Annem ellerimden sımsıkı tutmuş, kalabalığın içinde hızlı adımlarla ilerliyoruz. O kalabalıkta, annem ona göre normal hızda sayılabilecek adımlar atarken, ben resmen koşuyorum. Eee benim ayaklarım minicik ki… Elimden de tutsun istemiyorum aslında. Öyle koşturuyoruz ki kalabalığın içinde, ben sadece tanımadığım onca insanı popolarına kadar görebiliyorum. Kafamı yukarı kaldıramıyorum ki hızlı yürümekten. Hâlbuki ben çevreyi içime çekmek istiyorum… Şu ağacın önünde daha uzun durayım istiyorum. Etrafına saklanıp anneme “ceee” yapmak istiyorum. Yerde yem peşinde fır fır dönen güvercinlerin peşinden pati pati koşup üstümden uçup geçmelerini istiyorum… Pamuk şeker satan amcadan pamuk şeker almak ama sadece almak değil, nasıl oluyor da bu kadar güzel şeker yapabiliyor diye onu izlemek istiyorum. Bir şey dönüyor orada ve şeker oluyor ama bunu hemen anlayamam ki…

Bir kadın var, yerde oturuyor. Eli önüne doğru açık. Yanında da benim yaşlarımda bir kardeş var ama hiç gülmüyor. Üstü de biraz kirli. Anneme, onlar ne yapıyor, bu soğukta neden orada oturuyorlar diye sormak istiyorum ama annem neredeyse koşuyor kalabalığın içinde. “Keşke o kardeşi de bize götürsek, belki gülerdi he…”

Annem bazen vitrinlerin önünde duruyor ve şöyle bir bakındıktan sonra bir şeyler söyleniyor. Sonra da önünden öylece geçiveriyoruz o camların. Camları da bir görseniz, bana göre kocamanlar. Nasıl koymuşlar ki acaba oraya? Anlam veremiyorum, soramıyorum da…

Çünkü, biz koşuyoruz…

Ceren Abaza

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.