Felsefe, kelime anlamı olarak “bilgelik- bilgi sevgisi”, “bilginin yolunda olmak” gibi anlamlara gelse de bunlar kitabi ve bana göre oldukça yüzeysel-yavan tanımlamalar olup işe yaramaz tanımlardır. Bunların aksine felsefenin asıl tanımı, pratiğinde, yani bizzat uygulanışında karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda felsefe; tüm bilimlerin beslendiği bir kaynak olmakla birlikte, insanın düşünsel faaliyetlerinin bir ürünü olarak, kavramların özüne inmeyi ve onları insan varoluşunun amacına uygun bir şekilde yeniden dizayn etmeyi amaçlar. Bu amaçlar silsilesi, felsefenin hem işlevselliğini hem de asıl tanımını çok daha iyi serimlemektedir. Felsefe yapma faaliyetlerinin tamamı pratikte yaşam bulmaktadır, yoksa ki “felsefe yapmak” demek, boş boş düşünmek veya birilerinin ortaya attığı saçma sapan fikirlerin peşinde gelişigüzel sürüklenmek değildir.

Felsefe Yapma “Düşünsel” Bir Faaliyettir

Evet, felsefe düşünsel bir faaliyettir. İnsan zihnini sürekli meşgul eden “şeyler”le mücadeleye girişmektir. Felsefe bu yönüyle aslında insan zihninde bir ayaklanmayı, bir savaşımı, kaosu simgeler. Felsefe bu hengâme içinde, hayattan uzak duramaz, soyut bir takım fantezilerle uğraşmaz, hayatın yeniden konumlandırılması için çaba sarfeder, kendi kendini yer, bize yol gösterir, hayatın nasıl yaşanması gerektiği üzerinde durur.

Felsefe, şablonlar bütünüdür, her an, her saat, yerinden sarsılan, yıkılan ve değişken kavramlarla sürekli olarak devinime (ilişkiye) girer, adeta bir fabrika işlevi görür. Felsefe düşünsel bir üretim merkezidir. Kavramların doğasına hâkim olmayı, onları irdelemeyi, tanrı ve doğa ilişkilerini, inanç sistemlerinin kökenini, insan varoluşunu, hayatın anlamını, devlet ve insan etkileşimini, ideal devlet düzenini, ütopyaları, hayalleri, sanatı, edebiyatı, mimariyi, bilimi, sinemayı vs. kısaca hayata dair ne varsa, tüm oluşu inceler, mercek altına alır. Felsefe buradan bakıldığında özgür bir disiplindir, bu gerekçeyle düşüncenin ve insanın olduğu her yerde olmuştur ve olmaya da devam edecektir.

Felsefe Edimi: Cevapsız Soru Deryası

Felsefe, düşüncenin sürekli olarak ayakta (diri) tutulduğu bir mecradır dedik, bu anlamda ona düşüncenin jimnastiği ya da egzersizi de diyebiliriz. Felsefi uğraş içinde olan insan etrafında olan bitene karşı kayıtsız kalamaz; sürekli sorular sorar, hiçbir şekilde olanlardan memnun değildir: Tatmin olmayı bilmez, bu sonsuz bir döngüdür. Bu hayati sorunsal düşüncede başlar ama orada kalmaz, felsefe her daim hayata müdahale etme arzusu içindedir.

Gelin felsefe yapanların uğraştığı (bir türlü çözüm bulamadıkları) o meşhur sorulardan bazılarını yazmaya çalışalım;

  1. Ben kimim?
  2. Neden buradayım?
  3. Bir amacım var mı?
  4. Hayat nedir?
  5. Özgürlük nedir?
  6. Tanrı ve yaradılış mümkün müdür?
  7. Ölüm nedir?
  8. Sanat nedir gerekli midir?
  9. Dinler hangi ihtiyaçtan doğmuştur?
  10. İnanç meselesinin kökeni nereye dayanmaktadır?
  11. Var olmak ne demektir?
  12. İnsan nedir?
  13. Evren sonlu mudur?
  14. Kötülük ve iyilik neden vardır?
  15. Uzay sonlu mudur? Yoksa evrenin bir sonu var mıdır?
  16. Bilgi nedir ne işe yarar?
  17. Ahlak nedir? Değer yargılarını neye göre kim oluşturmuştur?
  18. Sevgi ilahi midir yoksa tam aksine insani bir olay mıdır?
  19. Sezgilerin insan hayatındaki önemi nedir?
  20. Nasıl mutlu oluruz?
  21. Doğa dediğimiz şeyin içinde neler vardır?
  22. Ruh var mıdır, ya da ispatı mümkün müdür?
  23. Zaman nedir?
  24. Hiç-lik nedir?
  25. Dil nedir neden vardır?
  26. Hakikat nedir?
  27. İdeolojilerin kökeninde hangi içgüdüler yatar?

