Dil Sadece Bir Et Parçası Değildir

Lisan-ı münasipten bıkmış okurlar, Hiç Anadolu Piç Amerika’yı okurken genç kuşak yazarların nefes alma odalarından birine konuk olacaklar.

İhtiyarların “lisan-ı münasip” dediği, uygun bir dille anlatma illeti edebiyatın omurgasına çökmüş, çökmek ne kelime, bildiğin belini kırmış ve neredeyse yazının icadından beri halkı halktan korumak için devlet süspansiyonuyla steril, ana sütü gibi faydalı ve uyku getirici, terbiye sınırlarına çekilmiş bir forma sokmuştur. Her ülkenin en az bir resmi dili olabilir elbette, ancak sokaktaki insanın dilindeki zemberek öyle üç beş cıvatayla sıkıştırılacak bir mekanizma içermez. Çünkü dil bir kayış kompleksidir ve kayışın gevşediği yerde dizginler kopar, edebiyatın yolu rotadan çıkıp mana kazanır. Halkın meşgul olduğu meselelere yaklaşımıyla devletin meşhur olduğu meselelerdeki tutumu müşterek zeminde aynı halaya katılmaz. Halk başka mecrada oynar, devlet başka mecrada. Ritimleri tutmaz, beden dilleri de uyuşmaz, birinin kalktığı anda öbürü oturur, birinin gak dediğine öteki guk demeyi uygun bulur. Uyumsuz çifttir halk ile devlet – hani kısa adamla uzun kadın, güzel kadınla çirkin adam ilişkisi gibi bir şey.

Devletlerin dil kurumları geceli gündüzlü çalışıp kelime üretmeye meyillidir. Yabancı kelimelerin yerine kullanılabilecek yeni ve “bizden” kelime icatları yaparlarken meyvenin çekirdeğini es geçerler. Her “yerli malı” tutmaz. Devşirme kelimelere öz kazandırma, millileştirme mücadelesi bir yanıyla doğruysa da, zaten var olanı, birilerinin adlandırdığı nesneleri, durumları dilde içselleştirme seansları bir politik harekettir. Oysa sokaktaki yeni varoluşlara, yeni nesnelleşmelere ad bulmak akıllarının ucundan geçmez bu kurumların. Bu işin uzmanları mizahı kullanma becerisi yüksek edebiyatçılardır. Argoyu, jargonu onlar besler, büyütürler. Kelimelerin doğumundaki sosyolojik saptamaları onlar yapar. Kah karikatüristlerdir bunlar, kah dilinin kemiği olmayan denemeciler, nesirciler. Şairler böylesi kelime simyasından pek anlamazlar (“sözcük”ü dilimize kazandıran Melih Cevdet Anday’ı burada ayırarak analım). “Maganda, zonta, entel” gibi karikatürist icatlarının yanına toplumsal boşalmalarda grafitiler ve duvar yazıları eşlik ederken Salâh Birsel tarzı üslup duayenleri “uydurma”yı sihre bulaştırırlar.

Bu dil, sahicidir. Falanca tarzda döşenmiş, filanca tarzda bir yaşama biçiminin benimsendiği bir eve konuk gittiğinizde nasıl oturacağınızı, elinizi nereye koyacağınızı kestiremez, bir hata yapmaktan/bir pot kırmaktan çekinir ve oradan hemen ayrılmak istersiniz ya edebiyatta lisan-ı münasip aynen bu kaygı halini, yapaylığı, “eşit mesafede durma”nın fırıldaklığını süsler, pohpohlar. Üstüne bir de kremasını koyar ki, bu kremaya “metinler arası disiplin” denir. Bununla birlikte konuk gittiğiniz evde şöyle rahatça oturacağınız bir köşe, yanlışlıkla bir şey döktüğünüzde, “Sorun değil,” diyen bir ev sahibi varsa huzura kavuşur, o eve eklenir, o evde sil baştan kendinizi bulursunuz. Orada sizin de kullandığınız dil konuşulmakta, ancak basitleşmeden kıvam kazanmaktadır. O kıvam, asla ağdalaşmadan ya da cılka dönüşmeden size hitap eder. Yeraltı dilinin hipnozunun sırrı işte. Konuşur gibi yazmanın maharetine inananlar, bu alanda ustalaşanlar lisan-ı münasipten köşe bucak kaçacaklardır.

