Biyolojinin Felsefi Temeli

John Scott Haldane (1860–1936) İngiltereli bir biyologdu, New College Oxford’da ders veriyordu ve Birmingham’daki Madencilik Araştırma Laboratuvarı’nın yöneticisiydi. Biyolojinin Felsefi Temeli (1931), Dublin Üniversitesi’nde verilen bir dizi ders temel alınarak hazırlanmıştı. 

Bence biyolojiyi fizyo-kimyasal bir temele oturtma denemesinin sonucu hiç de cesaret verici olmadı. Teorik tanınma olmadan, ister bitki ister hayvan olsun, organizmaların yaşamlarında ortaya çıkan ve kalıtım yoluyla nesilden nesle geçen yapıların, faaliyetlerin ve çevrenin tutarlı ve spesifik biçimde koordine edilmesinin onaylanması gerekliydi. Fizyolojik faaliyetler ve kalıtım konusunda ne kadar çok şey keşfedersek, olguları tutarlı biçimde koordinasyonunu kapsayan herhangi bir fiziksel veya kimyasal tanım veya açıklama hayal etmek de o kadar zorlaşıyor. Fiziksel bilimlerin mevcut durumunda yaşayan organizmaların yaşaması ve yeniden üremesi ancak canlı bir mucize olarak tanımlanabilir; çünkü koordine yapıların ve faaliyetlerin devamlılığı, kendi kendine var olan madde ve enerji kavramlarıyla tutarsızdır.

Fizyo-kimyasal veya mekanik yaşam kavramı popüler yazarların zihninde hâlâ çok canlıdır, ancak ciddi biyoloji öğrencileri için durumun böyle olduğunu hiç sanmıyorum. Bu düşünceye verilen bu destek neredeyse her zaman gönülsüzce verilmektedir ve temel olarak fizyo-kimyasal yorumun yerini neyin alacağı konusunda net bir düşünce olmamasından kaynaklanır. Bu derslerde benim amacım bu ikame yorumun ne olacağını tartışmak ve bunu yaparken biyoloji çalışmalarında ortaya çıktığını düşündüğüm ve yaşam fenomenlerinin bilimsel olarak incelenmesinde zaruri addettiğim bilimsel prensibi veya aksiyomu mümkünse bugüne kadar yapıldığından daha açık biçimde tanımlamak ve savunmaktır.

John_Scott_Haldane_at_Cloan

Canlı bir organizma ile çevresi arasındaki ilişkiyi düşünelim. Çevrenin sürekli olarak organizmaya göre hareket ettiği, organizmanın da çevreye göre hareket ettiği söylenir. Çevre organizmaya gıda maddeleri, oksijen ve her çeşit uyarıcı sunar, organizma da çeşitli biçimlerde tepki verir. Aynı şeyi çevre tarafından sağlanan malzeme ve enerjileri kullanarak çalışan makineler ve sistemler için de söyleyebiliriz; ayrıca tepkilerdeki özgünlükleri makinenin, sistemin veya organizmanın yapısındaki özgünlüklere de bağlayabiliriz.

Ancak organizma ile çevre arasında görülen etkileri ve tepkilerin, bunları basit bir etki-tepki olarak değerlendirmemize engel olan ayırt edici bir karakteri vardır. Görülen etkiler ve tepkiler bir bütün olarak düşünüldüğünde, normalde organizmada görülen yapının etkin biçimde yönetiliyormuşçasına koordine edildiği görülür. Etkiler, diğer sayısız eşzamanlı etki ve tepkiden ayrılamaz, bu düzeyde bir koordinasyon yapının yönetildiğini gösterir. Bu yüzden fenomenleri yorumlarken, bağımsız olarak var olan madde ve enerji birimlerinde mevcut olan etki ve buna bağlı tepkiye veya karşılıklı etkilere ilişkin fiziksel kavramları uygulamamız mümkün değildir. Fenomenleri, anlayabildiğimiz kadarıyla, devamlı ve tutarlı bir bütünün etkin tezahürü olarak görmeliyiz; bu bütün de organizmanın veya bağlı olduğu gövdenin yaşamı olarak adlandırdığımız şeydir. Yaşam kavramı haricinde sonsuz ayrıntılar içinde boğulup kalırız – bunlar tanımsızdır çünkü ayrı ayrı tanımlanmaları imkânsızdır. General Smuts yaşam kavramıyla ilgili genel bir prensip olarak “holizm” kelimesini icat etmiştir. (…)

Şimdi yaşamın varlığının biyolojinin temel aksiyomu olduğunu elimden geldiğince kuvvetli biçimde vurgulamak istiyorum. Biyoloji, fizik ve kimyanın nedensel kavramları tarafından temsil edilebilecek fenomenlerin değil, aslında yaşamın incelenmesidir.

