Bayan N.’nin Hikâyesi Vol.3

Buna dayanamıyordum. Artık başka bir şeye dönüşmeye başladığımı hissediyor, bu yükü taşımakta zorlanıyordum.

3 yıl öncesi…

T. ile Aralık ayında karşılaşmıştım. Onu yaklaşık 2,5 aylık bir takibin sonunda almıştım. Şubat’ın sonuydu,  4 gün sürmüştü arınması ve 5. gün gitmesine izin vermiştim. T. “tam bir beyefendiydi” demek, az da olsa hakkında övgü dolu sözler söylemek isterdim ama ne yazık ki değildi. Namussuzun tekiydi! Sonuna kadar hak etmişti ölümü! Çok iyi bilirdim T. gibilerini. Doymazdı bunlar, yemeye içmeye taparlardı. Paraya da düşkündüler. Lüks içinde yaşamayı ve israfı severlerdi. Geride kalanlara ise bunların ayıp ve günah olduğunu öğütlerlerdi. İşte T.’yi böyle bir ortamda keşfettim, orta yaşların bir hayli üstünde hafif göbekli iri bir adamdı. Yemek yerken görmüştüm onu, manzara o kadar iğrençti k kusmamak için zor tutmuştum kendimi. Hep söylerim, bir insanı tanımak istiyorsan onunla sevişmelisin ya da yemeğe çıkmalısın… T. ağzındakileri mideye indirirken kendinden geçiyordu, yediği ete söyleniyor, bir kaç gün önce yaptığı barbeküyü anlatıyor, bunların sürekli kıyaslamasını yapıyordu. Sonra, marketlerin et reyonlarını ve alışveriş yaptığı kasabı karşılaştırıyordu. Kendi kasabı bir kaç kuruş fazla alıyormuş belki ama eti mükemmelmiş! Evet, bu muhabbet aynen böyle ve daha da tatsız tuzsuz bir biçimde yaklaşık 1 saat sürdü. Bu ortamda tanıştım onunla, dönüp baktım ona ve tiksindim. Patlak gözler, şiş dudak, kısa bıyık, lüks araba kontağı, sigara, telefon…

Bu lanet adamı taşırken çok zorlanmıştım, benden hayli iriydi, kokusu berbattı! Her neyse, uyandığında o güçlü kudretli adam kuzu gibi olmuştu, önce bedeninden utandı. Çıplaklık çok önemliydi böyleleri için, çünkü her daim etiket ve üniformaları vardır bunların, böyle yağ ve kıl dolu vücutlarını bir başına gördüklerinde hep aynı tepkiyi verirler… Şaşırmamıştım.

Utanç ve korku birarada bekler,
Tapındıklarını bulamazlar, kuytu karanlıkta

Çok geçmeden yalvarmaya başladı. Bana yalvarma aptal adam, seni esir düşürene yalvar, seni koruyamayana diye bağırdım. İşte bendeki değişimi bu an da fark ettim. O yalvarıyordu ve ben tahrik oluyordum. Hiç böyle olmamıştım, çıplaklık ve taciz beni nadiren cezbederdi. Şimdiye kadar birçok meslek/yaş grubundan insanı arındırdım; onlar da yalvarmıştı, sızlanmıştı ama böylesi bir tahrik olma durumunu yaşamamıştım. Haz alırdım onları hizaya getirirken ama o bu farklı bir duyguydu. Hiçbir kurbanımı seyrederken boşalma isteği duymamıştım çünkü mutluluk daha baskın bir duyguydu. Onları özgürleştirdiğimde, uçardım. Ancak bu kez işler ters gitmişti.

T., karakter olarak gördüğüm en zayıf kurbanlarımdan bir tanesiydi, hiç direnmedi. Onurunu ayaklar altına aldı; o böyle bayağı davrandıkça ne kadar doğru bir seçim yaptığımı söyleyip neşeleniyordum. T.’yi bedeniyle vedalaştırırken kan akıtmayı hedefliyordum ancak vazgeçtim çünkü T. beni çileden çıkartmayı başarmıştı. Düne kadar tapındığı tanrısından çok bana yalvarmaya başlamıştı. Bu durum beni hem tahrik ediyor, hem de böylesi bir sıradanlık öfkemi körüklüyordu.

