Tanrı Hasta mıdır?

Bir zamanlar Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi vardı. Sonra “Ruh” başlığını kaldırdılar ve Sinir Hastalıkları Hastanesi oldu. Bu hastanenin yetkilileri devletin görevlendirdiği psikoloji bilimi doktorlarıdır. Bilimden doğmuş doktorların yönettiği bu hastanenin uzmanlık alanı ve gelen hastaların şikayeti ruh veya sinir hastalığı olarak kabul edilir. Lakin, Ruh ve sinir hastalıkları bu hastanelerde teşhis ediliyor ve iyileştiriliyorsa, bu hastanelerde Ruh’un ne olduğu da biliniyor demektir. Peki bu böyleyse, bilimin bir kolu olan Ontoloji nedir, ne işe yarar?

Ontoloji; varlık bilimi demektir. Varlıkla ilgili durum ve hareketi gözlemleyerek, onun bilgisini ortaya çıkartmaya çalışan disiplindir. Varlığın bilgisine ise, ya gündelik yaşantıda edinilen deneyim ve sezgiyle, ya da dinlerde belirlenmiş bilgilerin araştırılıp takip edilerek sahip olunabilir. Ontologlar araştırmalarına devam ederken, ruh ve sinir hastalıkları doktoru bu bilgilere ulaşmış demektir. Bunlar doğru ise, ikisi arasında bariz bir farklılık, bilim alanında ise bir karmaşa var demektir.

Hekim Tanrı değilse, “Ruh” da hasta değildir.

Ontoloji ve ruh ve sinir hastalıklarının bilimde oluşturduğu karmaşanın kaynağı nedir peki? Varlık, felsefi bir sıfattır ve hastalanmaz. Varlık, ilerleyişe göre değişerek mefhum, dogma ve olgu olarak fark edilebilir. Mefhum; sezgi ile algılanabilen demektir. Dogma; düşünsel olarak ötesine geçilemediği için sorgulamadan kabul edilendir. Olgu; birtakım olayların dayandığı sebep ve bu sebeplerin yol açtığı sonuçların genel adıdır.

Ruh ise dinsel bir sıfattır ve mefhum olarak adlandırılır.

Ruh, hasta olabiliyor ve acı çekebiliyor ise Tanrı da hasta olup acı çekebiliyor demektir. Çünkü dinlere göre ruh, Tanrı’nın nefesinden yaratılmıştır ve Tanrı mükemmel olandır. Ruhu iyileştiren bir hekim veya bilim adamı, Tanrı’yı da iyileştirebilir demektir. Öyleyse hekim, Tanrı’dır. Buradan, ya Ruh hasta olmaz, ya da hekim Tanrı’dır diye iki sonuca varırız. Hekimin Tanrı olmadığını, inançlı ve mantıklı her insan bilecek, hatta hekimin kendisi bile bunu kabul etmeyecektir. Hekim Tanrı değilse, Ruh da hasta değildir. Ruh hasta değilse, ruhun kullandığı zihin ve beden hasta olabilir mi? Elbette ki hasta olan beden ve zihindir. Ruh, zihin ve bedeni birbirinden ayırmak, bu konudaki karmaşayı azaltacak ve konuyu berraklaştıracaktır. Ruh, zihni ve bedeni kullanandır. Ruh hasta olmaz, zihin veya beden hasta olur. Ruh denilen, bedenin veya zihnin sahibi kim sorusuna verilen cevap: BEN’dir.

“BEN”, zihin ve bedenin farkında olan kişidir. Fiziksel sağlık, uzun yıllar alan deney ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bir bilgi birikimidir. Bu bilgi birikimini insanlara ulaştırılması açısından, devlet kişilerin fiziksel sağlığından sorumludur. Devletin ulaştırdığı fiziksel sağlık bilgisinin uygulanışı ve zihinsel sağlıktan ise bireyler sorumludur. Çünkü genel olarak zihinsel sorunlar, aile, kişiler ve toplumla olan etkileşimden ortaya çıkarlar. Bireyin sorumlu olması, kişilerin davranış, düşünce ve tutumuna dikkat etmesini ve zihnin güven içerisinde olmasını sağlayacaktır. Bu alanın devlete bırakılamayışı ise, devletin, politika ve sistem içermesidir. Politika ve sistem ise, zihinleri baskılayarak, güvensiz, sert, çatışmacı, dar ve tek tip bir zihin biçimi oluşturur.

Murat Dal

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikHayat Işığım
Sonraki İçerikSöylem

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Gel

Gökleri kucaklasın kolların, gel içime Ellerin gözlerimin mehtabını süslesin Akıyorsun ırmaklar gibi hayallerime Büyülüyor gönlümü sanki rüyada sesin Naz ile uğulduyor kulaklarımda meltem İğneli bakışların yıktığı viraneyim Istırap sergilerken yüzünde, bimbir sitem Neyleyim visalini, ben artık divaneyim Masmavi bir denizin ortasında ve kırgın İçiyorum çöllerin bütün susuzluğunu Damla damla kuruttu bu sevda ve bu yangın Mendillerin gözümde arayıp...

