Ben kimim? İnsan nedir? Devlet nedir?

“İnsan hiç kuşkusuz bir imkanlar çokluğudur, kendini inceleme, düşünme ve bilme kabiliyetidir. İnsanı kendini araştırma kabiliyeti olmaktan çıkarmak onu yok etmek, yok saymak veya hayvan kılmaktır.’’(1) Kendini inceleme kabiliyeti olarak insanı nasıl yok edebiliriz? Ona ne olduğunu söylemek ve söylenen şey olduğuna ikna etmek bütün insanlık tarihi boyunca dinin, geleneğin veya ne bileyim toplumsal bilincin tartışmasız görevi olmuştur. Bu görevin yerine getirilmesindeki özen o derece ileri gitmiştir ki söylenilen şey olduğunu kabul etmeyenler insan kabul edilmemiş, işkencelere uğramış veya öldürülmüşlerdir. İlkellikte İnsanın kendini ve çevresinde olup bitenleri bizzat kendisinin incelemesine ne aman ne de imkan verilir. Böylece toplumlara yön vererek, toplumları idare ederek geçimlerini çok iyi koşullarda sağlayan bazı insanlar, diğer insanlara ne olduklarını iyice belletmiş ve belletilen o şey olmaktan başka bir şey olma imkan ve becerilerini yok etmeyi hedeflemişlerdir.

Bu düzenin korunması için ilk ve temel koşul insanın insanı öldürmeyen olması gerektir. Ancak insan öldürmektedir. O zaman onun öldürmeyen olması için ona bir öldüren verilir ve buna devlet denir. Eğer insan, öldürmeyen olduğunu kabul eder ve öldürmezse devlet de onu ödüllendirir ve öldürmez (veya isterse öldürür).Yok eğer insan öldüren olmadığını kabul etmez ve öldürürse devlet onu cezalandırır ve öldürür.(veya öldürmez) Pekiyi ya daha sonra?

Sonra bunun ardı arkası kesilmez ve devlet insanı ya öyle ya da böyle bir ‘şey’ yapar. Devlet böylece insanı kendini inceleme kabiliyeti olmaktan çıkarır ve onu bir baskı ve şiddet altında tutar. Birey olarak gerçek bir varlığa sahip olan insan, sadece hukuki bir varlığından söz edebileceğimiz devletin altında ezilir, erir ve kendini yok eder. ‘Devletim için gerekirse ölürüm.’ fikri kendini bu yok oluşta izah eder. Zira yok olanın var olması mümkün olmadığı gibi yok olanın yok olması da mümkün değildir.

İnsanın, bir devlet hukuki varlığı içinde kendini inceleme kabiliyeti olarak varlığını yaratması olası bir demokratik devlet yapısı içinde mümkün olabilir mi? Hem ‘evet’ hem de ‘hayır’. ‘evet’ çünkü olası bir demokrasi amaç olması itibarıyla insanın özgürlük talebine cevap verebilme imkanını kendisinde barındırabilir. ‘hayır’ çünkü demokrasi bir yığın ‘bir şey olan insanın’ bu özgürlük talebine şiddetle karşı durma imkanını da kendisinde barındırabilir ki bu ikincisi çok daha kuvvetle muhtemeldir ve esasında ülkemizde olan da budur.

Tüm bu olasılıkları bir kenara bırakıp insanın varlığının ancak ve ancak özgürlükle kurulabilir olduğunu kabul ettiğimizde çok daha derin sorunlarla karşı karşıya kaldığımızı da görmemiz gerekir.

‘’A Thousand Kisses Deep’’(2) ya da Yüzleşme

İnsan kendini inceleme kabiliyeti olarak özgür müdür? İyi niyetle hemen ‘evet’ diyebiliriz. Ancak felsefi anlamda bu pek mümkün gözükmüyor. O, bir ‘şey’ olduğunda ona o ‘şey’ olması bakımından özgürmüş fikrini düşündürse de, öteki olarak bakıldığında ise tam bir kuşatılmışlık ve sınırlandırılmışlık içinde bulunur. Ötekinin bakışı benim üzerimde uzaklıksız durur ve beni de belirli bir uzaklıkta tutar. Duyumsadığım bu gerçeklik, o bakışa teslim olmamı zorunlu kılar. Çünkü ötekinin bakışı bana kendi deneyimimi verir. Bu noktada özgürlük talebinin, insan varlığının vazgeçilmez bir ögesi olduğu mutlaklık kazanır. Görülmem demek, ötekinin özgürlüğüne feda edilmem demektir. Özgürlüğümün koşulu ötekinin yargısından kurtulmamdır.

