Passion of the Christ Türkçe’siyle Tutku: İsa’nın Çilesi… Dini filmlerden hoşlanmayan biri olarak şu zamana kadar izlediğim en sarsıcı ve nefret dolu yapımlardan biri. Mel Gibson gerçekten harika yönetmiş ve kendisinin Katolik olmasından yola çıkarak, bu filmde Yahudi karşıtlığını göklere çıkardığını söyleyebilirim. (bu da benim hoşuma gitmedi değil)

Evet, The Passion of the Christ gerçekten özel ve bir o kadar da harika bir filmdi, izleyeli çok oldu fakat yazmak bugüne nasipmiş diyerek filmin hikayesine geleyim.

Celile’ de bir çocuk doğar, büyür ve haykırır: Ben kralım! Bu adam yeryüzü ve gökyüzündeki tanrının krallığından bahseder, affeder, hastaları iyileştirir. Bu genç adam bütün dünyanın günahını sırtlanmaya gönüllüdür ve fedakarlığını bütün insanlığa ispatlar. Hayatını ve kanını tanrı için bütün kainata sunar… O Nasıralı İsa’dır, Jesus’dur, Yesua’dır… O tanrıdır!

Bu kadar övgü dolu sözden sonra gelelim çekimlere ve sahnelere…

İsa’ nın ölmeden önceki son 2 saatini ustalıkla yöneten Gibson, Romalı Pilatus’u da unutmamış, olayın siyasi değil daha çok dini tarafına dikkat çekmiş ki filmde suçlu olan taraf yansız davranan Roma (Pilatus) değil, Yahudi cemaatidir. Çünkü Yahudiler İsa için, ne ekonomik, ne de dini geleneklerini terketmek istemezler… Özellikle faiz ve tapınaklarda ticaretin yasaklanması Yahudilerin en büyük korkusudur.

Filmde beni en çok şeytanın figüre edildiği sahneler etkiledi, ayrıca İsa’nın küçüklüğüne ait anekdotlarda güzel resmedilmişti. Geçmişe dönük sahne çekimleri, etkileyici Ortadoğu coğrafyası ve harika bir perspektif… Yahudilerin tepkisini çeken film hem edebi hem de sanatsal bir üslupla insanı etkisi altına alıyor. Konu itibariyle çok kaygan ve tehlikeli bir zeminde seyreden The Passion of the Christ aslında fazlaca ajite edilmiş bir konudan yola çıkmış ve bu yönüyle de övgüyü hak ediyor diyebiliriz. Çünkü ne Katolikler, ne de diğer dini gruplar Yahudi karşıtlığını körüklemek ya da Yahudi tavrını eleştirmek istemez. Çünkü korkarlar. Ancak Mel Gibson haçlı ruhuyla hiç korkmamış ve senaryosunu Antisemitik bir kaygıyla kameraya yansıtmayı başarmış.

Gelelim oyunculara… James Caviezel bu rolü gerçekleştirirken kendisini İsa zannetmiş. Söylenene göre sette çalışırken kendisini o kadar kaptırmış ki etraftakileri vaftiz etmeye başlamış 🙂 Bir diğer oyuncu ise Monica Bellucci… Güzelliğini bilmeyen yoktur sanırım… Filmdeki rolü ise İsa’nın fahişelikten kurtardığı Magdalenli Meryem’dir. Yani Mecdelli Meryem, kısaca İsa’nın biricik sevgilisi… Oyunculuk kariyerinde çok fazla başarılı işlere imza atamayan Caviezel bu filmde adeta devleşmiş. Çarmıh cezası sahnelerinden tutun, işkence sahnelerine, filmin bütün karelerinde İsa’nın naifliğini ve fedakarlığını gerçekçi oynamış.

Filmin slow motion çekimleri harikaydı. Aramice ve Latince replikler hoş durmuş. İzlenmesi gereken yapımlardan…

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.