romantizm-nedir
Foto: Can Murat Demir

Tanrılaşan bir hayal gücü ve bunu mümkün kılan bir insan bilinci… Sanırım tek cümleyle Romantizm bu. İlk olarak Almanya da kendini gösteren akım eskiye ait bir özlemi dile getiriyorve bunu şiirlerde, resimlerde ve sanatın her dalında göstermekten ve yinelemekten kaçınmıyor. İnsanın içine açılan bir gizemli yol gibi Romantizm tüm enerjisini özlem-yaşantı, hayal ve bilinçten alıyor. Eski doğal insana dönüşü simgeleyen ve vahşi bir doğanın aşkıyla yanıp tutuşan bir tarafı var. Romantizm eskiye ve karanlık olana duyulan bir isteme halinin adresi olarak tüm hayatın içine köklerini salan bir akım, bir okul ve bir insan biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ya uyusan? Ve uyurken rüya görsen? Ve rüyanda cennete gidip hiç bilmediğin çok güzel bir çiçek koparsan? Ya uyandığın da çiçeği hala elinde tutsan? Ne olur o zaman?  Colleridge

Romantizm, bu satırlardan da anlaşılacağı üzerine tamamen kişisel hayal dünyasından ilham alır ve bunu yaparken acıyı, özlemi, aşkı, ölümü ve doğayı bir oyun hamuru gibi şekilden şekle sokar. Bu konuda Norveçli Doğa Araştırmacısı ve Romantik Şair Henrik Steffens şunları söylüyor: ”Hammaddeyle uğraşıp durmaktan yorgun düşüp başka bir yol seçtik, sonsuza doğru koşmak istedik. Kendi içimize dönüp yeni bir dünya yarattık.” Bu alıntıdan Romantizmin sacayaklarını biraz daha ayrıntıya inerek sıralayabiliriz:

  1. Kendi içine kapanma hali(şahsi bir tasarım yaratma gayreti),
  2. Hayal gücü,
  3. Duygusallık.

Bu 3 kaygı kesinlikle Romantik akımın kaçınılmazlarıdır. Bunlardan başka, acı çekmeye gönüllü razı olma tavrı, ulaşılamaz bir sevgili miti de bunlar arasında sayılabilir.

Romantizmin, bir misyonu da araştırıp bulmak ve gün yüzüne çıkartmaktı. Romantikler bunu özellikle masal ve yerel şarkılar tarafında görev edinmişti. Ve özellikle erken Romantik devirde yerel halk arasında yaygınlaşmış masallar, şarkılar, efsaneler, öyküler, romantik sanatçı-gezgin ve araştırmacılar sayesinde toplanmış ve derlenmiştir. Kırmızı Başlıklı Kız, Kül Kedisi, Hansel ile Gratel bunlardan sadece birkaçıdır.

Romantizmin bir diğer yönü de sanatçıya verdiği önemdi. Romantizme göre sanatçı tanrıydı çünkü yaratıcı olan ve her şeyin mucidi ta kendisiydi. Sanatçı olan insan kendi dünyasında yarattıklarıyla mutlu olan ve bunun için yaşayan biriydi. Sanatçının ruhunun gölgesinde yaşamak ve buna göre bir dünya tasvir etmek… İşte bu aşamada sanatçı çok önemliydi çünkü ancak, o bu dünyayı değiştirebilir ve kendine has bir yorumla dizayn edebilirdi. Bu bağlamda Romantiklere göre sıradan bir dünya anlayışı çok yavan ve reddedilmeliydi; onlara göre dünya, farklı algılanması gereken bir şeydi, dünya tini romantik sanatçılarda çok farklı bir şekilde hayat buluyordu.

Romantiklere göre doğal insan ve eski kozmik anlayış çok daha cazipti. Doğa karanlıktı ve kavranılamaz olan birçok şeye gebeydi. Romantiklerde doğa, tanrıyla eş bir anlamda yer edindi. Doğa gizemli bir yoldu romantiklere göre. Bir organizma ve karmaşık bir yapı arz ediyordu ve kesinlikle basit doğa formlarından karmaşığa doğru bir var oluş çizgisi barındırıyordu.

Romantikler ne aydınlanmayı ne de moderniteyi isteyen bir üslup sergilemediler. Onlar hala Ortaçağ da yaşayan şövalye ruhunu temsil ediyorlardı. Eskiye özlemleri buradan gelmektedir ki Romantikler, karanlık devirlere, gizemli güçlere inanan ütopistler topluluğuydu.

Son olarak şunu söylemeliyim ki; Romantizm kesinlikle kırsal bir tabandan gelmiyordu, daha çok kentli insanın acılarını, aşklarını, özlemlerini yansıtıyordu. Bunun en güzel örneği Avrupa’daki -1800 lü yılların- Burjuva Karşıtı Hareketler ve yaklaşık 150 yıl sonra devamı olan Hipi Gençlik hareketidir ki bu özgürlük hareketinin esin kaynağı Romantizmdir. O döneme ait olan çiçekler, gitar müziği, uzun saçlar, aylaklık gibi şeyler, öncülleri Romantikler tarafından miras bırakılmıştır. Çünkü ilk isyankâr gençlik hareketi, Romantik Avrupa Gençliği Hareketidir; yani 1800’lü yıllar ve sonraları Avrupa’nın ilk isyankâr gençliğini doğurmuştur ve sonraki hareketler onu takipçisi olmuştur.

Romantizm ve Romantikler tüm dünyanın eski değerlere göre yorumlanmasından yanaydı, bu sonuca göre kesinlikle yeni insan ve yeni sanat anlayışı terk edilmeliydi. Rousseau’nun “Doğaya Dön” çağrısını düstur kabul eden Romantikler tüm hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını kullanarak Avrupa da yepyeni bir döneme imza attılar. Onlar eskiye özlemin şiirini yazıyor eskinin manzaralarını tuvale aktarıyorlardı. Büyülü ve ulaşılamaz bir aşkın acısını bir nimet gibi görüp, bu acının sonunda ölüme gözlerini kırpmadan gidebiliyorlardı. Romantikler bu dünyadan değildi ve kesinlikle yaşanılan, sıradan hayatı eserlerine konu edinmekten kaçındılar; bu yüzden Romantikler, kesinlikle hayal dünyalarındaki aşkı ve tanrıyı yaratan nadir bir insan topululuğuydu.

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.