4. günün sonunda defalarca boşalmış ve yaptıklarının pişmanlığıyla boğulmuş bir adama dönüşmüştüm. Bu beni kahrediyordu, bu ben değildim! Bu karışık duygularla debelenirken T. de elinden geldiğince işleri zorlaştırıyordu, bıkmıştım artık, midemi bulandırıyordu. Bir sabah yine tüm gücüyle tapınmaya çalıştı bana, sahip olduğu her şeyi bana vermeyi teklif etti, karısını da… İlk kez o gün dokundum ona, yumrukladım, yumrukladım… Yorulana kadar durmadım, tanrına yalvar diye bağırıp durdum, vurdum vurdum… Suratından akan kanlar göbeğine oradan da penisine akıyordu. Ne istersem yapacakmış, aynen böyle söylüyordu; seni sikmeyeceğim, acıyla öleceksin lanet adam dedim! Acıyla öleceksin! Sana da öğreteceğim arınmayı…

Kan, penisinden yere damlıyordu. Yeniden tahrik olmuştum, sertleşmiştim, bir köşeye çekildim. Hırladım, haykırdım, dokundum kana, bıraktım içimden çıkanları, akıttım neşemi yerlere…

Yıkansın kirin
Bekle ölümünü…

Akşam saatleriydi yeniden yanına geldim. Vakit kaybetmeden yalvarmaya başladı. Ağzına huniyi dayadım ve içebildiği kadar su içirerek karnını suyla doldurdum. Sonra penisinin ucunu sıkıca bağladım, feryat etmeye başlayınca ağzını da bağladım. Sessizlik istiyordum. Süreci hızlandırması ve mesaneye daha fazla baskı yapması için mesane çevresini bir bez parçasıyla sıkıca sardım.

Tam T. ‘ye yakışacak rezillikte bir ölüm… Aldığım zevk eksiksizdi. Bırakıp gidemedim, izlemeliydim. Şu an anlatırken bile gülümsüyorum, kahkaha atıyorum, sertleşiyorum. İlk olarak penisi morarmaya başladı. Zaman hızlı akıyordu. Birçok ölüm ve acıya şahit olmuştum ama böylesi bir feryada şahit olmamıştım. Soluksuzdum artık, mesane ve penis arasındaki gerilim muhteşemdi, tepiniyordu! Mesanesinin boşaltılması karşılığında ellerini ve ayaklarını kesmemi istiyor, dileniyordu, bilincini kaybetmek üzereydi. Saatler ilerledikçe acısı da arttı, bazen nöbet geçiriyor bazen bayılıp tekrar uyanıyordu. Tepki vermeden izledim.  Nöbetler devam ederken T. sona yaklaşıyordu. Ağzındaki bağı çözdüm artık hareketleri ağırlaşmıştı, bağıracak gücü kalmamıştı. Çığlık atamıyor sadece sızlanıyordu.

Gözleri kanlanmıştı, tüm bedeni garip bir hal almış gibiydi. Nöbetler geçiriyor, titriyordu. Penisi şişmiş balona benzemeye başlamıştı; mor ve kırmızının her tonunu bulabilirdiniz T.’nin sefil bedeninde. Bir zaman sonra penisinden bir şeyler sızmaya başladı. Aynı durum ağız bölgesinde de oluyordu. Olabildiğince öne doğru eğilmeye çalışıyor bu onu az da olsa rahatlatıyordu. Ne olduğunu anlamadığım bir şeyler kustu, sonra bayıldı. Bilincini tamamen kaybetti. Sonra nefes almayı bıraktı, teslim olması yaklaşık 12 saat sürdü.

Gözümü kırpmadan izlemiştim olanları, ağzım/dilim kurumuştu. Ona olanlar beni derinden etkilemişti, neredeyse tüm sahne boyunca hep dik kalmıştı penisim… Ortalığı temizleyip izleri yok etmem bir kaç saatimi almıştı, T. ile vedalaşıp eve doğru yollandım. Uyandığımda neredeyse 15 saattir uyuduğumu fark ettim. Çok yorulmuştum, bunca uykuya rağmen dinlendiğim söylenemezdi. Hemen televizyonu ve bilgisayarı açtım, bir şeyler atıştırıp haberleri izlemeye başladım. Anlam veremediğim bir duyguydu bu, kurbanın kendisi bile bu kadar keyif vermiyordu bana, haberleri izledikçe kendimden geçiyordum.

