Kurtar Beni Gece Konan, Kurtar! Gündüzlerden Hoşlanmıyoruz!

Kurtar Beni Gece Konan, Kurtar! Gündüzlerden Hoşlanmıyoruz!

Şaşkınlığını gizleyemedi. “Hooop!” Yüzünü buruşturarak, havaya olgunlaştırılmış bir küfür savurdu. Küfür büyümüştü artık. Varlığınızı da… yokluğunuzu… da… hepsinin alayını… Kurtar beni gecekondu, binaların sırnaşık duvarlarının soğukluğundan kurtar! Kendime gelemiyorum görmüyor musun! Kayboldum kendi içimde! Bir ara ver tüm işlerine. Bul beni! Bu küfürler ölünün arkasından bile söylenmez. Ne hazindir ki hala hastayım, aşığım; söylemeden edemeyeceğim: bu ne acımasızlıktır, bu ne eşkıyalıktır, nereden bu yetkiyi alıyorlar, nasıl bir özgüvendir? Beni nasıl öldürme planları yaparsınız lan siz? Hangi gizli oyunların içindesiniz bilmem ama ben henüz ölmedim. Yaşıyorum, nefes almayı bir kazanç sayarak… Bir böcek gibi. Saygınız olsun başka hayatlara! Sürüngen de olsak yaşamaya hakkımız var! Tabii siz bizim yaşadığımıza hayat demiyorsunuz, bunu gazetelerden okudum. Sevgisiz büyüdünüz biliyorum: sizleri sevgisiz büyütmüş anne babalarınız, onlara da öfkem yok aslında ama en azından insaflı olun, burada sadece yaşamaya geldik; acı çekmeye değil! Anlayın bizi. Dokunmayın gecekonduma, o benim acıdan kaçındığım tek ülke.

Kurtar beni gecekonan! Kurtar. Gündüzlerden hoşlanmıyoruz. Bilmez misin ki biz sadece gece yaşarız. Kurtar bizi onlardan, bunlardan, şunlardan, kurtar bizi sefil insanların aydınlığından. Sana layık olmayı öğret bana, aç kapını ne olur? Beni aydınlığın sahte koridorlarında yalnız bırakma!

Salim bir gecekondu kuşuydu. O, tüm hastalıklarını bu iki katlı derme çatma mabede borçluydu. Verem başlangıcı, hazımsızlık, kronik unutkanlık, kanser başlangıcı, sıcakta genleşme, çay müptelalığı, esrar, bronşiyolit, larenjit, astım, viral menenjit, ortakulak iltihabı, hırsızlık, farenjit, kış ishali… Bu musibetlerin hepsi Salim’in bedeninde özgürce cirit atıyor, yerleşik hayata geçmeyi planlıyorlardı. Hastalık bazen duraksıyor yerini başka bir türlü rahatsızlıklara bırakıyordu. Dur durak yoktu. Trafik şubeden başkomiser Cemal, Salim’den sorumluydu: hastalıkların seyrini gözlemlemek, mevsimsel değişikliklerindeki gecekondu faktörünü etüt etmek. (Göreviyle gurur duyan civan-ı mert, kıdem atlamak için son dilekçesini Salim’in gecekonduya kapı teslim etmiştir. Kapı teslim etmek deyimi kişisel mektup kutularının icadından öncedir: gece konan binalar terimleri sözlüğü)

İnsan neden saçmalar? Bunu nasıl becerir? Salim ölmüş müdür? Bunu kendine reva mı görmektedir? Bu sorularla meşgul olan beyinleriniz neden yumuşar? Olduğu yerde sayan biri nasıl ilerler? Sorarım sizlere! (Salim’in halini hiç beğenmiyoruz) Yalnızlık neden bu kadar tatlı? Acı çekmek için mi doğdunuz? Bu sorularla kafan zonk zonk sızlarken nasıl rahat uyuyabiliyorsun Salim? Yeryüzüne seni ben emanet etmedim mi? Usta çırak ilişkimizi hatırla! Kendinle oyalanmayı, yapbozlara gönül vermeyi bırak, diğerleriyle heba edeceğin vaktin dörtte birini kendini geliştirmeye harcasan âlim olurdun. Yazık değil mi? Sen neden bu denli ilgisizsin hayatla? Neden sıkıntın bitmiyor? Neden kendi çıkarlarınla değil de benimle ilgilisin? Ben tanrıyım, sense kul. Lütfen haddini bil! Sana ne benim derdimden, benim derdim kendime, seninki de Turşucu Kör Hurşit’e! Dinleme özürlüsün kabul et, mesain benimle olmak değil anla artık. Bu işlere bulaşman için kaç para maaş veriyor, sana mı kaldı dünyayı düzeltmek he söyle! İnsan doğduğundan bu yana böyle değil mi? O kendi elleriyle her şeyi yok etmedi mi? Mal mısın sen? Neye kime inanıyorsun oğlum sen? Bu hizmetinden dolayı sana ne borçluyuz? Bordronu ve hizmet dökümünü yolla hemen gerekeni yapalım. Bu iş karlıymış duyduğumuza göre, dilersen bizi de yamak olarak yanına al aşağılık herif! Bu öyle havaya küfür savurmaya benzemez aslanım… şimdi defol huzurumdan!

