“En Değerli Şey Sensin”

“En Değerli Şey Sensin”

“Hayatın tadı anlarda saklı, en değerli şey sensin. Sen kendine eksik dersen herkes neler demez? İçine bak. İçinde kocaman bir hazine var.”

“Cehennem başkalarıdır,” derken J.P. Sartre kadınların sürekli aklından geçen o meşhur lafı düşünmüş müydü hiç? “Başkaları ne der?” Başkaları, en çok da kadınlar için cehennem değil midir? Kendine çizilen hayatı reddeden, deliliğin sınırlarında gezinen kadınlar zenginliklerinin farkına varır oysaki. Bilinçli bir tercih olarak delilik.

“Aitlik, uydurulmuş bir saçmalık.” İçindeki deliye kulak ver, mutsuzsan bil ki ayrılmıştır yollarınız. Kim bilir, belki yeniden buluşmanın tam da vakti şimdidir. İçindeki delinin, kimliğinin, kim olduğunun, var olup olmadığının. Bir soluklanma süresince, bedeli ne olursa olsun… Bir kadın, bir eşcinsel ya da bir engelli, kim olursan ol, içindeki deliden, kendinden, ruhundan uzaklara düşme. Çünkü aşksız yaşamak ölmek gibidir, oysaki ölü bir bedende ruhun ne işi var ki…

Rahime Sarıçelik, Fransa ve Türkiye arasında gidip gelen “Kimliksiz Öyküler”de, toplumsal cinsiyet kavramını, hayatı soruşturuyor. Kahramanlar, geleneklere alışamayan tüm ötekiler gibi, her türlü kabullenişin dışında yaşıyor. Bir öyküden diğerine kendi yolunu aydınlatmakla kalmayıp, yeniden kendini var etmenin farklı biçimlerini yaratıyor.

RAHİME SARIÇELİK
Türkçe Öğretmenliği bölümünden 2003 yılında mezun oldu. İstanbul’da Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. 2010 yılında Türkçe öğretmeni olarak Fransa, Strazburg’a gitti. Strazburg Üniversitesi, Türk Etütleri Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2013-2015 tarihleri arasında Türk Etütleri bölümünde okutman olarak çalıştı. 2015 tarihi itibari ile Prof. Paul Dumont ve Prof. Stéphane de Tapia yönetiminde “La question sociale et le désir de la femme dans l’oeuvre de Sabahattin Ali: une analyse basée sur les enseignements de la théorie du genre” konulu çalışmasıyla doktora yapmaktadır. Öyküleri ve yazıları Varlık, Kitap-lık, Uluslararası Hakemli İletişim ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Kahverenkli Sanat Edebiyat ve Lacivert Öykü ve Şiir dergilerinde yayımlandı. Henri Michaux’nun, Un barbare en Asie (Asya’da Bir Barbar) adlı eserini Türkçeye çevirdi. (2018, Sel yayıncılık)

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikİnsanın Kararsızlığı
Sonraki İçerikHissiyat Özlemi

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

2010’da Kaç Kitap Basıldı?

Geçen yıl, kitap üretimi yüzde 15 arttı. Türkiye Yayıncılar Birliği, 2010 yılında kitap üretiminin yüzde 15 artarak 408 milyon 339 bin 289'a yükseldiğini bildirdi. Birlikten yapılan yazılı açıklamaya göre, 2010 yılında 34 bin 363 çeşit kitap yayımlandı. Bu kitaplar için 214 milyon 414 bin 289 adet bandrol satın alındı....

Şiir Neden Zordur!

Şiir yazmak zordur. Çünkü anlamın en kestirme yolunu bularak, hayata dair ne varsa onu en yalın haliyle dile getirmeniz gerekir. Bu yüzden şiir en zor sanat dalıdır. Her kelimeyi tartarak, her bir sözcüğün okuyucuda farklı duygu yaratacağını hesap ederek yazmalısınız. Bu durumu şöyle özetlemek mümkün: Şiir, okuyucuyla...

Sona Atamadım Adımlarımı

Acılarımı hissettiğim gündü kendimi bu dünyaya ait hissetmeyişim, kendi aklımı bir delinin defterine yazmıştım. Sözcüklere sığındım, sözcükler aşağılıktı. Yaptıklarım son olacaktı, oysa ne çok son yazmışım kendime. Yukarıdan sarkmışım hayata, düşüvermişim bir derin uçurumdan. Bedenimin acılarını hafifletmeden varlığa bürünmüşüm. Parçalanmışım. Geceyi hüzünlerime sarıp, dar sokaklarda dolaştım… Umutsuzluğu sürdüm...

