Gülmeyen İnsan Özgür Olamaz

Gülen Türkiye demokrasi, gülmeyen Türkiye totalitarizm demektir. Otorite gülmekten, güleryüzlü olmaktan, gülenlerden korkar. Gülemeyenin kendisinden korktuğunu biliyordur. Kâbusu: “Gülen Türkiye.” 

Önce e-psikiyatri portalından bir haber:

Gallup araştırma kurumunun anketine göre, “Dün gülümsediniz mi ya da kahkaha attınız mı”sorusuna en çok Türkler “hayır” yanıtını verdi.
ABD merkezli kamuoyu araştırma kurumu Gallup’un anketinde, Türkiye 148 ülke arasında mutluluğunu en az dışa vuran ülke oldu. Gülümseme ve kahkaha atmada dünya ortalaması yüzde 75 olmasına rağmen Türkiye’deki oranın sadece yüzde 43 olması dikkat çekti. Türkiye’nin ardından az gülen diğer ülkeler Sırbistan ve Tunus oldu.
Sonuçlar geçen sene 148 ülkede 153,000 kişiyle yapılan görüşmelerden.
Aman dikkat. Türkler şunda bunda farklıdır derken bizi yalnızlığa iten, dünyadan ayrıştıran milliyetçi duyguları körüklemeyelim.
Fakat dünyanın en az gülen üç ülkesinden biri olmanın nedenini de düşünmeliyiz.
Düşünmeliyiz ki güleryüzlü olalım.
Araştırmalar kalp hastalarının %40’ının gülmekten nasibini alamadığını gösteriyor.
Güleryüzlü olalım ki bağışıklık sistemimiz güçlensin, kalp hastalıklarından daha az ölelim, depresyondan kurtulalım. Daha uzun, daha mutlu yaşayalım… Yıllık gelirimizi şu kadar dolar yaptık diye övünen hükümetler, Türkiye’nin, yeryüzünün en asık suratlı ülkelerinden biri olduğunun utancını taşıyorlar mı acaba?
Türkiye’yi yönetenler de güleryüzlü değil ki.
Amerikalılardan öğrendikleri, basın için dondurdukları botoks gülüşleri bizlere daha da çok hatırlatıyor normalde asık suratlı olduklarını.
“Bir göz ağlarken öbür göz gülmez,” der atasözümüz.
Olaylarla katılaştıkça ağlamayı da unutuyoruz.

Nazi temerküz kamplarından sağ çıkan Primo Levi, “Bizi gülmek kurtardı” der. Gülmeyen toplumların patolojik ruh hali kötümserliği tetiklediğinden, umudu öldürdüğünden, kitlelerin edilgenleştiği totaliter rejimlere davetiye çıkarır.