Gecekondu: acının içselleştirildiği yer, sindirilemediği halde sindirilmeye gayret gösterildiği mecra. Gündüz uyuyanlara inat uydurulmuş bir mühendislik harikası. Gece çalışanlar olarak da bilinen bu kimsesiz yüksek mühendisler bir gecede tüm şehri inşa edebilir. Doğuştan taş ustasıydılar. Sadece inşaat değil, aşk hakkında da çok şey bildikleri rivayet edilir. Gecekondular, eski bir inanış olan: ne yaparsan yap iyi yap prensibinden hareketle yapılırmış. Temel atılmadan önce, ev sahibi ve sahibesi temel çukurunda sevişir ve tohumlarını bu temele serperlermiş (bu bir bereket nişanesi). Aile planlamasına da katkı da bulunan bu yorgun insanların, gece uyumamaları, sürekli çalışmaları sebebiyle vampirlerle akraba oldukları da söylentiler arasında. Yapılan araştırmalara göre 5. Vlad’a ait şato arazisinin bir gecekonan tapusundan bozma olduğu öğrenilmiştir. (Macaristan Yerel Gazetesi, Yurt Haberleri)

Her gecekondu kendi iklimsel dinamiklerini sahipleri için biriktirirdi. Bu bir vadesiz mevduat fonunu andırıyordu. Soğuklar biriktirilir, sıcaklar ise fakir memleketlere hibe edilirdi. (sosyalizm benzeri bir modeldi) Odun sevilmez, çalı çırpı baş tacı sayılır, tutuşturucu maddeler gecekondunun dışında tutulurdu. Dersine çalışan iyi bir öğrenciydi Salim, gecekonduyu sevip sayardı. Gençliği gölgesinde tükenmişti ne de olsa. Okumayı en üst katta, koşmayı bodrumda, yazmayı kurtlu derede, şarkı söylemeyi bahçede öğrenmişti. Mandıra kapısını andıran giriş kapısının üstünde: Fakirlik adamı mucit yapar. Salim, bu aforizmanın kıymetini en iyi bilenlerden: kendisi fakir edebiyatının kurucusu. Fakirlik çok şey öğretiyor, sakın küçümsemeyin. İngilizlere özenip beş çayı partileri verdiği bile oluyordu. Gecekondu niçin vardı? Kurtar beni gecekondu. Ben bir gece çocuğuyum, gecenin emzirdiği bir bebeğim. Kurtar!

O zamanlarda gecekondu sakinlerinin kendi teşebbüsleriyle kurdukları çocuk yuvaları varmış; Rus klasiklerinin hatim edildiği bu merkezlerde yetişenler iflah olmaz, her gördükleri boş duvara kiloluk kırmızı boyalarla yazı yazarlarmış. Mahalle sakinlerinin izniyle farklı yöntemlere başvuran bu yaramaz çocuklar tüm ahlaksızlara korku salar. Ahlaksızlığın kol gezdiği şehir efsaneleri bu çocuklara hiç anlatılmamış demek ki. Haberleri yok. Tevhid-i Tedrisat kanunun yayımlanmasının üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen, yaşlılar hala Zeus’u tanrı sanmakta. Sapkınlığa sürüklenen mahallenin farkına varan mahalli idareler heyeti bu ahaliye bir salma salmış her gün bir mecidiye vermelerinin zorunlu olduğunu, aksi halde gecekonanların imar yasasından faydalanamayacaklarını belirtmişler. O gün bugündür mahalle de elektrikler kesilmiştir.

Gel zaman git zaman… Bazı gecekonanların yardım çığlığı duyulur. Devlet ses çıkarmaz çünkü gecekonanlar vergiden muaftır.