Bir zaman sonra unutuldu bu olay ve ben kendimle baş başa kaldım. Baş döndüren zevkler de bitti haliyle. T. ile başlayan bu hastalıkla ilgili endişelerim çok sert bir şekilde gün yüzüne çıktı. Öldürebilirdim ama taciz edemezdim, bunu yanlış buluyordum. Bu işe bir çare bulana kadar kimseyi almayacaktım artık.

3 yıl sonra iyileştiğime kanaat getirmişken Bayan N. ‘yi almıştım. Bu kez her şey daha da kötüye gitti, Bayan N. ‘yi delicesine taciz etmek istiyordum, zorla sahip olmak istiyordum ona. Ölüme yatmış bir bedene duyulan sevgi sandım ama yanılıyordum,  Bayan N. ‘ye âşık olmuştum sanki onun bedeniyle bir olmak ona karışmak istiyordum. T. ile yaşadığım sorun şimdi çok daha basit görünüyordu gözüme, artık çıkmaza girmiştim. Bayan N.! Ona çok acı çektirdim, eziyet ettim. Teslim oldu elbet ama asla yalvarmadı, ne bana ne de tanrısına! Bir keresinde ona da küfür ettiğine şahit olmuştum. Bu beni yaralamıştı. Ne yapmıştım ben, nasıl telafi edecektim bu hatayı?

Cennetin en dibinde
Bir bakir
Kanatılmak ister

İlk kez pişmanlık duyuyordum. Gece boyunca uyuyamadım, saatlerce düşündüm. Zaman bitmişti, Bayan N. bu şartlarda yaşayamazdı artık, daha fazla bekleyemezdi. Onun için hazırladığım malzemeleri toparladım, çantaya doldurdum. Sabahın yedisi olmuştu, Bayan N. Uyuyordu. Sessizce sokulup bayılmasını sağladım. Yere serdiğim naylonun üzerine yatırdım, bütün vücudunu yıkadım, kuruladım, çantasında bulunan parfümden boca ettim bedenine. Onu izliyordum, ölü gibi katılaşmış bedenini… Kıvrımlarını, kemiklerini, ağır ağır inip kalkan karnını, göğüslerini…

Yenik düştüm
Kapansın gözlerim, bilincim
Zavallı ruhum nefes almasın

Geri dönülmez bir yoldaydım artık. Ona dokunmaktan alıkoyamadım kendimi, çok direndim ama en sonunda sınırı aştım. Artık çok geçti, bu bir veda idi, buna hakkım varmış gibi hissediyordum… Çok güzeldi, ilk kez böylesi bir duyguyu tadıyordum, kendime hâkim olamıyordum, tanrısal bir zevk içindeydim ve büyük bir günahın pişmanlığını yaşıyordum. Böyle hissetmemin nedeni onun güzelliği miydi,  yoksa benim gerçeklik algımı yitirişim miydi? Ayırt edemiyordum. Ona dokundukça, okşadıkça sanki onun kendisi oluyordum ama diplerde bir yerlerde parçalanmaya devam ediyordum.

Akıyordum, zamana karışıyordum!

Boynunu, çenesini öptüm usulca. Okşadım bütün bedenini, kasıklarını ısırdım, sırtında gezdirdim tırnaklarımı, göğsünde gezindim. Dudaklarını kanatıncaya kadar ısırdım ve nihayet içine boşaldım. Bir süre hareketsiz bekledim üzerinde, bitmesin istemiştim bu birliktelik. Artık ‘biz’ olmuştuk, onun da bunu istediğinden emindim. Dudakları kan içindeydi, vücudunun birçok yerinde çizikler ve morluklar oluşmuştu. 40 dk. sürdü, saat sabahın dokuzuydu. Büyük bir özenle giydirdim onu, giydirirken vedalaştım bedeniyle. Yumuşaklığı ve savunmasızlığı beni sarhoş ediyordu. Onu varlığımın bir parçası kılabilmek için her şeyimden vazgeçebilir, bütün bir insan ırkının yok olmasına göz yumabilirdim.

Bayan N. beni delirtmişti. Onunla gerçek anlamda bir aşk yaşadığımı hissediyordum; dudaklarından dökülmedi adım ama zevkle titredi ellerim bedeninde gezinirken.

