Max Scheler ve Hiç

Max Scheler (1874-1928), insanın düşüşten kurtuluşunu birincisi dogmayla ikincisi tinle aşılabileceğini ileri sürer. Şöyle der: hiççiliğin aşılması aşamasında tanrılar yaratılır. Scheler, tanrıların karşısına tini çıkarır. Ama tine inanmaz, tinle insanlaşmayı benimser.

İnsanlaşma tinin kuracağı yüceltmeyle (Sublimierung) olur: (aşağı) içgüdülerin kültürleşmesiyle. Ancak Scheler, insanlaşmakla yetinmez: yüceltmeyle insanin Tanrılaşmasını (bu yazı boyunca: putlaşma anlamında değil, Tanrı olma anlamında) amaçlar. Bunu da Hiç’i terk ederek yapar. Oysa Hiç, Tek’in varoluş bilincidir, varoluş kökenidir. Tek, Hiç ile varolabilendir; Hiç yoksa Tek de yoktur. Her Tek her zaman, her yerde, her an Hiçlik içindedir ve bir Hiç olduğunu (en azından güdüleriyle, sezgileriyle) bilir. Her zaman bir Hiç olduğunu bilen, her zaman Hiç olabilen, kendi varlık temelini bilendir. Bu bilgi onun bilincinin esasıdır. Tek, bu bilinç düzeyinin derinine her zaman inemez: iner, çıkar. Çoğunlukla yüzeydedir. Yüzeyde rasyonel bir Ben’dir Tek. Tek’in varoluş kaynağı hiçliğidir. Tek bir Hiç’tir.

Scheler’e göre tin kendi başına yeterli güce sahip değildir, güçlü olan dürtüdür. Tin öncelikle yüceltme ile erk sahibi olabilir, buna da ancak dürtüye anlam yüklemekle ve düşüncesel yapı sunmakla ve dürtüyü yönlendirmeye çalışmakla ulaşabilir. Yöneten dürtü değil, tindir; tin hareket eden değil, hareket ettirendir; dürtüyü harekete iter. Ancak tin dürtüsüz erksiz kalir. Dürtü tinle eşit değer kazanır. Dürtü realiteyi yaratir, tin şekillendirir ve yaşami yönlendirir, dürtüyü tin yönlendirir. Dürtü henüz düşünce biçimi kazanmayan rastlantı ve kör resimlerin yaratıcısıdır, tin ise bu resimleri uygulamak için dürtüyü yönlendirir. Tin Tanrıdır. Tin olabilen Tek, yaratabilen Tanrıdır. Dürtünün bu gücüne Scheler dürtüfantezisi der. Bu fantezi tin ile dürtü arasında bir arabulucu ya da uzlaştırıcıdır ancak fantezi dürtünün bir gücüdür, tinin değil. Dürtüfantezisi resimleri yaratır ve onlarla sadece oynar. Bu fantezi resimlerin kaynağıdır, tin ise onları gerçekten şekillendirendir. Ve neticede Scheler tüm doğada bu fanteziyi görür ve Scheler’e göre tin ile dürtünün kaynaşması varlığın amacı ve neticesidir.

Martin Heidegger ve Hiç

Sığınmacılık Martin Heidegger’in Man (genel insan)’ıyla çok yakından ilgilidir. Heidegger’e göre man çoğuldur – Tekil değildir. Man sürekli bir çalkantı, bir deprem yaşar ve kendisi değildir – olamaz. Kişiliği çoğul içinde, çoğulca silinene dek terbiye edilir. Din ve bilim bu terbiyeyi kontrol ederler. Ancak kaygı ve iç daralması man’ı varlığa götürebilir. Bu durumda man Hiç’i ve varlığı bir arada kavrar. Kararlı, sorumlu (Sartre) bir yaşama girerse, kendi hareketlerini, eylemlerini kendi belirlerse kendine ulaşabilir. Insan, zaman içinde kendini vareder. Hiç’i ve hatta kendini aşması ancak böyle olasıdır. Varlık, insanın ulaşacağı en son noktadır. Ya da şöyle diyelim: İnsan, kendi yaşamını kendi eline alıp, eylemlerinde kendini ölçmekle kendine ulaşır – kaygı ve iç daralması ona hep eşlik edeceklerdir. İnsan, kendi kendisinin üstüne çıkar. Aksi takdirde: dinlerin ve bilimlerin kucağına sığınmacı olarak girer. Heidegger’i böyle anlıyorum.

Sığınmacılık, Kök ve Man

Kök (Wurzel)’ün Almanca’daki etimolojik anlamı bir bitkinin yeraltına uzanan kısmını ifade eder. İkinci sırada toprak / yer (Erde) aynı zamanda dünya (Welt) ve gezegen (Planet) anlamlarını da içerir.