Salim hep yazar olmak istemişti. Bunun için yaratıldığına inanıyordu. Hastalıklı romanlar yazmak istiyordu. Aldığı ilaçların da etkisiyle birçok şeyi bildiğini dile getiriyor notlar alıyordu. Bir tedavi olarak görüyordu yazmayı, bir rehabilite olma durumu. Sanatoryuma yatmaktan iyidir. Her cümle bir tedavinin başlangıcı. Bu şaşırtıcı iyileşme durumu onun hoşuna giderken, yazma edimini ilk defa gördüğü birinin elini sıkmak diye tanımlıyordu. Notlarını karıştırırken bazı bölümlerdeki el yazısı değişimini fark etti, hastalığımdan olsa gerek deyip geçiştirdi. Noktadan haz etmez sürekli virgül kullanmayı kendine iş edinmişti. Virgülün hayatın önünde bekleyen bir yolcuya benzetirdi. Haklıydı. Noktalama işaretleri hayata rehber olma vazifesi görüyordu.

Salim Ağanın romanı kitapçılarda: kendinden çocuğu olan adam ve açığa çıkan tuhaf sıkıntı… başlığı üzerinde çok çalıştı, kendi içinde tutarsız ama olsun. Anlamlı olmasını da istemiyordu zaten. Ölümünü kendi içinde taşıyan bir adam, Salim’di o: kendisine dayatılan gecekondu kültürünün etkisiyle sır saklayamayan bir tükenmişlik abidesini andırıyordu. O kendisini böyle çağırıyordu. Herkese de tembihlemişti. Beni istediğim şekilde çağırmazsanız Allah belanızı versin! Gecekonan mahallesinde malzeme bol değil mi; büyücü değilim ki kardeşim, hayatınızı bir çırpıda değiştireyim. Muhtar dona kalmıştı. Donmaktan yazamıyor. Yazmak bir ihtiyaç ama hayallerinde bir şekilde realize olması gerek. Ben bunun için doğmadım. Gecekondu bu iş için biçilmiş kaftandı, evet artık biliyorum: adam oldum çünkü. Gecekondular adamlığı çok iyi öğrettiler bana. Hayallerle gerçekler aynıdır. Ayine başlıyorum: tüm ilanları kaldırın, sizlere üstünkörü bir ölümün nasıl hayata geçirileceğini göstereceğim. Gece yazılan tüm devrimci sloganlar unutulmaya mahkûmdur. Afalladı. Bu ağır sözü nerden duydum ki… Arkadaşlarıma (Doktor ve İlke) ayıp oluyor. Onlar hiçbir zaman uslanmadı uslanmalarını da beklemiyorum. İyi ki varlar, iyi ki burada doğmadılar!

Bu uğurda ölmeye kararlı. Tam bir inek. Kararlı olması cabası; onu bir intihar gönüllüsü yapıyor. Hayatına son verme eylemine ara vermemesi gerekli. Bu yüzden olsa gerek misafiri sevmiyor, zaten gecekondularda misafir oldum olası sevilmez. Ölümün devrimi öncelikli her zaman öncelikli. Gecekondu dar iki odalı, biri tuvalet yerine kullanılıyor. Oda yok denilebilir: manzarası güzel bir bahçe ve ormanlara bakan derme çatma bir sundurma. Burayı seviyor. Havası güzel, insanı bitkin çiçekler gibi. Saat geç oldu. Yatmak lazım. Her devrimci yazar erkenden yatmalı, uykuyu almak önemli. Enerjiyi uykuda harcamalı. Ne de olsa sabah hemencecik oluyor ve gün bir çırpıda bitiyor. Dikkat etmek lazım bu ayrıntılara: bizim buralarda misafir sevilmez demiştim. Gecekondu iki odalı: odalardan biri yok gibi. Küçüğün de küçüğü bir oda: küçümsenecek kadar. Yok işte!

