Türkçede ‘varlık’ sözü değişik anlamlarda kullanılır. Bir tanımına göre “var olan her şey” varlıktır. Diğer bir tanımında sadece “önemli ve değerli” olanlara varlık denmektedir. Örneğin, maddi bir zenginliğe sahip olan kimseye “varlıklı insan” deniyor. Diğer taraftan, değerli oldukları kabul edilen tarih ve tabiat (doğa) varlıklarından söz edilir ve onların korunması istenir.

M.Ö. 540-480 yılları arasında yaşamış olan Efesli Heraklitos varlığın tekliğini savunmuş ve “Bir varlıktan bütün varlıklar oluşmuştur ve tüm varlıkların kökeninde tek bir varlık bulunur” demiştir. Keza M.Ö. 515 yılında doğmuş olan Parmenidesevrende değişen hiçbir şey yoktur” görüşünü savunmuştur. Bu görüşte varlığın tek olduğu ve değişimlerin yanıltıcı oldukları varsayılmaktadır. Büyük bir İslam düşünür olan Muhiddin İbnül Arabi (1165 – 1239)  “Vahdet-i-Vücud” felsefesini ileri sürmüş ve “Tanrı’dan başka bir şey yoktur” demiştir. Ona göre varlık bölünmez bir tekliktir ve sürekli südur eder, yani taşar. Var olanların çokluğu ve hareket edenler bu taşma olayının görüntüleridir. Bölünmez ve sonsuz varlık alanına kadim düşünürler ehadiyet alanı demişlerdir. Modern bilimler aynı alana enerji alanı demektedirler. Tüm var olanlar, bütünsel enerji alanı içinde oluşmuş yerel yoğunluklardır. Madde dediğimiz yer kaplayan ve kütle içeren nesnelerin de birer enerji yoğunluğundan ibaret olduklarını hem Görelilik kuramı hem de Kuantum kuramı kabul etmiş ve deneysel olarak da kanıtlamışlardır.

17. yüzyılın önemli düşünürlerinden olan Baruh Spinoza (1632 – 1677) Tanrı’nın doğadaki tüm varlıklarda bulunduğunu ileri sürmüş ve bu görüşe Panteizm demiştir. Panteizm görüşünün İslam düşüncesindeki karşılığı “Vahdet-i Mevcud” kavramı olmaktadır. ‘Vücud’ soyut ve tanımsız iken, ‘Mevcud’ olanlar sonlu ve sınırlıdırlar. Hem Panteizm hem de Vahdet-i Mevcud anlayışı, maddeci ve rasyonalist bir yorumun ürünüdürler.

İnsanlar için var olanlar, beş duyu ile algılanabilen somut nesnelerdir. Örneğin bir müzik parçası maddi olmadığı halde kulağımızla algıladığımız için, somut bir nesne olarak tanımlanabilir. Teknik ve teknoloji sayesinde somut olarak algıladığımız var olanların alanı genişleyip artsa da, somut olarak algıladıklarımız sonsuz değildirler. Soyut olan düşüncelerin ehadiyet (teklik) alanı ise sonsuz ve sınırsızdır. Soyut olan akıl ve mantıkla değil, sezgi yardımıyla insanın bilincinde belirir. Bu belirmede hayal ve arzu bulunur. Zira insanların tüm etkinlikleri arzudan türer. İnsan bir arzu varlığıdır ve çevresindeki var olanlarla etkileşmesinde dört aşama kullanır. Bunlar: ilgi, istenç, yöntem ve eylem aşamalarıdır.

Çevresini merak eden insan önce ilgi duyar. Ardından ilgi duyduğu her neyse onu anlamak ve açıklamak için istencini kullanır. İstenç istekten farklıdır ve insanın tüm yetilerini ve özellikle sezgisini içerir. İstenç akıl ve mantık ile değil, sezgilerle ortaya çıkan bir olgudur. İstençle ortaya çıkanı yorumlamak ise belirli bir yöntem sayesinde olur. Modern bilimler belirli yöntemler kullanarak gelişmişlerdir.  Tüm icatların kökeninde, belirli bir yöntem kullanan insanların eylemleri bulunur. Yöntemlerin gelişiminde insanların hem bilinçli hem de sezgisel “yaratıcı” yetenekleri rol oynar. İnsan hiçbir şeyi yoktan var edemez, ancak sezgi ve aklını kullanarak var olanlara şekil verir ve eylemde bulunarak yeni bir şeyi ortaya çıkarır. Böylece hem kendisini hem de çevresini değiştirmeyi başarır.

Kendini değiştirmeyi başarabilen insanın farkındalığı da artar. Farkındalık, içsel bâtıni ve dışsal zâhiri bilgilerin bütünlüğünü içerir. Zâhir olan yani zuhur eden, aniden kendini belli edip ortaya çıkandır. İnsan ancak bu bâtın ile zâhir birlikteliği sayesinde varlığın tekliğini kavrayabilir. Bâtın ve zâhir farkındalığı olmadan ve sezgiler devreye girmeden, tüm var olanların birliğini ve varlığın tekliğini kavramak mümkün değildir.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.