Sızıp kalmadan önce, zihnini satın alan ve aynı zamanda karıncalanma yapan düşüncelerle doluydu küçük kafası. Geceyle karışık bir sabahtı. Ne aydınlık ne karanlıktı. Yağmur bu yüzden rahatsız edici şekilde yağıyordu. Yüzüne yakın bir mesafeden yere çarpan damlalar yüzüne sıçrıyordu. Gözlerini araladı hafiften…

“Bir şeyler ağlıyordu yine” diye düşündü. Yağan yağmurun hızına inat yavaşça doğruldu ama hala oturur haldeydi. Rahatsız olmuştu bir şeylerden. Kısa bir huzursuzluk… Düşüncelerden miydi, yoksa uyuya kaldığı sert zeminden miydi anlayamadı. Yağmurdan olmadığı kesindi. Sabah bu kadar acıklıyken bu önemli değildi. Hava üşütüyordu insanın ruhunu. “Sabahın kendisi üşüyor mudur acaba” diye düşündü. Bu önemliydi kendisi için. Isınmak için ellerini ovuşturmaya başladı, aynı zamanda etrafına bakınıyordu. Neredeydi? Hangi sokakta?

Bu iki soruyu her gözlerini açtığında sormak zorunda mıydı kendine? Tek emin olduğu şey, bir bar kapısında sızıp kaldığıydı ve bu bar, ruhuna olan mesafe kadar uzaktaydı ana caddeden. Sokakta yalnızdı. “Biri olsa da bir çift laf etsek” diye geçirdi içinden. Canı sıkılmıştı yalnızlık hissinden. Yalnız olunca kafasını dizlerini arasına koyardı hep. Tam bunu yaparken yan taraftan kilit sesi işitti.. Sesin geldiği tarafa doğru baktı. Hemen yan kapıydı. Eski kapı aralanırken içeriden gürültülü bir müzik belirdi.

“Bu aralıktan kimse sığmaz” diye düşündü. Bu düşünce, etkisini arttırırken kapı biraz daha aralandı ve içeriden paldır küldür bir fahişe sendeleyerek dışarı attı kendini. Ayağındaki topuklu ayakkabıdan olmalıydı ki birden yere kapaklandı. Ardından kapı sert bir şekilde kapandı ve müzik etkisini yitirdi. Kadın, sırtı dönük bir şekilde önüne düşmüştü adamın. Adam yardım etmek istedi ama oturduğu yerde kalmaya karar verdi. Bu durumdaki bir fahişenin ne yapacağını merak ediyordu. Kadının eteği hafifçe sıyrılmıştı düşmenin etkisiyle. Kapatmaya tenezzül etmedi. Ceketi sol omzunun yarısına kadar inmişti. Örtmedi. Sadece bir süre, düştüğü o kaldırımda dinlenmek istiyor gibiydi. Kadın, bir süre sonra yavaşça doğruldu olduğu yerden. Birkaç kere nefes aldı, verdi. Sırılsıklam olmuştu. Adam hala onu seyrediyordu. Kadın tekrar kapıya doğru döndü ve bir şeyler söylemeye başladı. Adam yağmurun sesinden anlayamadı. Etrafına bakınmaya başladı kadın. Canı sigara çekiyordu. Yağmurdan korunmak için bir yer bulmak istercesine arkasına baktı . Bir anda bakışları birbirine değdi. Hiç zaman kaybetmeden adama yanına oturabilir miyim dercesine eliyle işaret etti. Adamın az önceki hissettiği yalnızlık biraz önce sertçe kapanan kapının ardında kalmıştı. Adam, evet dercesine başını salladı. Adam, “Sonunda biriyle konuşabileceğim” diye geçirdi içinden hızlıca. Kadın zaman kaybetmeden adamın yanına çöküverdi. Adama sert bir bakış fırlattı. Adam bakmaya cesaret edemiyordu. Birkaç dakika sessizce oturdular.

Sessizliği bozan kadın oldu:

“İş arama bu saatte, bu sokaktan ayrılan en son fahişe benim. İş arıyorsan iki sokak arkada birkaç fahişe var” dedi.
Adam: “İş aramıyorum” dedi.
Kadın: “Öyleyse ne halt ediyorsun bu saatte burada?” diye sordu.
Adam: “Biraz önce ayıldım” dedi.
Kadın: “Sokaklarda mı kalıyorsun” diye sordu, adamın yanındaki şarap şişelerine göz ucuyla bakarak.
Adam: “Evet” diye cevapladı.
Kadın: “Sokakları iyi bilirsin o zaman” diye soruyu tıkadı adamın ağzına. Adam çok şaşırmıştı bu cevaba ama çaktırmadı yinede.
Adam: “Çok iyi bilirim” diye cevapladı.
Kadın adama kurnazca bir bakış attı ve ardından “Sen de bir tür fahişesin, biz de sokakları iyi biliriz” diye cevapladı.
Adam gülümsedi kadının gözlerinin içine bakarak. Tam bir şey söyleyecekken:
Kadın: “Sigaran var mı?” diye sordu.