Bu sorular çoğaltılabilir. Hatta abartısız olarak şunu söyleyebiliriz: Felsefe evrende maddi ya da manevi olarak yer tutan her şeyin derdine düşmüştür, mesela boşlukta duran bir taşın, havada asılı kalan bir balonun, renklerin, her şeyin felsefesi yapılabilir. Burada şunu vurgulamak istiyoruz: Felsefenin sonsuz bir sorgulama yeteneği var ve bu yeteneğini sadece bir varlık için kullanır, o da “İNSAN”. Felsefenin hizmet ettiği tek şey “insan mutluluğudur” diyebilir miyiz? Bu sorunun cevabını sizlere bırakıp, biraz da felsefenin daha doğrusu felsefi faaliyetin yararlarından bahsedelim:

  • Felsefe, sorgulamayı öncelediği için size eleştirel bir zihin sunar. Bu sayede hiç kimseye ya da hiçbir kuruma bel bağlamadan kendi mantığınıza güvenmeyi öğrenirken farkındalığınızı artırıp, özgüven biriktirmenizi sağlar, bu niteliği ayrıca karakterin de gelişiminde de önemli bir yer tutar,
  • Sorgulama ve eleştirel mantık haliyle sizi yeni bilginin ve kavramların dünyasıyla tanıştıracaktır, bu da daha fazla kitap yani okuma demektir. Felsefe ile uğraşanların vahiy yoluyla bilgi aldıklarına inanmayın, hepsi sağlam birer kitap kurdudur ve ellerine ne geçerse okuyan tiplerdir,
  • Felsefe metotları gereği mücadeleci bir insan tipini zorunlu kılar, sonsuz bilginin belirlenmiş bir sınırı olmadığından, insan sürekli sorgular ve bu kayda değer bir enerjiyi gerektirir. Bu enerjiye kısaca “cesaret” diyebiliriz, felsefe bu yüzden cesur insanların işidir,
  • Dürüstlük ve onur gibi erdemleri kazandırır, doğruyu ve iyiyi kendince değerlendirebilen bir insanı müjdeler. Bu sayede öz sermayesi mantık olan insan yanlış olana meyil etmez. (Bir soru: Bir toplumdaki refah ve huzur katsayısı, felsefe uğraşlarıyla doğru orantılıdır diyebilir miyiz? )
  • Etiketsiz (yüksüz) bir hayatın anahtarını verir. Felsefe insan üzerindeki gereksiz tüm yüklerden arındırır. (Örneğin, siyasi parti, ideoloji, dikte ettirilen değer yargıları vs… ) Bu sayede kendi başına bir birey olarak kendinizi ifade edebilirsiniz. Felsefenin en önemli işlevlerinden biri de budur, o sizi bir şekle sokmaya çalışmaz, özgür bırakır, tüm –izmler onun lügatinde zehirlidir. Sizi salt insan ya da bir varlık alanı olarak kabul eder ve bağrına basar, orada sadece sorular ve kesin olmayan cevaplar vardır, riayet etmeniz gereken tek kural budur,
  • Felsefe aktivitesi sizi evrensel (üstün) bir varlık yapar. Bu şu demektir: Lokal (yerel) birtakım düşünce kalıplarından ve geleneksel baskılardan sizi azade eder, daha genel ve herkes için belirleyici olana yaklaştırır. Çünkü felsefe edimi, herhangi bir coğrafya, ülke ya da bölge ölçeğinde vuku bulmaz, evrensel bir dildir,
  • Son olarak felsefe aktivitesi size toplum içinde kendinizi etkili biçimde ifade etmenizi sağlar. Kendinizce bir dil oluşturabilir, zarif ve etkili bir hitabete sahip olabilirsiniz. Bu farklı dile felsefede “retorik” diyoruz.

Peki, bunca yararı olan felsefeden neden uzak dururuz?

Güzel bir soru değil mi? Bu sorunun cevabı oldukça basit, felsefe sizi farklı ve muhalif kılar, işte burada bazı sıkıntılar baş gösterir. Örneğin bir cemiyette kendinizi ifade ettiğinizde, (…sanat ve insandan, ya da güncel siyasetten bahsettiğinizi varsayalım) etrafınızdaki kişiler lakırdınızdan hiçbir şey anlamayabilir.  Sıkılabilir hatta sizi düşman bile görebilirler. Bu günlük hayatta yaşadığımız bir şeydir. Belki de felsefe ile uğraşanların tek handikabı budur: O sizi yalnızlaştırır çünkü kimse olaylara ve kavramlara sizin kadar sıra dışı ve derin bakamamaktadır. Bu durumda felsefe ile uğraşanların büyük bir yalnızlığa katlanması kaçınılmazdır, eğer bu yeteneğiniz yoksa bu yalnızlığa sarılamayacaksanız felsefe yapmayı bırakın, uzak durun.

Sonuç

Felsefe, hayatın içindedir. Ondan kaçamazsınız. “Felsefe nedir yahu, çok saçma, ilgilenmiyorum, anlayamıyorum, anlamsız geliyor bana” diyen kişi aslında kendi kendine yalan söylemektedir. Sadece kendini kandırmaktadır. Gündelik hayatta felsefi uğraş vermeyen insan yoktur, bu su götürmez bir gerçektir. Felsefe yapma edimi, insanın yaradılışından beri var olan bir alandır. Günlük hayatınızda sorunlarınızı masaya yatırırken, bir düşüncenizi biriyle paylaşırken, siyaset konuşurken, şiir okurken, yazarken, izlerken, bir romanı değerlendirirken, bir karakter analizi yaparken hep felsefe yaparız ama farkında değilizdir. “Felsefe ile alakam yok” diyen insan bu yüzden sadece kendisini kandırır. Farkına varmasak ta felsefe, her an yanı başımızdadır.

Okuyucularımıza birkaç felsefi metin önerisinde bulunarak yazımızı sonlandıralım:

  1. Felsefenin Tesellisi, Boethius
  2. Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder (Çocuklar için)
  3. Güç İstenci, Nietzsche
  4. Deliliğe Övgü, Erasmus
  5. Akıl Çağı, Thomas Paine
  6. Denemeler, Montaigne
  7. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer
  8. Tanrı Yanılgısı, Richard Dawkins
  9. Putların Alacakaranlığında, Nietzsche
  10. Biricik ve Mülkiyeti, M. Stirner

Can Murat Demir

1 Yorum

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.