Özlemiştim baharı, çok iyi oldu tekrar yola çıkmak. Trende eve dönerken henüz çiçeklenen her bir ağaca selam veriyordum sanki. Çok da hızlı değildi tren. Aklımdan sadece eve döner dönmez eşyalarımı bırakıp Jerzy’i bulmak geçiyordu. Öyle de yaptım. Küçük dereyi tahtaların üzerinden yampiri adımlarla bir çırpıda geçiverdim. E alıştık artık tabi. Benim Jerzy’i bulmam önemli değildi. O beni bulurdu; biliyordum, çünkü hep böyle olur. Bir baktım ki; yamaçta, uçurumun kıyısında oturmuş, karşısında güneş, ve altında deniz… Ayak seslerimi duymuş olmalı ki arkasına döndü. “Gel Zaim” dedi. O da şarap içiyormuş.

Şehirde çok kalmadığım için yolculuğumu bilmediğini düşünüyordum ki direk konuya girdi. “Ben kendime bir canavar yaratıyorum” dedi. Şu ana kadar kimseye düşmanlık beslemediği için bu konuşmaları beni şaşırtmaya başlamıştı. “Ben binbir zorluklarla yaşadığım şeyleri insanlara altın tepsilerde sunuyorum” dedi. “Onların da anladıklarını ve benim hislerimi paylaşabildiklerini düşünüyorum. Ama tanrının en güzel meyveleri ve sebzeleri yaratıp da zavallı insanların obez olması gibi. Anlattığım ve yaşadığım şeyler insanlara fazla geliyor Zaim” dedi. “Sustukça güceniyorum, konuştukça batıyorum. Karşımdaki insanlara ağır sorumluluklar yüklüyorum”.

Sakinleştirmek istedim Jerzy’i. “Hayatta şunu iyi biliyorum ki Jerzy, ben her ne yaşayacaksam sen çoktan oraya varmış oluyorsun. Bu yüzden sana olan saygımı kelimelerle ifade edemem ki bundan daha önemlisi sen gelen kişi için karşılama seromonisi bile düzenliyorsun. Bunlar için bizlerin sana teşekkür etmesi gerekiyor.” dedim.

“Herkesin benden hoşlanması gerekmiyor ki Zaim. Seni hayatı boyunca sadece 2 saat görecek bir insan için neden bu kadar çaba? Nereye varmaya çalışıyoruz? Kendimizi mi beğendirmemiz gerekiyor? Ya da onaylanma duygusu mu?”

Gerçekten hissetmeye başlamıştım söylemeye çalıştıklarını. O büyük pencerede yine kendimi gördüm acınası bir durumda. İnsanlara bir şeyler anlatmaya çabalayan, kelimeleri ve cümleleri rastgele havada uçuşan kafası karışık bir insan… Çok üzülmüştüm o halime. Durumu teselli edebilecek tek cümle çıkabildi ağzımdan:

“Sence ben bir canavar mıyım?”

Jerzy bana döndü ve ilk defa sarıldı. “Haydi yeni canavarlara o zaman” dedi.

Sanki güneş tekrar doğmuştu. Denizden dalga sesleri gelmeye başladı. Ben aslında hiç farketmemişim denizin bu kadar dalgalı olduğunu. Rüzgarı tenimde hissettim. Çok güldük halimize sonra.

Güzel bir gündü yani daha ne diyebilirim ki…

K. Jerzy

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.