Güçlüye Karşı Tutumlar

Günümüzde ve geçmişte iki kişinin münasebetinde yahut iki devletin ilişkisinde etraftakilerin güçlüye hayran olması, güçlüyle ittifak kurması, gerçeklerin zayıfı haklı gösterdiği durumlarda dahi güçlü olanın taraftarlığını yapması, saptırılmış ve yanlış işleri ıslah etmemesi gibi hadiseleri iki sebebe bağlayabiliriz: “Korku ve menfaat.”

Korku, ölmüş bir canlının vücudunda gezen sineklerin bedendeki dışa akmış kanı büyük bir açlıkla emerken, üzerilerine gelen darbeden hızla kaçması kadar çabucak insanın ruhunu sarar. Etkisinin uzun sürmesi ve yüzdeki tesirini solgunlukla göstermesi sebebiyle bu duyguyu verem gibi bedbin bir hastalığa benzetebiliriz. Güçlü olanın elinde aslında zayıfın durmadan atan kalbi vardır. Zayıf bunu bildiğinden ona karşı ters bir hareketinde o kalbin sıkılıp, parçalanacağını, değerli yaşamının sona ereceğini düşünür. Bu yüzden susar, konuşmaz, konuşsa da bu güçlüyü övme vaazından başka bir şey değildir.

Bundan rahatsız olan zayıflar yok mudur? Elbette vardır. İşte asıl onlar ki bu sömürüye ve yalan girdabına karşı çıkacak olan, halkı peşlerine takıp sürükleyecek onların kafasındaki yanlışlara karşı doğruyu bulduracak olan aydın, kahraman, lider yani birer akıl ve cesaret abidesidirler.

Güçlünün gücü yettiği canlıların can damarını ele geçirme hadisesi bazen çok uzun bir süreçten geçer bazen de kısa bir oldu bittiye gelir. Bu noktada ise toplumların ittihadını sağlayacak olan, onların merkez eksenleridir. Yani kültür ile milli değerlere sahip çıkmak. Kimi bin yıl boyunca özüne sahip çıkar kimi ise bir asırdan az.

Eğer bir toplumdaki öz unutulup yabancılaşma başlamışsa, işte o topluluk dönüştürülen toplumun yıkıcı faaliyetlerine dâhil olmuş demektir. Bir insan kendini bilirse hiç kimsenin “sen böylesin”, “sen şuna döndün”, “sen buna benziyorsun” gibi laflarına aldırmaz. Zira o kimse, neye benzediğini, ne olduğunu bildiğinden kimsenin etkisinde kalmamayı da bilir. Birliğin o güçlü ve yorulmak bilmez kolları bir zeminde vücuda gelirse bu kollar ilim, irfan tuğlalarına da uzanır ve inşa edilmekte olan bir binanın yıkılmaz taşlarını meydana getirir. Bunun sonucunda da terakki kaçınılmazdır. Güçlünün karşısına dimdik çıkabilmek yahut güçlü olabilmenin bilindik sırrı işte bu tuğlaların fazla olup doğru yere koyulmasında gizlidir.

Menfaat ise insanın, cezbediciliğine kapılarak kendisine fayda getirecek bir şeyin ahlaken uygun olsun veya olmasın kendi faydasına kullanmasıdır. Menfaat bir toplumda kişilerin bencilliği dolayısıyla insanlar arası ilişkilerin zayıflamasına, maddeye olan düşkünlüğün manevi dünyaları sarsmasına (güvensizlik) sebebiyet verir.

Güçlü taraftarlığında belki de en baskın taraf menfaattir. Bu yüzden “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” misali desteklenen güçlülerin etrafında birçok dalkavuk gösterisi ortaya çıkar. Güçlüden bir şeyler koparabilmek için kendini bir hiç gibi gösterme ahmaklığına düşmek zayıflık ve düşkünlük belirtisidir. Böyle davranan kimseler bir şey elde ettiklerini sanmakla yetinirler lakin asıl olan ahlaklarını ve benliklerini kazanç uğruna satarlar. Bu iş kendileri veya dönemleri için daha faydalı gibi görünse de dünyanın genel ahlak kaideleri içerisinde hiçbir zaman yer edinemeyecek bir harekettir.

Yunan ve Latin atasözlerinde şuna rastlarız: Bir devlet sınırlarını genişletmek istiyorsa, bunu çevresindeki yenebileceği küçük devletleri sınırlarına katarak değil, o küçük devletlerle anlaşıp dünyanın o zamanki en güçlü devletlerini yıkarak elde etmelidir.

Bazı tarih kitapları, güçlü devletlerin sözde dostlarının yani küçük devletlerin (güce boyun eğmiş esir milletlerin), güçlü devletlerin zulmünden, sömürüsünden kurtulmak, onların üstünlüklerini sona erdirmek için onlara karşı sürekli pusuda yattıklarını hatta ellerinde gelse bir kaşık suda boğmak isteyeceklerini yazar. Örneğin, Germenler Roma hâkimiyeti bulunan topraklarında kendi güçlerini göstermek isterler bu sebeple gizlice plan hazırlarlar. Planlarının ilk adımında Roma’ya ittifak sözü verirler. Roma komutanı Varus’un yönettiği lejyonlar, içinde Germen askerlerinin pusu kurduğu Teutoborg ormanına girdiklerinde büyük bir vahşetle imha edilirler.

Anlattıklarımıza bir diğer örnek olarak, Roma’yı fethetmeye yemin eden Hannibal Barca’nın büyük ordusuyla Roma’ya kadar ilerlemesine karşılık Roma ordusunun küçük birliklerle vur-kaç taktiğini uygulayarak, Hannibal kuvvetlerini günden güne zayıflatıp, en sonunda öldürücü darbeyi vurmasını gösterilebiliriz.

