Felsefe, üniversitelerin akademik kürsülerinde yapılan sıkıcı ve tekdüze tanımların aksine, bana göre hayatın bizzat kendisine yöneltilmiş “yeni bir küfür yaratma” gayretidir. Bu tanım herkes tarafından fark edilemeyen, ancak felsefenin özünü işgal eden kritik bir olayı işaret eder.

felsefe-kufur-iliskisi

Aslında bahsettiğimiz “Küfür” diye nitelendirdiğimiz şey sıradan bir refleks ya da irade olmamakla birlikte, aksine evrenin ve şeylerin içine yuvarlanan soru ya da sorgulamalarla ilintilidir ve her küfür yeni bir felsefi sorunsalın başlangıcını temsil eder.

Peki, neden küfür? Felsefeyle ilişkisi ne?

Bu yazıda bu soruların gerekçeli cevaplarını felsefi bağlamda irdeleyeceğiz.

***

Küfür, İslam kelamında şu şekilde tanımlanmıştır: “İnkâr, reddetmek, yok saymak, görmezlikten gelmek…” İslam inanç sisteminde manevi alana vurgu yapılarak lanetlenen “küfür müessesesi” felsefe de bir mihenk taşıdır, çünkü bozgunculuğu, reddetmeyi, yıkıcılığı hatta felsefi bir dille söylersek “fikrin kaosunu” çağrıştırır. Bu yüzden aklın ışığında edilen her küfür yeni bir felsefi argüman sayılmalıdır.

Buradan hareketle her küfür;

  1. Bir yadsımayı (inkârı) müjdeler,
  2. Bir öncekini aşağılayarak yeniliği mecbur kılar,
  3. Fikri yıkıcılığı temin eder,
  4. Zihni rahatlatır ve düşüncelerin sağaltılmasında rol oynar.

Evet, küfür felsefi açıdan önem arz eder. Konuyla alakalı olarak Prof. Ahmet İnam bir röportajında şunları nakletmiştir:

(…) Bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan, hayatın içindedir. (…) Esprileri anlar, mel mel bakmaz. Yani ben bilgeyim, bu adamlar ne biçim espri yapıyor, çok ayıp demez. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. (…) O küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur.

Ahmet Hoca’nın da belirttiği gibi küfür filozofun besmelesi gibidir. O bir başlangıcı müjdeler. Kısaca küfür, hayatın içinde çırılçıplak bir gerçekliği ifade eder, saftır, kötücül değildir hatta çok ince bir mizah duygusunu da barındırır. Buradan şunu söyleyebiliriz: Felsefe, aslında bütün varlık alanına dair edilmiş olan küfürlerin anavatanıdır.

Küfür sayesinde felsefeye yeni bir tanım kazandırmış olduk.

Peki, nelere küfrederiz;

  1. Tanrının bitmek tükenmek bilmeyen masallarına,
  2. Felsefeyi bir akademik kürsüden ibaret sayıp kategorize edenlere,
  3. Sıradanlığı hayat felsefesi yapan ineklere,
  4. İnanç sistemlerinin felsefeye olan düşmanlığına,
  5. Özgür düşüncenin önüne set çeken salak ideolojilere ve siyasetçilere, bilim adamlarına,
  6. Hayatın sıradanlığına,
  7. İnsanlığa…

Yukarıdaki liste çoğaltılabilir. Çünkü filozof özgürce küfür edebilen kişidir. Felsefe ise bu küfürlerin sistematiğe büründürülmüş halidir. Küfür ve felsefe birbirinden ayrılamaz. Kardeş ve yoldaştırlar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;
Felsefe, yaratıcı küfürlerin cirit attığı bir oyun alanı gibidir.

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.