Ölmekte ısrara devam: hayattan ne bekliyoruz ki…hiçbir zaman bize cömert davranmadı küçük burjuva. Yiyici bunlar. Hep başkalarına verdiler, bize değil! Bizim kenar mahalle kızları gibi ucuzluğu hiç kaçırmıyor, kolaycılığı seviyorlardı. Hayat tam bir orospu: bir genelev edasıyla bana uzaktan sırıtmayı yeğliyor. Gecekondu da hayata imreniyor, yazık ona da. Ne zamandır dışarı çıkarmadım. Haklı. Tek kişilik hastalıklı bir hayattan usanmış olmalı. Kendi gibi yaşamayı beceremeyenlerin mabedinden ne bekliyorsunuz ki? Onun da canı var neticede. Kendimi yazmaktan bıktım artık. Yoruldum. Sıkıldım. Dışarı atıyorum kendimi geziniyorum boş sokaklarda, 3. sınıf kömürün dumanı sigaradan beter. Bir sigara içmem lazım. Yoksa yürüyemem, ayaklarımda derman yok. Gecekondu arkamdan su dökmüş, ceketimin cepleri ıslak, ziyanı yok zaten ceplerim boş. Para ne gezer, sadece biraz mercimek, biraz kurtlu pirinç. Kendin olmak zor: kendini bu boş sokaklarda ifade etmek daha da zor. Kahrolası hayat neden bana hiç uğramadın: bir ahmak olduğum için mi? Hayır: küçük şeylerle mutlu olmayı bir erdem saydığım için..ah…ah. Ne mutlu bana ki hala boş çamurlu sokaklar benim. Onları ben yarattım biliyor musunuz? O zamanlar tanrı yoktu: gecekonanlar tarihi tanrıdan sonra başlar. Kendimi övmeyi sevmem bu yüzden. Bir tanrı kendini asla övmemeli. Bunları okuyup arkamdan küfretmelerini istiyorum. Kendimi anlatmaktan bıktım deyip hala kendimi anlatmama neden izin veriyorsun? Sözünde durmayan bir adamdan hayır gelmez. Vur beni hayat, kalbimin çatısından, gecekondumun akan duvarlarından… Nefes alamamak nedir bilir misin sen, unut beni lanet çaresizliğim. Unutamıyorsun, bari bana kendimi öldürmeyi öğret. (Bari gereksiz bir edat burada) Ne halta yararsın ki sen!

Okumak da yazmak da zor gecekonduda: insana acısını sürekli hatırlatıp duruyor rutubetli tavan. Salim bu saatten sonra hayatta kalamazdı. Kahrol hayat; yine bir garibanı yanına aldın. Bu bir maharet değil! Ah Salim iyi niyetinin kurbanı oldun hep. Bu büyük bir günah, hangi dine mensuptun sen? Bu boşluk nereden geliyor, bu sarhoşluk ruhuna nereden bulaştı? Boşluklarını aldırmalısın, bu bir emirdir: Yes sir! Ayrıca insanları uzaktan izlediğin tespit edildi. Sana yakıştıramadık, senin gibi bir bohemyus bunu nasıl yapar? Gizliliği sevdiğini biliyorduk ama bu sinsilik de neyin nesi? Sana tavsiyem daha dikkatli ol, şimdilik seni affediyorum: tekrar sefil hayatına dönebilirsin. Sana son öğüdümüz, insanlara güvenme ve onlara gizli eylemlerinden bahsetme, kısaca iz bırakma. Hadi git şimdi, hayat seni sabırsızlıkla bekliyor bak!

Sosyal içerikli adı geçen romana önsöz: tasarım olarak modern olmasa da her gecekondu bir mimari mucizedir. (Gündüz uyuyanların katledildiği mahal anlamında) Kötücül bir zevk tımarhanesi işleviyle tüm marketlerde. Ahlak yoksunu olanlar, kapısından giremez. Huzursuzluk malikânesi olarak da zikredilen gecekondu acıyla yakın akraba. Akrabalıkları tamamen soyut bir düşünceden ibaret. Köylülük ve geri kalmışlık bu olsa gerek. –Modernize adı altında toplanan her şey soyut mu kardeşim! (“Kendinden Çocuğu Olan Adam Romanı” burada yazılmış) Gecekonan nedir bilir misin? –Hayır. O, kendine yalanlar söylediğin yer. Bir saygınlık göstergesi: bir fakirlik işareti. Umursadığını gören yok? Yüzleş artık lanet olası. Yoksaydığın benliğinle neler yapmayı planlıyordun? Devrim mi? O da ne? Sen kim, devrim kim? Kendini daha da alçaltma! Bodrum katlarında penceresiz doğdun unutma, kendine gel artık! Devrim kırsaldan gelir gecekondudan değil. Hiç Mao okumadın mı geri zekâlı! Biz bu ayrıntıyı kendisiyle paylaştık: teoriden bihabersin, teori olmadan devrim bahanesine sığınma -bu kitap yazmakla aynı enerjiye denk gelir- sadece hava cıvadır. Bu işleri meteorolojiye bırak. Herkes işini yapsın.

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Felsefi Simya

Simya yaygın biçimde, temelsiz boş inanç ya da en iyimser gözle kimya biliminin gelişmesinden önceki ilginç bir geçiş dönemi olarak görülmektedir. Simyanın, Aquinos’lu Thomas, Isaac Newton, Robert Boyle gibi insanlarca da ciddiye alınmış olduğu ve simya ile Ortaçağ felsefesi ve dini arasında önemli bağlar bulunduğu çok az...