Lisan-ı münasipten uzak durmanın faydalarını çok önceden öğrenen bir yazar Aytaç Ars. Son romanı Hiç Anadolu Piç Amerika’nın daha ilk cümlelerinde söyleyeceğini doğrudan söylemeyi seçmiş, dobra biriyle karşılaşıyorsunuz. Hangi anlam hangi kelimeye muhtaçsa, hangi eylem hangi fiilin sorumluluğu altındaysa sözünü, anlatacaklarını öyle biçimlendiriyor Ars. Her şeyin simgeleştiği, adların arkasında kaybolan sıfatların yok sayıldığı, hızlı ve gereksiz bir hayatın bize dayattığı klişeler zaman içersinde ne kadar yerel veya küreseldir; yereli kim oluşturur – küreselin mal sahibi hangi sistemin adamlarıdır?

Dille birlikte ifadelerin de lisan-ı münasip kalıbına sokularak benzerleştirilmesi, farklılıkların yalnızca yaşam standardı seviyesinde önemsenmesi, şekilciliğin algılanmadan ezberlenmesi dışarıdan gözlemleyen için trajik olduğu kadar da ironik.

İnsan komik duruma düşmek için mi yaşar? Yahut, komik duruma düşmek için mi yaşamalıdır?

Aytaç Ars, postmodern bir üslupla her türlü insanı, olayı, algıyı üst üste koyuyor ve bu karmaşanın “insanlık tarihi” diye belgeleniyor olması ile “mecburen” dalga geçiyor. Lisan-ı münasipten bıkmış okurlar, Hiç Anadolu Piç Amerika’yı okurken genç kuşak yazarların nefes alma odalarından birine konuk olacaklar. Korkmayın, bu ev –bu oda– “Sorun değil” deyip gülümseyen ev sahiplerinden birine ait.

 

küçük İskender

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Hayyam Rubaileri -III-

41. Şu testi de benim gibi biriydi; O da bir güzele vurgun, dertliydi. Kim bilir, belki boynundaki kulp da Bir sevgilinin bem beyaz eliydi. 42. İnciyi isteyen dalgıç olacak; Varı yoğu...

Anlamın Sonu: Ben

her gecikmiş intihar bitmemiş bir sanat eseridir ölümse aralıksız bir mecburiyettir kederle izliyorum yoluma çıkan ruhları her biri yalvarıyor sefilce uçuşuyor kimsesiz hayaletler bir insan ömrü mesafesinde gözlerim kararır geceyle...

Unut Gitsin

Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman. Toprakta böceklere güldüğüm zaman Duyurunca, paslı sesiyle, ölüp gittiğimi, bir çan... Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman Çürüyen gövdem gibi, yitip gitsim...

Van Gogh Kestiği Kulağını Kime Gönderdi?

Kulağı gönderdiği genç kadının kimliği de 128 yıl sonra ortaya çıkarıldı. Van Gogh'un kestiği kulağını kime gönderdiği bulundu. Ressamın kesik kulağını bir çiftçinin kızı olan Gabrielle...

Psikoloji (Zihin Süreçleri Bilimi)

Kitabın Eksileri: Kitap, psikoloji ile iştigal edenlere kaynak olabilecek kadar detaylı bilgilerle mücehhez fakat konuyu ele alıştaki tarzı çok fazla takdire şayan değildir. Örneğin “örnek...

‘Osmanlı Felsefi Çalışmaları’ ve ‘Voltaire’ Üzerine Notlar

'Tanzimat'tan Cumhuriyet'e devreden felsefe mirasımızı, sürece doğrudan müdahil kurucu aktörlerin arayışlarına tanıklık eden felsefî metinlerle gündeme getirmeyi amaçl' Osmanlı Felsefe Çalışmaları Dizisi'nden yeni kitaplar...

Anlamlı Yaşama Sanatı Üzerine

Deneyime dayalı görgül düşünen ve yaşayan insan istemese de faydacı davranmak zorundadır. Bir deneyim nesnesini tüketip diğerine geçerken geride bıraktığı nesneyi değersizleştirmek zorundadır. Ancak...

İsyan Yoksunu Kalabalık

Koş dediler koştuk, dur dediler durduk. Şimdi atla diyorlar, atlayalım mı ? Gerçeğe ulaşma özlemiyle münakaşa ederken onların fetişizmine kapılmam ben. Bahsettiğim, sahip olduğumuz her şeyden...

The 39 Steps

Bay Hafıza’nın (Wylie Watson) gösterisini izleyen Richard Hannay (Robert Donat), salondaki kargaşadan kaçarken, çıkış kapısına Annabella (Lucie Mannheim) adlı genç kız ile ulaşır. Dairesinde...