Baş Rahibenin Irzına Geçmek

insanın kağıt üstünde kıçını açması kimilerinin ödünü patlatır ve patlatmalıdır da: yazdıkça kendilerine "eleştirmen" sıfatını yakıştıranlara karşı gardın düşer. kaçıkların harbi tuhaflıklarını kendilerine yapılmış hakaret sayarlar. şiirin gizemli munis ve neredeyse anlaşılmaz olmasını yeğlerler. yüzyıllardır bozulmadı oyunları. züppelerin ve sahtekarların mabedi oldu bu şiir. mabedin karıştırılmasını baş rahibenin ırzına geçilmesi ile bir tutarlar. ayrıca, karılarını, arabalarını, sevgililerini, ve üniversitedeki işlerini kaybetmeleri de demektir. akademisyenlerin korkması için neden çok ve kalleşçe savaşmadan ölmeyecekleri kesin ama biz çoktandır hazırız ara sokaklardan geliyoruz, barlardan, cezaevlerinden, onların şiiri nasıl yazdıkları bizi...

Kaosa Yolculuk

Yaşayan ölülerin ızdırapları onları çığlık atmaya zorluyordu sanki. Bilinmeyen boyutu oluşturan ölü hücreler durmadan çoğalıyordu ve kendileriyle birlikte getirdikleri soğuk çürümüş cesetleri durmadan büyük zevkle çoğaltmaya çalışıyorlardı. Sessizlik.... Perdeyi andıran karanlığın oluşturduğu katmanlar, nem, barut kokusu gibi ağırdı, koku durmadan ağırlaşıyor ölülere ölüm bahşediyordu. Çocuk sesleri neredeyse insanın bilincinin...

Özgürlük Üstüne

Özgürlüğe öyle düşkünüm ki, koca Hindistan'ın bir köşesini bana yasak etseler dünyanın tadı kaçar neredeyse. Hiçbir yerde saklı, eli kolu bağlı yaşamak da istemem, orada pineklemektense alır başımı havası, toprağı bana açık bir yere giderim. Hey Allahım! çekilir şey midir ülkenin bir bucağına çivilenip kalmak? Niceleri, yasalarımıza...

Karanlık ve Çocuk

Zihnim, gecenin köşesinde kalmış piç bir düşünceydi. Bu düşünce eşliğinde küçük bir çocuğun yaşadığı travmanın önemli ama görünmeyen o beyaz çizgisinde buldum hayatı. Kesik kesikti bu çizgi. Sarhoştu, sarhoştum. Yanlışlıkla çizgiye bastığımda karanlık üzerime çöküyordu. Öfkeyle arkama dönüp karanlığa sövdüğümde gelen tepki sadece çocuğun garip boşluğunda yankılanan, gitgide...

Yaşama Felsefesi “Önsöz”

Yaşama Felsefesi, somut soyut tüm boyutlarıyla insan ya­şamının içine dağ yarıklarından iner gibi inmektir. İnsan yaşar. Bitkiler, hayvanlarsa yalnızca canlıdır. İnsan niçin, neye göre, nasıl yaşadığını araştıran bir var­lıktır. Bir bakıma herkes yaşama-filozofudur. Her insan­ yaşaması ayık uyur, bilinçli bilinçsiz. iyi kötü - yaşama so­rularına, hiç olmazsa bir bölümüyle, insanın...

Evlilik Düşmanı Bülent Bey’in Yaşadıkları

Dışarıdaki soğuk rüzgâr, kapalı kapılar ardındaki hoş sohbetleriyle birbirlerinin yüreklerini ısıtan ailelerin mutluluğunu süzüyor. Etrafta korkunç bir uğultu var. Sanki rüzgâr, etrafa attığı kıskanç bakışlarıyla, üzerine kapanan pencerelere karşı öfkesini göstermek istiyor. Kuşlar, yemek bulma umuduyla yüzlerini kaldırımdaki karlara gömmüş. Boranın etkisiyle ağaçlardan ve evlerin damlarından boşluğa...