Türkler dahil hiçbir ulusun afonagelia, yani gülememe hastalığından muzdarip olduğunu söyleyemeyiz.
Çocuklar 15 haftalıktan itibaren gülmeye başladığına, hatta evrimsel sürecimizi paylaştığımız şempanze ve bonobolar da bu özelliğe sahip olduğuna göre, nedir büyüdükçe bizi somurtkan yapan?
Kendimizde bakalım.
Ağızlarını elleriyle kapatıp ayıptır diye güldüklerini örtenleri mi istersiniz, ilkokulda güldü diye dayak yiyen çocukları mı?
“Ağır ol molla” kültüründen gelen, ciddiyet maskesinden soyunmaya cesaret edebilir mi?
Gülen, tebessüm eden, bu nedenle katledilen kadına hafifmeşrep diyen biz değil miyiz? Rol modelleri, ciddi erkek, mahcup kadın olunca, çocuklar ne yapsın?
Toplum olarak en çok neye güldüğümüze bakın.
Sürü halinde kahkaha attığımız eşek şakaları başta gelir. Bir de birbirimizi işleterek küçük düşürüp ardından makaraları koyuvermek. Ergenlik çağımıza kilitlenmiş gülme anlayışımız burada çakılır kalır. Hababam sınıfı espri anlayışı bizi ölümümüze kadar takip eder.
Az okuduğumuzdan mı?
Dile hâkimiyetimizi geliştirip ince espri yapamadığımızdan mı?
Bilemiyorum.
Hep mi böyleydik?
Konu nice doktora tezine gebe.
Ancak şu kesin.
Bırakın gülmeyi, göz göze gelmekten kaçındığımız bir ülkede yaşıyoruz.
Çocuk öğretmeninin, memur müdürünün, milletvekili cumhurbaşkanının gözüne bakamaz.
Metroda, otobüste, sokaktasınız. Hep o kaçamak bakışlar.
Dünyaya, çevremize, başka insanlara açıkça bakamamamız korku toplumunun alametleri.
Yolda size doğru gelene tebessüm ederseniz, başınıza o an bela gelebilir. İster aynı, ister karşı cinsten olsun, ardında cinsel bir yaklaşım bile sezilebilir.?
Gülmekten korkmak, gülmemek, cinsel açlığımızın kamuflajı mı?
Cinselliğimizde kendimizi güvende hissetmediğimiz için mi?
Arzularımızın tatmin olamamasından kaynaklanan cinsel şiddet en çok kadının ötekileştirildiği toplumlarda değil mi?
Oysa özellikle erkeklerin çoktan öğrenmesi gerekirdi kadınların güleryüzden hoşlandığını.
Başta siyasetçiler, gün be gün karşılaştığımız rol modellerini, imamları, hocaları gözünüzün önüne getirin.
Hangisinin güldüğünü gördünüz?
Aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor olabilir mi ciddiyet maskesi? Şu kesin ki, gülücükleri çoğu zaman sahte de olsa, devlet korkusunun nispeten az olduğu ülkelerde, politikacılar daha güleryüzlü.
Asık suratlı devlet adamları korkutarak iktidarda olanlar.
Farkında değiller en ciddi hallerinde ne kadar gülünç olduklarının.
İşte Şarlo’nun Adolf Hitler’i canlandırdığı Büyük Diktatör filmi.
İşin ürkütücü yanı gülmeme patolojimizin Türkçeye yansımış olması.
Elinize başka dilden bir sözlük alın ve gülme kelimesinin karşılığına bakın. Eskimolarda kar için ne kadar çok kelime olduğunu bilirsiniz. Birçok dilde gülmek de öyle. Türkçe sınırlı.
Gülmemenin nedenini dinlerde arayanlar var.
Tek tanrılı dinlerin peygamberlerini gülerken düşünebilir misiniz? Hele tasviri bile mümkün değilse. Oysa Buddha kahkaha atarken tasvir edilir.
Gönül ister ki dinlerini öğrenirken çocuklar cıvıl cıvıl gülebilsinler.
Kim, tanrı bunu tasvip etmez diyorsa, kendisini tanrı yerine koyuyordur. Belki çocuklarımız bu nedenle yetişkinlerin yüzlerine gülerek değil endişeyle bakıyordur.
Somurttukça kalıplarımıza gizlenir, güldükçe en savunmasız halimizle özgürleşiriz.

Aklımda Oscar Wilde’ın şu sözleri:
“Birisine gerçeği söylemek istiyorsan onu güldürerek söyle, yoksa seni öldürür.”

Gülen Türkiye demokrasi, gülmeyen Türkiye totalitarizm demektir.
Güleryüzlü olmaksa, her şeye rağmen bizim elimizde.
Bakkaldan alışveriş yaparken, dolmuşta para uzatırken, muhtardan ikametgâh alırken…
Otorite gülmekten, güleryüzlü olmaktan, gülenlerden korkar.
Gülemeyenin kendisinden korktuğunu biliyordur.
Kâbusu: “Gülen Türkiye.”

Gündüz Vassaf
t24.com.tr/k24

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Yanık Bir Akşamüstü

yanık bir akşamüstünden kopup, ölü bir gecenin içine düşüyordum. kalbim duman içinde, avuçlarımda sabahın leşi bir sarhoşun küfürlerinden kaçıp kahpe bir yalnızlığa sendeliyordum dudaklarım sansür içinde gözlerimde bir kış uykusu mülteci duygulardan...

