Yıkık dökük bir binanın son katında sevişen iki ruh gördüm; elbiseleri yeniydi ve hala nefes alıyorlardı. Tenleri ay ışığında parlıyordu. Kimsesiz ya da düşman gibiydiler. Fantastik bir aşkın son yolcuları… Onlar hep bizimleydi, hayatın arzu kanatlı ruhları…

Arayıpta bulamayanların anısına…

Bazen seni anlayan bulunur, bazense senin gibi düşünen… Hayat böyledir. Arayış bitmez. Başkalarına karşı geliştirilen bu arayış ve duygusal boşluk, epeyce sancılı bir dönemdir. Dişi ya da erkek farketmez, her ruh bu süreci kendince yaşar. Bunu yaparken, her ruh kendine has metotlar kullanır. Bu süreçte, kullanılan yöntemler, kişinin karakterine ve ruhsal derinliğine bağlı olarak değişir…

Arayış… Bazen aşkla, bazense ruhun rehabilitesiyle sonlanır. Bu ikisi de aynı gibi görünse de, içerdiği kaygılar ve cinsiyet bakımından birbirinden ayrılır. Biri dişisini ararken, diğeri acı kaynağına ortak arar. (bu cinsiyeti olmayan bir arayıştır) Aslında özünde tek bir şey vardır; o da sancılarına ortak bir ilaç arama kaygısı…

Bu arayış, hayatın yorumlanmasında ve sürdürülmesinde önem arz eder. Özellikle yüksek ruhlar için, bu şey hayatın ta kendisidir.

Arayışlar, hayatın içinde yuvarlanan köşesiz birer varoluş gibidir. Hem acı verir, hem de sizi ister dururlar. Yakanızı bıraktıkları gün ölmüşsünüz demektir…

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.