Sarhoşum

sarhoşum alkol damarlarımda biliyorum bir sen yoksun yanımda seni düşünüp yazmak tek sarhoşluğum kelimeler dudakların gibi müptelası yapıyor ruhumu güzelleştikçe benim oluyorlar sanki yazmayı bırakamam seni saçlarına tutunmayı özledi ruhum hatırlamıyorum bitanem sen söyleyince hatırladım kafam güzelken bile sana aşığım Can Murat Demir

Asıl Suçlu Benim

Bulutların sabahki o neşeli ve beyaz gülüşlerinin yerini çatılmış kaşlarıyla nefret dolu bakışlarını yere çeviren, yeryüzüne korku salmış katil bulutlar ve onların en sadık adamları yıldırımlar almıştı. Gökyüzünü hükmü altına alan bulutların bu hali, bir hükümdarın savaş kazanıp adamlarına zafer nidası atmasına benziyordu. Onlar da tıpkı hükümdarın yaptığı...

“İlahi Nizam ve Kainat” Hakkında

1959 yılında “Önder” adını verdiğimiz Büyük Vazife Planından gelen bu bilgiler, Bedri Ruhselman tarafından düzenlenmiş, o tarihten beri noter, banka kasalarında korunmuş, zamanı geldiği için 54 yıl sonra yayınlanmıştır. Türkiye Metapsişik Derneği (MTİAD 1950) kurucusu ve Türkiye’deki Neo-spiritüalizm çalışmaların öncüsü Dr. Bedri Ruhselman Bey’in editörlüğünü yaptığı (tebliğ yoluyla...

Aşikârlık Dehşeti: Felsefenin Cüreti

Felsefe tüm şeylere düşmanca ve tehditkâr davranır. Hayatı rahatsız eder. Devinimsiz bir felsefe kavramsal bir fantezi dünyasından öteye geçemez. Bu gerekçeyle felsefiyatın kaderinde kaos her daim var olacaktır. Bunun yanında felsefi uğraş, insan varoluşu için daima estetik bir kurtuluşu vadetmiştir. Felsefeyi sadece boş zaman uğraşı, entelektüel bir...

“Ben Şiirsel Sinemadan Yanayım”

Otuz yaşında. Volga kıyılarında doğmuş, ama ailesi Moskovalı. Resim ve müzikle yoğrulmuş bir şairler, entelektüeller ailesi. Tarkovski, 'Sovyet Yeni Dalgası' dediğimiz saflarda sınıflandırılabilir. Peki, nasıl olmuş da sinemayı seçmiş? "Bir süre Doğu uygarlığının sorunları üzerine eğitim aldıktan sonra, iki yılımı Sibirya'da jeolojik araştırmalar alanında çalışarak geçirdim, sonra Moskova'ya döndüm. Orada Moskova Sinematografi Enstitüsü'ne girdim, Mihail...

Biri Ambulans Çağırsın

Gecenin hız sınırına yakınken durdurdum bedenimi kaportada eski bir damadın çamura bulanmış papyonu arka koltukta gözyaşlarına boğulmuş bir gelinlik vardı; mart ayının soğuk bir salonuydu; vites pedalının dikiz aynasına yansıyan o gelişigüzel, akıl almaz komplo teorileri kapsamında göğe yakın olmaktan, yere bakmaktan biraz yorgun düşmüş bir zürafa gibi, boşluğun zarif şiddetli menfaatine sokuldum. Kipti. Emir...

Mutlak ve Berisinde Kalan

Mutlak kelimesi talâk fiilinden geldiğine göre kayıt ve şarttan kurtulmuş, muayyen olmayan anlamına kullanılıyor. A'yn fiilinden gelen muayyen kelimesinin antonimi olduğuna göre, belirlenemeyen anlamına da gelebilir. Felsefi anlamda mutlak (saltık: absolutus), genel olarak izafî olmayan bir şey için kullanılıyor. Bu bakımdan, hiçbir şeye bağlı olmadığı varsayıldığından dolayı, dialektik...

The Passion of the Christ

Passion of the Christ Türkçe'siyle Tutku: İsa'nın Çilesi... Dini filmlerden hoşlanmayan biri olarak şu zamana kadar izlediğim en sarsıcı ve nefret dolu yapımlardan biri. Mel Gibson gerçekten harika yönetmiş ve kendisinin Katolik olmasından yola çıkarak, bu filmde Yahudi karşıtlığını göklere çıkardığını söyleyebilirim. (bu da benim hoşuma gitmedi değil) Evet,...