Bütün Gece Ruhunu Emdim

Varlık, hiçliğin içine atılmış bir köprüdür, Bu yüzden var olmadan önce iyi düşün ve her an karanlığa saplanabileceğin korkusuyla yaşa... bütün gece ruhunu emdim. sana sormadan seninle aklımı teninle...

Felsefe, Şaşırma, Merak Etme ve Hayranlık Duyma Halidir

Çocukların da, yetişkinlerin de baştacı ettiği “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinin Türkçe’ye çevrilen 25. kitabı onuruna 7. Eğitimde Edebiyat Semineri’nde eğitimcilerle buluşan Brigitte Labbé, çocuklar...

Aynıdır Bütün Ordular

Aynıdır bütün ordular Namlıdır şöhretleri Aynı eski gürültüyü çıkarır topçular Yiğitlik delikanlılara özgüdür Tümü yorgun gözlerle bakar eski askerlerin Aynı eski yalanları dinler eski askerler Her zaman sineklere yem olur...

Karanlık Benim İçin Geliyor

Karanlık benim için geliyor. Her acımın içine, saflığıma ve içgüdülerime sızıyor. Kanatlarına alıp benliğimi uçuruyor. O kadar içten ki, sanki benim için yaratılmış... Sanki...

It

It, King hikayelerinde rastlayabileceğiniz her türlü klişeye sahip ama dediğim gibi film gerçekten de orjinal bir karaktere sahip: Pennywise Rüzgarda uçuşan çamaşırlar arasında şeytan kol geziyor!...

Erkeklik Organının Serzenişi

Homurdanan ıslak yalanlarım oldu. Acının tarlalarında yürürken büyüttüğüm sevgilim gibi… Hep 3 kişinin hasadını kaldırdığım tarlalar; katil gelincik sürülerinin cirit attığı karanlık koridorlar… God bless...

Kaosun Derinlerinden Gelen Bir Kitap

Çağdaş edebiyatın müthiş dahisi Dave Eggers’dan sarsıcı, çarpıcı ve unutulmayacak bir roman daha: 'Ne Nedir'. Yazar, dergici, yayıncı ve editör kişiliği ve sıradışı projeleriyle tanınan,...

Max Scheler ve Hiç

Max Scheler (1874-1928), insanın düşüşten kurtuluşunu birincisi dogmayla ikincisi tinle aşılabileceğini ileri sürer. Şöyle der: hiççiliğin aşılması aşamasında tanrılar yaratılır. Scheler, tanrıların karşısına tini...

Kaosun Kutsal Kitabı

Gecenin karanlığına giriyoruz ve buradan ancak cılız kalıntılarımız çıkacak, çok kalabalığız, daha da kalabalık olacağız ve giderek daha da kalabalıklaşacağız, böylece sonunda kaos galip çıkacak ve ölüm...

Şiirin İlkeleri

Bütün bu sözlerden çıkan sonuç yeryüzündeki, en iyi destanın bile, bütün- halinde, son ya da kesin etkisinin değersizlik olduğudur ve doğrusu da budur. Şiirin ilkesinden...

Tekamülün Hususiyeti

Tecrübe büyük bir şeydir; tecrübede karşılaşılan her muvaffakiyetsizlik insana bir hatasını öğretir. Hatadan sonra çekilen ıstırapsa insana doğruyu gösterir. Bedri Ruhselman Yazıya başlamadan önce sipiritizma konularına...

Son Ol!

Kalbine dokunabilmeme bile ihtimal vermiyorken, daha fazlasını yaptın; beni kalbine aldın. Bu da yetmezmiş gibi aşkı yaşatıyorsun. Sadece elinden tutmak isterken ben, yüreğini açtın...

Ben, Devlet ve Özgürlük

Ben kimim? İnsan nedir? Devlet nedir? "İnsan hiç kuşkusuz bir imkanlar çokluğudur, kendini inceleme, düşünme ve bilme kabiliyetidir. İnsanı kendini araştırma kabiliyeti olmaktan çıkarmak...

Türkçe Felsefe Nasıl Yapılır Anlattı

İoanna Kuçuradi, Türkiye'nin felsefedeki bir numaralı ismi. Türkiye Felsefe Kurumu'nu kurdu; Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'na başkanlık etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkçe'nin mevcut kelime hazinesiyle felsefe...