Sonuç olarak; çıkarlar ve menfaatler bir milletin vücudunda baş gösterirse bu tedavisi olunmaz bir hastalığın vücutta hızla yayılmasına benzer ve vücudun devrilmesine yani milletlerin dağılmasına ve aynı kanı taşıyan bireylerin birbirine karşı güvensizlik duygularının oluşmasına sebebiyet verir. Kötü bir tılsımın tesiri bile bundan daha fazla etki edemez. Bu kötücül duygu birliğin baş düşmanıdır. Bedbin ve sınır tanımaz etkilere sebebiyet verir. Kılıç darbeleriyle vücutta açılan yaralar bahsi geçen menfaat duygusunun milletteki hasarıdır. Bu yaraların öldürücülüğü yahut ehemmiyet arz etmeyişi merhemi sürdüğünüz zamana bağlıdır. Daima milletleri tehdit eden bu hastalığın ve yaraların tedavisi hiç şüphesiz büyümeden ve daha fazla yayılmadan önünü kesebilmekten geçer.

Emre Furkan Özdemir

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kalır

Hayat su misali süzülüp gider Vahşi derelerin selinde kalır Rüyasında gamlı bülbül "ah" eder, Yankısı bir hayal gülünde kalır Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar Ay hüzne bürünür, karalar...

Mahvolmaya Yüz Tutmuş Bir Mazi Yani Yitik Bir Sergüzeşt

esaslı bir mürit gibi dinliyorum ruhunun ince nağmelerini söyle bana hangi nota sefil bedenlerimizi daha iyi izah eder ki boşuna değil kifayetsiz ve mesnetsiz düşüşlerim görüyorum korkunç bir bahis...

Rumble Fish

Çete savaşlarının ve serserilerin kol gezdiği caddeler... Ve bir efsane; The Motorcycle Boy Rumble Fish, hayata tutunamayanların öyküsünü dillendiriyor. Rusty James ve abisi anneleri tarafından...

Fantom Felsefesine Giriş

Ruhlar ve hayaletler her yerde... Bunu biliyoruz artık? Her gölgede irkilen, her sezgide parçalanan amansız acıların varlığını bilmeyen kaldı mı? Bu yüzden varlar, bu yüzden...

Adam’ın Cinneti

Menfur günahın üstünden 6000 yıl geçmesine rağmen, Adam, hala bedenine yabancı gibiydi. Elleri, kolları ve en önemlisi de kalbi sanki kendisine ait değildi. Emirleri...

Ölmeden Önce

Bir çam kozalağının bile ayırt edebildiği gün-gece dönümleri, her şeyin yaşamın özünden olduğu bilgisini fısıldamaktadır... Dikkatsizce, önemsemeden fırlatılan bir taş, evren ruhunda hissedilmektedir. Peki,...

Yazgı ve Evren Düzeni

İnsani bir kimlik içinde, çok eksik olan görüşlerimize göre bile ilahi irade yasalarının değişmez yargılarının gerekleriyle biçimlenmiş evrenin düzeni ne kadar görkemli ve uyumludur! Doğada daima...

Yazmak ve İlham Tayfası

Kâğıdı kalemi boşuna yorma! Eğer onlar isterse yazabilirsin. Ama boşuna bekleme, çok nazlıdırlar, birazcık ta asi. Kendileri isterse gelirler ve istedikleri zamanda giderler. Ama...

Bilimin Şenliği İçin Şenbilim

Ortaçağ Provence kültürünün ozanları Troubadourların kendi şiir sanatlarına verdiği La Gaya Scienza (Şen Bilim) adını, Almancada "Fröhliche Wissenschaft" olarak felsefe gündemine katan Nietzsche'dir. Nedir...

Orhan Pamuk’tan Yeni Roman: “Kırmızı Saçlı Kadın”

Nobelli yazar Orhan Pamuk’un yeni romanı “Kırmızı Saçlı Kadın” 2 Şubat’ta yayımlanacak. Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflıktan” aylar sonra yayımlanacak bu romanı 200 bin adet...

Sarhoşum

sarhoşum alkol damarlarımda biliyorum bir sen yoksun yanımda seni düşünüp yazmak tek sarhoşluğum kelimeler dudakların gibi müptelası yapıyor ruhumu güzelleştikçe benim oluyorlar sanki yazmayı bırakamam seni saçlarına tutunmayı özledi ruhum hatırlamıyorum bitanem sen söyleyince hatırladım kafam...

Denemelerin Konusu

Başkaları insanoğlunu yetiştiredursun ben onu anlatıyorum ve kendimde, pek kötü yetişmiş bir örneğine gösteriyorum. Bu örneği yeniden biçim vermek elimde olsaydı onu elbet olduğundan...

14 Tarifte Dünya Edebiyatı Tarihi

Can Yayınları'nın Kırkmerak isimli dizisinden muhteşem bir kitap daha... Edebiyatın devleri mutfağa girerse… Büyük yazarların kitaplarını belki okudunuz, ama Kafka’dan K. usulü çorba, Austen’dan tarhunlu yumurta,...

Ölçü

İtimadım belki kalmıştır diye insanlığa Günde bir kere şeytan kalbimi yoklar benim Bizde vicdani telâkkiler bu yolda ölçülür Zevk alır görse perişan hâlimi toklar benim Cavidanî sözlerim sanma...

Tırnak İçi Yaşamlar…

Bazı şeyler tırnak içerisinde yenilir. Örneğin balık ekmek… Balığı pişirip, soğanla, marulla ekmeğin arasına koyup yemekle Eminönü’nde bunu yemek aynı şey değil gibi gelir...