Yaşamın Senli Kalıntıları

... Hiç durmadan yazılırdın sonsuza giden anılarımda ve ben anlatmaktan çekinirken öyle bir zaman gelecek adın adımla dillenecek. Tarih tüm bunları, sen ve ben o yazılan sonsuzluğa giderken insanlığa iletecek... ... Haftanın en belirgin gün saatinde yani insanlar zamana bir adım gerideyken yorulduğundan olsa gerek güneş geceyi arıyordu. Kaybolmuştuk ve...

Deola’nın Düşleri

Kahvede oturarak geçiriyor sabahı Deola, Kimse bakmıyor ona. Koşuşuyor kentte herkes Şimdi, yeni günün diri güneşinde. Kimseyi aramıyor Deola da, dinginlikle içiyor sigarasını, sabahı soluyup. Pansiyonda kaldığı süre boyunca uyumak zorundaydı Şimdilerde, gücünü toplayabilmek için. Yatağın üzerindeki hasırı kirletirdi kaba ayakkabılarıyla Cesar Pavese

Lacrimosa: Akan Göz Yaşları

Requiem (ayin) boyunca zihninde dönüp duran tek yakarıştır bu: "Madem bana Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin, onu anlamamı sağlayacak zekâyı da vermeseydin" İçine girildiği andan itibaren varlık gerçekliğini yutan bu delilikten kurtulamamıştı yaşamı boyunca. Dehanın da tıpkı kötülük gibi eşit verilmediğinin bilince çıkışını tetikleyen tek bir ses, tek nota vardı...

Hiçlik, Göbeksizlik

Bilinç ve bilinmezlikte... Hiçlik, Aşkınlık, Fena, Göbeksizlik... Sürekliliğin, değişkenliğin ve bilinmezliğin akışı ile yetkin merakın 'oluşlarla devinimini' sürdürmesi, 'hiçlikte varoluşun' hikayesini, yazı dilinin döndüğü kadar motiflerle vermeye çalışacağım. Belki bu deneme sonucu akıl hastahanesine alınırsam beni unutmayın. Hiçlik: Aşkınlık Aşkınlığa , kelimelerin yetersizliği içinde 'allegorik' metaforlar katarak motiflerle bezeyip anlatmaya çalışmak...

Anlam Kayması

Aradığın şeyi kitaplarda bulamadın Kaldır elini ve kapağı kapa Noktadan virgüle işaret dilinde Tüm cümlelerin devrik Karaladığın kâğıt çehreleri Birer kelime cehennemi Sınadın hayatı İpe dizdin herkesi Şimdi herkes ipte senin sanal seyircin Uçacaktın Gökte görkem ararken çakılıverdin taşlar diyarına Ve yüklem bir taş işçisi olarak yetişti imdadına Yonttu ve ayıkladı seni Bitirdi eksik kalanı Gömdün tüm soruları Cevapların üzerine fal açmayı Umarak...

Levinas Felsefesine Uzanmak İçin Bir Güzergah: “Zaman ve Başka”

“Levinas, ne bir felsefe ne de dini bir ritüelin parçasıdır; o insandır ve hep öyle kalmayı diler bizlerden. Bu bağlamda, –tarifi imkânsız gibi görünür– insan olmanın ne bir türü ne de cinsiyeti vardır: “İnsan insandır” ve bu oldukça çarpıcı bir gerçeğin işaret fişeğidir. Başka bir problem daha...

Hiç Nedir?

"Söylenebilir olan ne varsa, açık söylenebilir; ve üzerine konuşulamayan konusunda susmalı". "Yine de dile getirilemeyen vardır. Bu GÖSTERİR kendini, gizemli olandır o." L.Wittgenstein Hiç, bir konuşulamayandır, bir dile getirilemeyendir. Aristo'da birey tarif edilemeyendir (ineffabile), Stirner'de Biricik ve Kendi-Olan dile getirilemeyendir vb. Dile getirilemeyen üzerine ne denebilir? Dile getirilemeyen,...

The Sunset Limited

The Sunset Limited sadece diyaloglar üzerinden ilerleyen bir film, Tommy Lee Jones'un yönetmenliğinde harika bir hikaye. Ne dijital efekt ne de 3. kişiler var... Sadece yaşadığımız hayatın iki farklı kutuptaki insan tarafından yorumlanışı var. Hayat ve insan bağlamında hazırlanan en iyi senaryolardan biri bana göre ve Hollywood...