Pratik amaçlar nedeniyle standart Newtoncu fizik ve kimya kavramlarını kullanmaya devam etmemize rağmen, aslında bunu sadece pratik amaçlarla mazur gösterebiliriz. Fiziksel gerçekliğin Newtoncu kavramlarının arkasında, her noktada, biyoloji kavramlarına yabancı olmayan daha derin kavramlar mevcuttur. Bu nedenle, artık yaşamın sadece Newtoncu prensiplerle temsil edilen fiziksel ve kimyasal koşulların bir ürünü olmadığını, aksine yaşamın bu koşullardan daha önemli olan ve her zaman burada bulunan bir şeye karşılık geldiğini varsaymak zor değildir. Bir zamanlar yaşam olmadığı düşüncesi sadece Newtoncu metafizik diyebileceğimiz şeyin bir varsayımıdır. Yaşam ölçeğinde ne kadar aşağıya inersek inelim ve yaşamın gelişimini geriye doğru ne kadar izlersek izleyelim, yine de yaşamı buluruz.

Din de dahil olmak üzere insan düşüncelerine ve kurumlarına, yaşama ve genel olarak evrene uygulanmış olan evrim kavramı, önceleri çoğu kişi için din düşmanı bir kavram olarak görünmüştü; bazı kişiler hâlâ evrimi bu ışığın altında görmektedir. Evrim eğer kişiliğin, yaşamın, Tanrı’nın kişiliği kavramımız da dahil olmak üzere etrafımızda ve içimizde algıladığımız diğer her şeye ilişkin nihai yorumun, fiziksel olarak yorumlanmış bir evrenin tezahürü olduğunu iddia etseydi bu düşmanlık gerçekten de mevcuttur diyebilirdik. Daha önce de işaret ettiğimiz gibi bu sonuca varmamızı gerektiren bir zemin mevcut değildir. Yaşamın izlerini geriye doğru sürdüğümüzde asla fiziksel olarak yorumlanabilecek bir şeye erişemeyiz, bugün kesinlikle bireysel kişilik hatta yaşam olarak tanıyabileceğimiz şeyleri gözden kaybetmiş olsak da geriye doğru izleme ile kişilik olarak tanımlanamayacak bir şey de bulamayız.

 

J. S. Haldane
* J. S. Haldane: Biyolojinin Felsefi Temeli, s. 11–13, 28, 34, 112–113.

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Hapishaneler Boşalsın, Ordu Lağvedilsin

La Revolution surréaliste dergisinin Ocak 1925 tarihli 2. sayısında yayınlanan bu ünlü bildiri, sürrealistlerin toplumsal ve siyasi meseleler karşısında doğrudan tavır almaktan çekinmediklerini gösterir....

Yaşamak ve Çalışmak

Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey, iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun...

İnsanlığıma Geri Dönmem Bu Kadar Zor mu Komutanım?

İnsanlar beni çok aldattı komutanım. Onlara hep kandım. Bu da yetmezmiş gibi onlara inandım biliyor musun? Küçük ama tehlikeli oyunlarını hiçbir zaman göremedim. Körmüşüm....

Evrenin ve Tanrıların Yaratılışı

Hesiodos'a göre başlangıçta Khaos vardı. Sonsuz bir boşluktu Khaos. Bu boşluktan Gaia (Toprak Ana) doğdu ilkin; sonra ölüler ülkesinin en derin yeri Tartaros; sonra...

Heidegger ve Gadamer: Düşünürken-Oduna-Kesilmek

Heidegger ve Gadamer ortak bir kaderin iki mimarıdır. Biri diğerinden diğeri de birinden kuvvet alır. Düşünmenin varlığının, varlığın düşünmesinin talihi bir ormanda vuku bulur:...

Pagan Fears

çığlıklarını duyuyorum pagan tanrılarının her tarafta yas türküleri söylenirken morali bozulmuş dişi tanrıçanın toprak her türlü şerre açıkken çığlıklarını duyuyorum pagan tanrılarının her tarafta yas türküleri söylenirken ateş yakıyor ormanın...

Müzik ve Ruh

Müzik, her yerde anlaşılabilen, gerçek anlamda ortak olan dildir: Bu nedenle üzerine tüm ülkelerde ve tüm yüzyıllar boyunca ciddi bir şekilde konuşuldu ve anlamlı,...

Demokrasi ve Özgürlük

Avrupa’da Rasyonalizmin Yükseliş ve Etkisinin Tarihi (1865), Augustus’tan Charlemange’a Avrupalı Ahlak Kuralları (1869) ve yedi ciltlik On Sekizinci Yüzyılda İngiltere (1878-1890)...

Çeviri

Bizde çevirinin Tanzimat ile başladığını biliyoruz. Am o zaman yapılan şiir çevirilerinde bir yabancı ozanı, deyişi, düşüncesi, biçemi ile bir yabancı ozanı bulmamız olanağı...