Bir mistik ile oturup konuşmak cesaret ister. Çünkü mistik için, özel hayat gibi, ahlaki, düşünsel ya da duygusal denilen (kişisel) sınırlar yoktur. O, insanların geçilmemesi gereken duvarlar diye gördüğü sınırları görmez. Çünkü o, dedikodu yapmak veya dertleşmek için değil, hakikati, sebepleri, temel olanı bulmak için insanlarla konuşur.

Mistik Dönüştürendir

Mistiğin amacı budur: Anlamak, iyileştirmek ve yüceltmek. Bu amaçla korkusuzca ve sırasıyla uygun bulduğu soruları sorar, uygun bulduğunu da hemen dile getirir. Bu samimiyeti, mistiğin, kendini görmek ve ölçmek, düşünceler aracılığıyla gizlenmiş durum ve hareketi ortaya çıkartma yeteneğiyle ilintilidir.

O, konuştuğu her kelime ve cümlenin farkındadır, konuştuklarının sebep ve sonuçlarını, daha doğrusu yaşam üzerindeki etkilerini bilir. Mistik için anlamak, anlaşılması gerekenin unsurlarını sezinleyerek temas ve ilişki kurmaktır. Mistik, anladığı unsurların durumlarının ne halde olduğuna kanaat getirince, onları dönüştürmeye başlar. Unsurlar, eksiklerin oluşmasına veya fazlalıkların doğmasına neden oluyorsa, yine soru ve söylemleriyle o unsurları orta dereceye çeker.

Mistik “Gizem” Yolcusudur

“Orta derece” mistik için iyi demektir. Mistik, bir unsuru iyi duruma getirdiğinde fiziksel, zihinsel ve manevi iyileşme başladı demektir. Bu kendinden geçiş hali, mistiğin kendi içinde anlık derin bir tatmin hali ve bundan dolayı da sınırsızlık ve mutluluk yaşamasına neden olur. Çünkü mistik, dönüştürme kuvvetiyle var olmanın hareketini görmüştür. Böylesine manevi bir durumu, konuştuğu kişinin de hissetmesi için elinden geleni yapar, dinleyenin hayatı ve yaşantısıyla ilgili durum ve hareketlerini güçlendirecek, bu dünyada nefes almanın, idrak edemediğin bir evrende bulunmaktan daha ulvi olduğunu hissetmesini sağlayacak seçkin bir retorik kullanır.

Mistik sıfatı, bir kimlik, sınıf, meslek (fiziksel veya düşünsel) bir otorite olmadığı gibi, herhangi (sıradan) biri de demek değildir. Mistik, gizemle uğraşan demektir. Gizem ise “kaynağı bilinemez ve tüketilemez olan” demektir. Böyle bir durum da, ya kendini buna adamak, ya da çok güçlü bir sihir gereklidir. Bunu başarmış kişiye, toplum, sezgi ve düşüncenin her türlü halini kapsayan “Mistik” yakıştırmasını layık görmüştür. Toplum bu yakıştırmayı, kendiliğinden ortaklaşa bir şekilde yapar.

Kişi, “Ben mistiğim”, demez. Çünkü kendini ortaya koyarsa, bu söylemi, arzu, içgüdü, dürtü, düşünce anlamına gelmektedir. Mistik bilir ki, ilk neden veya unsur’u sezinlemek için insanın sessiz bir zihne ihtiyacı vardır.

Her insanın içerisinde bilge, mistik, filozof, düşünür, entelektüel veya aydın olma potansiyeli eşit derecede mevcuttur. Bu yakıştırmalardan birini almış olan kişi, herkeste eşit derecede bulunan kendi potansiyelini ortaya çıkartmış kişidir. Böyle bir hareket, coğrafik, ekonomik, toplumsal ve ailevi etkilerle de yönlendiği gibi, kişi de böyle bir durumu isteyerek, başkasını kopyalamadan tercih etmiş olmalıdır.

Bu tercihinden sonra kişi, mücadele, azim, hırs ve çalışmak gerekliliği ile hareket ederek daha ilerisi için eyleme geçme cesaretinde bulunabilir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim…

Murat Dal

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.