Adam, evet dercesine başını salladı, cebinden eski bir sigara paketi ve kibrit çıkardı. Sigarayı uzattı. Kadın sigarayı rujsuz dudaklarının arasına sıkıştırdı. Ardından adam bir kibrit çöpünü ateşledi ve sigaraya doğru yaklaştırdı. Kadın sigaranın yanması için birkaç nefes çekti. Kükürt kokusu yağmurun kokusuyla birleşti. Bu koku ikisinin de hoşuna gitmişti.

Adam birden: “İnsanları kendine bir şekilde yakın hissettirmen senin tarzın değil mi? İçerideki adamları böyle mi kandırıyorsun” diye sordu.
Kadın tam cevap verecekken;
Adam: “Ama şu güne kadar hiçbirini kendine yakın görmedin. Her saniye senden bir şeyler alıp götürdüler ve sen gecen o her saniye eskiyorsun. Bu yüzüne yansımış” diyerek sıraladı cümlelerini.

Kadın dalga geçercesine kahkaha attı ve ardından:
“Birkaç şişe şarap içipte içeride bu tür cümleleri kulağıma fısıldayan yüzlerce adam var. Ama daha önce hiçbiri eskidiğimi söylemedi. Bunu da nereden çıkardın?” diye sordu, dik dik bakarak.

Adam: “Birazdan buradan bir eskici geçecek” dedi.
Kadın anlamamış bir ifadeyle adama baktı.
Adam devam etti: “Birazdan buradan bir eskici geçecek dedi. Bu saatlerde hep buradan geçer. O adamın suratına iyice bakmanı istiyorum” dedi.

Dakikalar sonra eskici yolun ucundan belirdi.

Adam: “Bak, geliyor”dedi. Eskici yaklaştıkça yaklaşıyordu…
Adam: “Odaklan, eskicinin yüzüne odaklan” dedi.

Kadın ciddi bir merakla bakmaya başladı. Baktı, baktı… Sonra gözleri eski eşyalara takıldı kadının. Adam bunu fark etti. Eskici yavaşça kaybolurken;

Adam: “ne gördün?” diye merakla sordu.
Kadın adama döndü: “Ne görmeliyim” diye sordu zaman kaybetmeden. Cevabını çok merak ediyordu.
Adam bir sigara yaktı kendine. Kadına baktı. Kadın sigarasından son nefesini çekti, fırlattı. Tam ayakkabısıyla söndürecekken yağmur yapmıştı bunu. Önemsemedi.
Adam: “Fark etmedin mi adamın yüzü eskimiş. Gerçek bir eskici böyle olmalı” dedi.
Kadın: “Nasıl olmalı” diye hızlıca sordu. Delirmek üzereydi meraktan. Cevabın kendi gerçekliği olacağından korkuyordu.
Adam: “Taşıdığı eşyaların ruhunu yüzüne yansıtabilmişti çünkü” diye cevapladı, ardından: “sende bunu yapabiliyorsun içerideki adamların ruhu yüzüne yansımış. Tedirginsin , öfkelisin ve en çokta eskimişsin dedi. Üzülme ama bu iyi bir fahişe olduğunu gösteriyor tıpkı o eskici gibi” diye cevap verdi kahkaha atarak.

Kadın afallamıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu. Adama sinirli sinirli baktı ve “bir şarapçıya göre fazla gerçekçisin” dedi. Ayağa kalkarken. Adam şarapları kendisinin içtiğini söyleyemeden kadın yavaş yavaş kaldırıma doğru yola koyulmuştu bile. Tam sokağı bitirip dönerken adama döndü, göz kırptı ve gülümsedi.

Hava ne aydınlık, ne de karanlıktı… Adamın göğsüne geceyle karışık bir sabah oturuverdi birden. Sızıp kalmadan önce, zihnini satın alan düşünceler bile alamayacaktı o gülümsemeyi kadından.

Ferid Taş

1 Yorum

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.