tanriya-oynamak-felsefi-deneme

İnsan neden bu denli korkar delilikten bilinmez ama yüzyılların yalanını zayıf bedeninde saklamaktan hiç çekinmez. Bunu büyük br ustalıkla ve korkusuzca çok iyi yapmıştır. Sebep neydi? İnsan neyden korkuyordu. Bunu yazmaktan bıktım ama insan aynı günahı işlemekten hiç vazgeçmeedi. Bundan büyük bir haz aldı. Asıl zevkler ötelenirken bunu yapmak gerçekten en aptalca işgüzarlıktı.

Delilik. Yıkıcı bir ateş. Sıkılganlığın vücuttan def edilmesi. En koyu acıya gebe olmak, dünyanın ve hayatın yükünden kurtulma isteği.

Zevk, ötelenen zafer demekti… Acıyı ve iradeyi zincire vurmaktan geçiyordu. Bunu yapan şey ise, bireyselliğini yitirmiş bir şeytandı sadece. Yani insan… Bu şeytan, kendi sağlığı dışında herkesi düşünüyordu. Tıpkı İsa gibi. Sadece insanlığın rüyasında nefes alabiliyordu. İşte size kabus ve deliliğe sırtını dönme eylemi… Her şey burada başlıyor gibi. Kendini idam etme yeteneğini bir ritüele dönüştürme… Bazıları buna “Stigmata” dedi ve kiliselere kadar soktu. Delilik, yaratıcı delilik, yıkıcı delilik bu yüzden atıl hale geldi. Geriye normalleşmiş insan kaldı, kalıntısı demek daha doğru olur. Tükenmiş tanrısıyla sarhoş olan mürit; İnsan. Yalan tarikatının en ateşli savunucusu… Ne sanat, ne aşk, ne cinsellik, ne de şehvet vardı. Tutku, inançla yer değiştirdi. Durum sabitlendi. Çarmıh ve çiviler hazırdı. Şimdi iş kurbanı aramaya geldi. O da biricik yaratılan eşsiz insandı.

Bu durumda tarih çaresizdi. Devinen duygular yerini sinik ve silik bir ruha bıraktı. Bu süreç tam bir soykırımdı çünkü nesline düşman insan topluluğunu yarattı. Korkuların imparatorluğunun yılmaz savaşçısını… Bıçağını kendi ruhuyla bileyen derviş. Evrenin en tehlikeli ahmağı… İnsan… Gün geçtikçe bütün dinyanın içine kendi tohumunu yerleştiriyordu. Tohum döllenirken izleyenler şuna şahit oluyordu, sahte hayat bir başka değersiz vücüda girip kendisini doğuruyordu. Bu eksiksiz bir plandı ve mükemmel işliyordu. Ensestin pençesinde yepyeni bir hayat doğuyordu. Buna yeni kötülük dendi.

İnsanlık… İşkencenin sıradanlıkla cinsel teması bizi buralara getirdi. Sürüklenirken mezar taşımıza şu dizeler kazındı:

Unutulmak, yok sayılmak senin kaderin artık…Ve şunu iyi bellemen gerek, bu hayatta var olmayı başarabilmek bir yetenek, toprağın altında yatan senin gibiler olmasaydı biz diye bir şey olmazdı. Biz Ben’i çoktan yendik. Bize gelince… Sence kim olabiliriz? Biz… Kendi anlamı içinde eriyenleriz!

Ölümsüzlük hastalığı… Sana söylenmiş en büyük yalandır. Tanrı varken sen bir hiçsin! Eğer sen bir hiçsen zaten benimsin ve bu yüzden dünya boşunadır. Bedenin yok olacak. Ruhunun biricik sığınağı sana kapılarını açarken tek bir anahtar bırakır; o da varoluş! Haritasız bir gelecektir, kavgasız gelen zaferdir. Kristalize olmuş acıyı tattırmak için karanlığı bahşeder sana. Bütün organlarına dokunur, tam bir odun alevidir. Senin olan şey, kızıl Araf’ ın kapısındadır. Arada kalmışların tek umudu bu yüzden sendin! Sen en güzel şeysin! En güzel şey acıdır! Sen, acının elmasla olan aşkından doğdun. Şair bir tanrının tek çocuğu… Ölümsüzlük hastalığına tutuldun. Tek ilacın insanlığın bulanık kanıydı. İnsanlık, mahvolmanın sembolü iken sen yaşamı sevdirdin.

Şimdi söyle bana!

Yaşamın bütün kıyıcılığında tanrı olmak nasıl bir duygu?

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.