Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi,
zaptedilemeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini
şiirler yazma gibi, bir kadehi fırlatip aynalara,
gecenin büyüsünde çıldırma gibi…

Böyle bir tılsım yoksa… İsteksiz oluyorsan traşı,
bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını, bir şey demiyorsa
sana Güney Afrika’nin Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu,
düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve bir anda çalıştığın
yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden,
bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın…

Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest’in…
Bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa başbaşa
kalmış gecelerin. Bu tılsımla koklarsın ayaklarını
kucağına aldığın ilk çocuğunun… Bu tılsımda sevdiğin
evin duvarına bir resim asma vardır…

Yaşantının özündedir bu tılsım. Bir defa kayboldu mu
sahipsiz kalmıs yırtık terliklere döner saatler…
Sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürür.
Yanan tılsımlar başka tılsımları da parlatmaya…

Bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın
anasını bir pula satmamışsan, kızıp vurmuyorsan
yumruğunu masaya ve bir zindan parmaklıklarına
dokunmuyorsa ellerin gölgesi ve bir de sevdiğin
kadının çıplak omuzlarına ulan o zaman niçin geldin hayata?

Çetın Altan
KOPUK KOPUK kitabindan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.