Kardeşim, birden ağlamaya başladı.
Ne olduğunu anlamadım.
Ve bana:

Abla iyi şeyler olacak mı? dedi.

Kaçamak bakışlarla ayaklarım kitaplara doğru yöneldi. Doğru ya ne zaman ruhum daralsa, bir soru sorulsa bana, kitaplara sarılıyordum ya da kaçıyordum kendimden ve gerçeklerden. Sorduğu sorunun zorluğundan mı bilinmez bir kitap alıp sayfaları hızlı hızlı çevirmeye başladım. Yüzümün asıklığı ve ellerimin titrekliği ile bir hüzün kapladı yüreğimi. Oysa dönüp iyi bir şeyler olmayacağını söylemeliydim. Kendimi yalanlarla avutmak istemedim. Çünkü ben de iyi biliyordum ki iyi şeyler olmayacaktı. Çevirdiğim sayfalardan birinde kitabımın üstüne yazdığım Gökhan Özcan’ın bir sözü dikkatimi çekti. Sonra kardeşime doğru korkak adımlarla ilerledim. Gözyaşlarını sildim titreyen ellerimle ve acı bir tebessümle şu sözü söylemeye başladım:

Üzülme kelebeğim, bugünü atlatırsak yarın diye bir şey yok

Evet, kelimeler acıları örtmeliydi ya da avutmalıydı bizi. Hatta sadece acımızı almakla yetinmeyip, öcümüzü de almalıydı. Bizi bize karşı yok etmeye çalışan bütün hiçliğimizi de alıp götürmeliydi. Ne geriye gözyaşları kalmalıydı, ne de pişmanlıklar. Kendimi yok ettiğim sorularda bulmamak için, bir daha aynı boşluklarla kitaplara sığınmamak için kelimeler almalıydı öcümüzü.

Sonya Bayık

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.