Biliyordum, hissediyordu hepsini
O da istiyordu ‘biz’ olmayı…

Bayan N. Temiz ve özenle giydirdiğim kıyafetleriyle karşımda sandalyesinde oturuyordu, şaşkındı. Bu kez onu bağlarken canını acıtmamaya özen göstermiştim, ağzı sıkıca bağlıydı, ses istemiyordum. İyi ya da kötü, ondan bir şey duymak istemiyordum. Sonra bir şeyler oldu ve Bayan N. ‘nin cesedini hayal ettim bir an, soğuk, cansız, savunmasız ve davetkâr… Hızlıca kovdum bu düşünceyi zihnimden. Maskem takılıydı hala ama ona hayranlıkla baktığımı anlamıştı, onu korkularıyla baş başa bırakarak çıktım odadan, bedenindeki morlukları ve acıyı sevişmemizin artığı değil de bir işkence sandığı belliydi. Bir şey söylemedim. Bilmesi gerekmiyordu. Gece yarısı olmak üzereydi, biraz üşümüştü. Artık hazırdık; Bayan N. uyandığında vedalaşacaktık.

Bir süre sonra Bayan N. Uyandı. Zincirleri yoktu bu kez sadece ipler. Etrafına bakındı ve çırpınmaya başladı, yaptığının yanlış olduğunu anlamıştı. Bu tehlikeyi farkedince biraz sakinleşti ama bana en uzak noktaya doğru sürünerek geri çekti kendini. Gecenin bu saatinde zifiri karanlıkta kaçamayacağını anladı ve karanlık korkutuyordu.

Aslında üzülmüştüm kaçmak istemesine… Maskemi çıkarmalı mıyım diye düşündüm sonra boş ver dedim, beni böyle anımsamalı. Dinlemesini işaret ettim ve anlatmaya başladım kendi hikâyemi; ilgiyle dinliyor gibiydi, şaşkınlıktan ve korkudan böyle görünüyor da olabilirdi. Bir şeyler söylemek istedi ama ağzını açmadım, öleceğini düşünüyor olmalıydı. Ona zarar verdiğim için beni affetmesini söyledim, hala şaşkındı; aptallaşmıştı, Ona son bir kez dokundum, dudaklarını öptüm. Kabuk bağlamaya başlamıştı dudağındaki yara, yeniden dişlerimi ve dilimi gezdirdim yaranın üzerinde. Çığlık attı. Kanının tadını aldım, emdim. Geri çekildim ve onu izlemeye koyuldum. Yapmam gerekeni layıkıyla yapmıştım. Yükümden kurtulmuştum. İlk kez bedenim ve ruhum huzur içindeydi, uçuyor gibiydim, birazdan tüm evrenle bütünleşip bir olacaktım…

Uçsuz bucaksız bir varoluşun kendisiydim
Tanrının bir adım ötesinde

Teknenin diğer ucuna çıktım. Ağırlıkları ayaklarıma zincirleyip kilitledim, anahtarı bıraktım boşluğa. Çok sevdiğim bıçaklarımın bulunduğu sırt çantamı denize bıraktım. En sevdiğim bıçağı ise Bayan N. ‘nin önüne fırlattım, seni seviyorum dedim ve kendimi yavaşça denize bıraktım. Deniz beni kabullenmekte tereddüt etmedi, ağırlıklar hızla aşağı doğru çekiyordu bedenimi, tekne önce küçüldü sonra bulanık bir şeye dönüştü ve gözden kayboldu. Onu da Bayan N.’yi de yanımda getirmeli miydim diye düşündüm bir an ama hayır beni affedemezdi.

Çok üzgünüm, Bayan N. böyle olsun istememiştim, bağışla beni.

Bu bölgeyi özellikle seçmiştim, dip akıntısını iyi bilirdim, beni hiç bulamayabilirlerdi, onlar bulmadan cesedim eriyip gitmeliydi, esir düşmemeliydi bedenim, bunları düşününce biraz rahatladım. Şimdi nefes almak için kuduruyordum ama elimden bir şey gelemezdi, ağırlıkları çözebilmem mümkün değildi. Ciğerlerim suyla dolarken öksürmeye çalışıyordum ve daha çok suyu içime çekiyordum, nihayet bayıldım ve ölüm gelip buldu beni.

Artık Bayan N. ‘nin değildim. Tuzlu, soğuk ve derindeydim…! Olanın ve olacakların bir parçasıydım!

Varlık E.

