varlık olmayan öteki şeylerde de bu böyle. Oysa varlık, sayıca bir ve aynı olmasına karşın, kesinlikle karşıt şeyleri kabul eder. Mesela, bir ve aynı olan belli bir insan, kimi zaman ak, kimi zaman kara, hem sıcak, hem soğuk, hem erdemli, hem erdemsiz olabilir. Ötekilerin hiçbiri böyle görünmüyor…

Aristo, Kategoriler, Çeviri: Saffet Babür, İmge Kitapevi Yayınları, 1996.

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Maneviyat Karanlıkta Örülür

...Ve Siyahtı bir manzum eser... Yazar Serdar Bayraktar'ın ilk kitabı. 123 sayfalık ve yazarın çeşitli yıllarda kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor. ...Ve Siyahtı daha ilk baştan sizi sarhoş...

İstanbul Kitap Fuarı’nın Teması Felsefe

Bu yıl 35. yaşını kutlayacak, TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği ortaklığında düzenlenen Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın teması ve onur yazarı belli oldu. Kitap fuarı...

Arafta Kalanlar

İnsanoğlu var olduğundan beri devamlı tanrıyı aramış, bulamayınca da onu var kılmaya çalışmıştır. Bunun nedeni; ölümle gelen yok oluşu kabullenememe olduğu kadar, doğa karşısında...

Hellraiser

Hellraiser, cinayetlerle, kan ve ceset dolu bir senaryoyla karşımızda… Seri olması yanında her bölümde izleme doyamadığım Pinhead karakteri baştan aşağı mükemmel bir retorik makinesi...

Şair Akıldan Korkmamalıdır

Güzellik kavramı olmadan işin içinden çıkamayacağımız ortadadır. Bu kavrama gereksinmek yüz karası değildir, ama yine de kişiyi kararsızlığa iter. Anlatım Olarak Şiir Şiir, anlatım olarak nitelendirildiğinde,...

Ayrıntının Vazgeçilmez Olasılığı

Bilmemek en güzeli. Acıyı dindirmek için yola çıktığında, benliğin kayıtsız bir tanrının uğrak yeri olur. Sen artık başkası olursun. Bu yüzden en iyisi biricik...

Editörümüz Düşünbil’ de

Düşünbil Dergisi 45. sayısında, felsefehayat.net editörü Can Murat Demir'in "Bir Seri Katil Profili: Hannibal Lecter" başlıklı inceleme yazısını yayınlamaya değer buldu. Böylece, Editörümüz Can Murat Demir...

Biyolojinin Felsefi Temeli

John Scott Haldane (1860–1936) İngiltereli bir biyologdu, New College Oxford’da ders veriyordu ve Birmingham’daki Madencilik Araştırma Laboratuvarı’nın yöneticisiydi. Biyolojinin Felsefi Temeli (1931), Dublin Üniversitesi’nde...

Gülmeyen İnsan Özgür Olamaz

Gülen Türkiye demokrasi, gülmeyen Türkiye totalitarizm demektir. Otorite gülmekten, güleryüzlü olmaktan, gülenlerden korkar. Gülemeyenin kendisinden korktuğunu biliyordur. Kâbusu: “Gülen Türkiye.”  Önce e-psikiyatri portalından bir haber: Gallup...

Şiddet Üzerine Düşünceler

Fransız mühendis ve sendikalist Georges Sorel (1847-1922), Şiddet Üzerine Düşünceler (1908) adlı eserindeki tezlerini ilk önce 1890-1895 arasında yayımladığı bir dizi makalede açıklamıştı. Bu...

Putları Niçin Kırıyoruz?

Her cemiyetin yaşadığı devre mahsus bir takım mefkureleri vardır. Bu mefkureleri insanlar mücerret bir şekilde kavrayamadıkları için onları bazı fertlerde temessül etmiş görmek isterler....

Fight Club: Vak’a Analizi

Anahtar Kelimeler: Modernite, Şizofreni, Kapitalizm, Şiddet Vaka: Fight Club filmi ışığında “Modernite” kavramına bakış. Tanımlar Modernite, 18.yy aydınlanma felsefesiyle başlayan, geleneksel değerlerden kopuk, sanayi toplumunun öngördüğü toplumsal...

Marslı’nın Yazarı Ay’da Geçen Bir Polisiye Yazıyor

Marslı adlı bilimkurgu kitabıyla adından sıkça söz ettirmeyi başaran Andy Weir, bir sonraki kitabının Ay’da geçen bir polisiye romanı olacağını açıkladı.  Geçtiğimiz şu son iki...

Mantıksızlık Çağımız

Tillich gibi, Franz Alexander da (1891-1964) Avrupa kariyerinin ardından ABD’ye gitmiştir. Alexander, Budapeşte’de dünyaya gelmiş ve eğitim almıştır. 1921–1930 yıllarında Berlin’de Psikanaliz Enstitüsü’nde ders...

Acılar Masal Olsun

Küfür gibi terk ettin. Karakterine yakıştı sevgilim. Kimse senin kadar ana avrat düz gidemezdi. Benden sonraki durakların kimler acaba? Kiminle kan kırmızı gecelerin ardından,...