Hiç, Şey ve Fonksiyon Makinesi

İnsana en uzak şey: İnsan

İnsan, hiç kuşkusuz bir imkânlar çokluğudur, kendini inceleme, düşünme ve bilme kabiliyetidir. İnsanı, kendini araştırma kabiliyeti olmaktan çıkarmak onu yok etmek, yok saymak veya hayvan kılmaktır. Kendini inceleme kabiliyeti olarak insan, kendini kendine en yakın sanır ve buna inanır. Her gece uykuya yatan ve sabaha uyanan kendisidir. Her sırrı kendindedir, ‘açarsa açar’ diye bilir. Oysa gerçekte insana en uzak ‘şey’dir insan. Düşünce tarihine de baktığınızda insanın başına gelen ilk ‘şey’ değildir, son ‘şey’dir. İnsan nedir? Öyle ise nasıl oluyor da bunca kendine uzak insan bir arada bulunabiliyor. Şimdi düşünsel ve duygusal sınır çizgilerini düşünmeliyiz ki onlar ‘hiçbir’ şeydir.

“Hiç”ten bir şey yaratmak?

Dışımızda duruşları ve bulunuşları bakımından değil, onlarla kendimiz arasında düşündüğümüz veya tahayyül ettiğimiz sınırları bakımından vardırlar. Eğer bir fonksiyon makinesi icat etmiş olsaydık ve herhangi bir fonksiyonu bulunmayan şeyi fonksiyonel kılabilseydi bu makine, ‘şey’lerle kendimiz arasında kurduğumuz sınır çizgilerinin de bir fonksiyonunu bulur ve ‘hiç’ten bir ‘şey’ yaratmış olurduk.

Gerçekliğin akışını takip edebilme ve ona katılma yeterliğini taşıyamayan insanın, kendine uzak ve yabancı olması bu açıdan düşünüldüğünde hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Asıl şaşırtıcı olan insanın kendini biliyor olduğunu sanmasıdır. Felsefe öncesi döneme bakarsanız insanın kendini, dışındakilere nasıl giydirdiğini görürsünüz. O kadar ki, bundan tanrılar bile kaçamamıştır. Bu bile insanın ‘hiç’ ile ‘şey’ arasında sıkışmışlığını açıkça gösteriyor. Akışın ve değişimin insanın kendindeki seyri onda bir ‘şey’ fikri yaratsa da gerçekte olup biten, tüm oluşun içinde kalan oluş ve yok oluştur. Böyle olduğu içindir ki yukarıda icat ettiğimiz fonksiyon makinesinden kendisinin fonksiyonunu bulmasını beklemiyoruz. Biraz açmam gerekiyor farkındayım.

En basitinden bir örnekle anlatayım:

Serçe parmağınızın üzerinde bulunan bir kılı düşünün veya erkeklerdeki memeyi. Bunların ne fonksiyonu vardır? Gazali buna benzer bir soruya ‘bunu soralım diye’ gibi bir cevap verir ki çocukluğumda sorduğum sorulardan bunalan insanların ‘bu şeyi sen sor diye’ cevabıyla birebir örtüşür gibidir. Tabi ki bu cevap beni değil, olsa olsa Gazali‘yi tatmin eder. Sorumuzu fonksiyonel olduğunu düşündüğümüz şeylerle tekrar sorarsak, -eğer sorun kendimize yaklaşmak ve kendimizi bilmekse- elimizde fonksiyonel olan hiçbir şeyin kalmadığını farkederiz.

İnsanlığın üvey çocuğu: Felsefe

O halde bunca hiçliğin içinde insanın, bilim, sanat ve din gibi büyük insani çabalar içinde ‘şey’ler yaratması kadar makul bir şey yoktur. İnsan bunlarla ‘şey’i bulur ama kendini kaybeder. Umulur ki şu -yaramaz çocuk- felsefe gelip ‘her şeyi’ yok etmesin. İşte bu yüzden insan hayatının en orta yerindeki problemlerle ilgili olduğu halde felsefeye yüzyıllar boyunca insanlar bu dünya ile ilgisiz soyut bazı tartışmalar gözüyle bakmış, ona kendinde bir yer aç(a)mamış, kendinden uzaklaştırmış ve kendinden uzaklaşmıştır.

Heyhat! Tüm var oluşun hakikati onu kendi hiçliğinde bulur, yakalar ve yok oluşuna ait kılar. Bunu şimdi veya sonra, er ya da geç yapar. Geriye aynı akış kalır: Panta rai.

Öyküm Çınar

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Yalnızlık

Ah benim olan yalnızlık Eflatunumsu kimsesizlikte Soğuk bedenimle Kırılgan ellerinle dokunulmaya muhtaç Bir başına kalmış kuru ağaçlar gibi Gecenin karanlığında titremekteyim Gölgeler yorgun ve sessiz Gölgeler yorgun ve ümitsiz Kırılgan bedenim inliyor...

Düzenli Seks Yapan Irmaklar Kabilesi

Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka...

Niçin Yaşlanıyoruz?

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır. Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine...

Bir Kadın

gözleri kızarmış harmanlamış çiçeklerini müzik bangır bangır lambalar sönük bir kadın var bekleyen arzular üzerimize çullanacak neredeyse ama kadehleri dolduruyorum ben ve arzular bu kadehlerin ardından tadılabilir ve beethoven dileyebiliriz tam olarak şehvetimiz 9. senfoni...

Fizik I

Bu şekilde ilerleyerek ilkin oluşun (değişimin/dönüşümün) bütünü üzerinde konuşalım; çünkü önce genel olanları söylemek, sonra tekler üzerinde özel durumlara bakmak doğal. İster yalın nesnelerden...

Yaşama Çalışması

Neden Yazıyorum? Otururken, yürürken, uyurken kimi açıktan açığa kimi belli belirsiz bir etkenlik, bir devinme, bir eylem: yazı, yazı. .. Hep yazıyorum, yazmaktayım - yazmak...

Gelenek ve Şair

Geçmişin “hal” içinde varlığını hissetmek kadar ebediyeti, sınırsızı, sınırlı olanda yani bugünde bulmak, bu beraberliği hissedebilmek bir yazarı gelenekçi yapar. - I - Zaman zaman yolduğundan...

Tekamülün Hususiyeti

Tecrübe büyük bir şeydir; tecrübede karşılaşılan her muvaffakiyetsizlik insana bir hatasını öğretir. Hatadan sonra çekilen ıstırapsa insana doğruyu gösterir. Bedri Ruhselman Yazıya başlamadan önce sipiritizma konularına...

Gnostisizm

Gnostisizm: Batınî bilgi (içsel). Gnosis: Bilme, bilgi, tanıma. Gnostik: Kendinin bilgisini bilenler anlamına gelir. Gnosis hakikatin deneysel bilgisidir. Gnosis bir varoluş halidir. İçsel bir bilgidir. Dışarıdan bakınca...