#Hikayenin 1. bölümü

#Hikayenin 2. bölümü

POPÜLER BAŞLIKLAR

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Tekamül Merhalelerinin Sonsuzluğu

Tekamülün sezebildiğimiz tek manası, ruhun İlahi nizam ve tertip ahengi içindeki sonsuz merhaleler boyunca, aralık vermeden liyakatini artırmasını ifade eder. Bu merhaleler öyle karışık, hiçbir idrak sahibinin kavrayamayacağı öyle zor tertipler arz eder ki, bunlar kaba bir misalle, örümcek ağı gibi sonsuz bir şebeke tarzında, birbirine grift...

Ruh ve Vicdan Üzerine

İnsan ruhu değerlidir. İşlenmemiş bir elmas gibi hayat boyu parıldar, durur. Eğer bu çağrıyı fark etmezsen, o sadece toprağın altında parlayan bir maden olarak kalacaktır. Ruh...İnsanlığın yaratmış olduğu bütün pisliğe rağmen... temiz tutabilirsin onu. O, hep senindir zira hür vicdanının hizmetine vermeli ve zinde tutmalısın onu. Bunu yaparken  tek...

Orta Yere Yönelme

Ey Memmius, bırak "tüm nesneler orta yere" gelir Denen görüşü, bu konuda, durur sımsıkı çarpma Olmadan dıştan, nesneler, çözülmez, bırakmam Gerekir bu "ortaya yönelir" diyen kuramı, tümden, İnanmam gerek tüm nesnelerin kendi kendini Tuttuğuna, güçlü yığının toprağın içinde olduğuna, Suların acımasında görülen yansımalar gibi Öteye beriye gidip geldiğine inanmam gerek. Buna benzer sözlerle sürerler ileri...

Aldırma Yürü

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.. unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. yolcuya bakıp, yolunu tanıma. yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; asıl vahim olan yolcunun yolsuz...

Dünya ve Dünya Düzeni

Dünyanın düzeni ve dengenin kurulması için gerekli olan güçler belirli zamanlarda ortaya çıkmıştır. Bunlar insanlar tarafından Negatif ve Pozitif olarak seslendirilen güçlerdir. Bu güçlerin özü hakkında bilgiler ve gerçekler bir başka konudur. İnsanların büyük kısmı bu güçleri anlamış ve idrak etmiş değildir. Pozitif denildiğinde iyilik, Negatif denildiğinde kötülük...

İade(NTİHAR) Ediyorum

-kim? -nasıl? -gerçekten mi? -neden? diyecekler! O yüzden yazıyorum bu mektubu. “vakti gelen gidiyor” öyle söyleniyordu. genç ölümlerse her zaman vakitsiz olacak. ya vakit çağırdı beni ya da ben vaktimi... nasılsa adı intihar olacak, herkes anlayamadığı “ben”lerle kulaklar dolusu cümleler kuracak. şaşırmayın sakın, ölüm adıyla korkutmasın sizi! ve bilmelisiniz ki, kimseyi sorumlu tutmuyorum gidişimden. üzerimi örtmeseniz de olur,...

Tasavvuf Felsefesi

Felsefenin birçok tanımı bulunur. Bir tanımına göre: “kişisel davranış ve düşüncelere kılavuzluk yapmaya yarayan toplu ve tutarlı görüşe felsefe denir”. İnsan karakterini derinlemesine inceleyip tutarlı bir bütünlük içinde yorumlamış olan Tasavvuf disiplini, hem maddi hem de manevi bakımdan Anadolu insanına yüzlerce yıl kılavuzluk etmiştir. Tasavvufa göre insan karakteri...

”Sorgulama Vicdandan Gelir, Vicdansız İnsanlar Sorgulamaz”

Sekiz sene boyunca sadece mektupla haberleşen beş genç... Ve onları eğiten bir Gezgin... Sekiz senenin sonunda nihayet hepsi bir araya gelir ve yolculuk başlar... Dünyada tek bir kıta vardır ve bu kıta üzerinde beş siyasi güç... Bu güçler dengesinde, en güçlü imparatorluk, gücünü, özel yetenekli insanların sanatından almaktadır....

Bölüşün Dünyayı

Alın bu dünyayı! diye seslendi bir gün Zeus göklerinden İnsanlara; alın, sizin olsun artık. Armağanım olsun sizlere bu mülk, bu toprak; Ama kardeşçe bölüşün aranızda. Koştu eli ayağı tutan, kendine bir pay için, İşe sarıldı herkes, genciyle yaşlısıyla. Çiftçi ürünlerini kaptı tarlaların, Ava koyuldu asilzade ormanların içinde. Ambarlarının aldığı kadar aldı tüccar, En iyi yıllanmış şarabı...