Bu durumun farkındalığı intihar vb. farklı patolojik çerçeveler içinde kendini gösterir ki bu öteki için bir farkındalıksızlık yaratır. Kendi sarmalı içinde bir şey olarak konumlandırılmış insanın bu farkındalıksızlığının insanlık adına ne korkunç tehlikeler yarattığını hem tarihte hem de bugün net bir şekilde görebiliyoruz. ‘’Özgürlük talebi’nin insan varoluşunun vazgeçilmez bir ögesi olduğu gerçekliğini kabul etsek dahi bu gerçekliği sosyolojiye indirgemek pek mümkün gözükmüyor.

O halde devlet veya toplum karşısında birey olarak insanın kendini inceleme kabiliyeti olarak varlığının özgürce yeşermesi, filizlenmesi ve gelişip büyümesinin (insan olma talebinde bulunmasının) önünde zaman ilerledikçe güdükleşen, kısırlaşan ve daralan insanlığımızı da objektif olarak dikkate alacak olursak aşılması belki imkânsız değil ama çok zor engeller olduğu açıktır.

Son tahlilde, “Eğer ufukta tüm bu sözünü ettiğimiz sorunsallar ile ilgili bir çözüm ışığı olacaksa o ışık insanın kendisindedir ve bu durum, nedeni kendinde bir edimselliği zorunlu kılar; ışığını dışarıdan alanlar için hafifletici, acınası bir mutluluk her daim mümkün olacaktır!”’ demekten kendimizi alamayız.

Öyküm Çınar

[/vc_column_text]

(1) “Hiç, Şey ve Fonksiyon Makinesi’’ adlı denememden alıntı.
(2) Leonard Cohen şarkısı.

[/vc_column][/vc_row]

4 YORUMLAR

  1. hayatımda okuduğum en anlamlı ve en güzel yazı! ne kadar derin ve ince işlenmiş! ne kadar güncel ve ilkel süslenmiş! felsefe pıtırcığımız italyan ressamlara kalpçikler çiziktirmekle kalmıyor ; bizi şahsının kendisi, devleti ve özgürlüğü hakkındaki kısır ve ikiyüzlü değerlendirmeleriyle derin bir semantik yolculuğa çıkararak, bize kıyamet gününe giden yolda el ele ve birbirimizin gözlerinin içine bakarak ilerlediğimizi en parlak klavye vuruşlarıyla hatırlatıyor gene.

      • http://www.felsefehayat.net/hepimiz-piciz-hepimiz-fahiseyiz.html

        o zaman: benim anladığım tüm karılarda orusbuluk var…

        Editor: Kim bilir belki de haklısınızdır 🙂

        (z’ye dikkat)

        Editor. Eşek kadar yaşında. Felsefe pıtırcıkları ona “editor” diyor. Platformlarında yazıp, yorumlarıyla intergalaktik düşsel gezinmelere çıkıyor. yazdığım yorum orada engellenirse diye senin retinana da çarptırayım burdan:

        “a saçını sakalını çekiştirdiğimin kızarık yüzlü, olmayan gözlü, alnı üstüne romanlarca ve hak ettiği kadar yazı çiziktirecek kadar geniş olan Editör künyeli postmodern çomar. Anlaşılan beyninin kanalizasyonlarından sızan yorumları filtrelemekte profil foton kadar başarılı değilsin. Felsefe denen ağacın üstüne çöreklenmiş, kelime ve kavram emici bir mantardan ibaret olan zihnin ; muntazam nesir kusmaları, uzlaşmacı kavramsal ezber palavralarıyla yokluğunu varlığa kanıtlama çabaları içinde eriyip giden felsefe pıtırcıklarını daha ne kadar tatmin etmeye devam edecek merak içerisindeyim!”

        muck.

  2. Özgürleşebilmek için; öğretilmiş bilgiye, gelenek görenek, önyargı ve inanca bağlanan topluma uyum bilincinin güdü çıngıraklarını kırmak gerekir; ancak, çıngırak sesine bağımlı güven duygusundan vazgeçemeyen toplumsal kimliğimiz düşünceyi uyumsuz yalnızlık endişesine kilitleyerek bu kırımı engellemeye çalışır. Muharrem Soyek

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.