İnsan bir bitki olmadığına göre köksüzdür. Antropolojik felsefeden yola çıkarak bitkinin Ben promlemi olduğunu söyleyemeyiz. Hayvanın da bu problemden yoksun olduğunu kabul edebiliriz. Ben olduğunu iddia eden ve Ben’inden çıkarak Ben’ini seyreden, seyredebilen tek canlı insan olduğuna göre, tek köksüz canlı da insandır. Hiç’ten arınma istemi insanın sığınmacı bir varlık olmasını zorunlu kıldı. Kök olarak gösterilen sığınmalar: aile, devlet, ulus, halk, topluluk, tarih vb. Stirner’in adına hayalet ya da hortlak dediği varoluş putlarıdır; insan bu putlara tapar, onlarla vardır, bu nedenle de sabit fikirlidir. Putlar insanın kökleridir – yedek kökleri. Bu kökler sarsıldığında insan tekrar Hiç’i hisseder. Varoluş bunalımı budur. Jean-Paul Sartre (1905-1980) buna en açık bir deyimle bulantı demiştir. Bulantı man’ın tek şansıdır. Eğer üst-benine aldanıp tekrar sığınmacı yaşamına dönerse, man olarak yaşamaya mahkumdur. Demokrasi, iyi insanlik, kötü insanlik, islam ve daha niceleri man’ın yoludur. Köksüz olmayı göze alıp yaşama atılırsa kendini kurar – kurabilir. Ve sığınmalar sığınma olmaktan çıkıp Tekler tarafından yaşama entegre edilebilir. Antropolojik felsefeye göre bitkiler ve hayvanlar “Ben” diyemediklerinden, usçu mantığın hiyerarşik dizisinde “Ben” diyebilen insandan aşağıda görülür. Ancak bitkilerin usu yıkacak kadar görkemli gizi insanı kendisinin de bir kökü olmasını arzetmeye ve dolayısıyla sığınmaları kök olarak iddia etmeye itmiştir.

Friedrich Nietzsche (1844-1900), Zerdüşt kitabının girişinde Dünyaya sadık kalın kardeşlerim der. Toprak, atılmışın tek koruyucusudur. Ayakları yerde gözleri gökte, düşüncelerin efendisi Biricik, ne dünyanın üstünde, ne ötesinde, ne de berisinde: Biricik dünyadır, dünyanın kendisidir. Biricik Ben, Tanrı’nın yerine geçendir. Tanrısız Tanrıdır – tanrılarsız. Ben ve Hiç ayrılamayan, birbirlerinden kopamayanlardır. Hiç, Ben’in sarayı, serveti, hanı, yurdu ve varolma bahçesidir; yaşamın servetidir. Bu bahçeye şekil veren Ben’dir. Ben, Hiç’siz doğamaz. Bu Hiç, Biricik’in tüm eylemlerinin kökü ve kaynağıdır. Bu eylemler sözcüklere indirgenemez. Her sözcük boştur – boş laftır, boş olmayan sözcük yoktur, en büyük boş laf Biricik’tir, çünkü Biricik tüm sözlerin kapsamıdır. Söz, boş laf üzerine kurulu dünyanın başlangıcıdır, Biricik ise onun sonudur. Hiç’im. Varım. Hiç’im, öyleyse varım. Meselemi Hiç’e bıraktım.

H. İbrahim Türkdoğan

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Hayatı Boyunca Susan Bir Çocuktu Gençliğim

Yağmur sonrası toprak kokan şiirler Gür ormanların ikliminden Bir ikindi vakti Sessizce Odamın en kahpe yerine En orospu haliyle Sırnaşıyordular. Ve kadın Sırf stabil düşler kurabilsin diye Tüm bilekler, tüm bacak araları ve...

Aşk Dişidir!

çığlıklar sarkıyor gökyüzünün karanlık kubbesinde her acı mevsiminde bulutlar ağlıyor aşk can çekişiyor yeryüzü kana doyuyor şefkatli tanrının cümlelerinde yüreği ve elinde kaderiyle bir adam sadece seni seni arıyor... Hayat bulur...

Tanrı Doğurdu Annem ve Ben O’nu Öldürdüm!

Çamaşır suyu kokan annemin ellerini öperek büyüdüm ben, O ellere kan yakışmazdı Tel tel dökülürdü saçları gözlerinin önüne Gözünün önünden ayrılmazdım. Ve Tanrı hayırsız bir evlat gibi sömürürdü...

Gözyaşlarımın Prensesi

o gün gözyaşlarım kristalleşti ve avuçlarına düştü hesaplamadığım bir anda karıştı tenine gözyaşlarımın prensesi bir adamın çırpınışı gibi son sözleri sonra yine ağladım sessizce korkma benimsin ayrılsak bile dedi gözyaşlarımın prensesi oysa beni ağlatan şey saflığının...

Suya Yürüyen Kavim

Sokaklarda hayatı öğretip, tanrıyı öğütleyen peygamber gördüğü her insana ahlakı anlattı. Tıpkı Zerdüşt gibi yalnızdı. Kalabalığa yanaştı ve beklemeden sordu: - Hayatı göreniniz oldu mu? Kalabalık:...

Anadil ve Biricik

Anadil sözcüğünün karşılığı kalıp terimi olsa gerek. Türkçe’deki anlamıyla anadil dizginli olmanın en uç noktası değildir diye düşünüyorum. Buna rağmen anadilciler olarak her Tek...

Tirana Ölüm, Yaşasın Yeni İmparator

Jul Sezar'ın yönetimi altındaki Roma savaş ganimetleriyle güçlenmiş ve zenginleşmiş bir imparatorluğun merkeziydi, yüzyıllarca önce Roma'nın soylu ailelerinin yaşadıkları ve hatta üzerinde tarım yaptıkları...

İntihar Bir Çözüm mü?

Aralık 1924’te yayınlanan La Révolution surréaliste dergisinin ilk sayısında şöyle bir duyuru yer almaktadır: “ANKET: İnsan yaşar, insan ölür. İradenin tüm bunlarda payı ne?...

Germania

Germenlerin evlilik bağları nedeniyle başka kabilelerle karışmadıklarını, ayrı, bozulmamış bir halk olarak kaldıklarını söyleyenlerin düşüncelerine katılıyorum. Bu nedenle sayılarının çokluğuna karşın Germenler her yerde...

Hiç ile Onto-erotik Bir Dans

Sevgilimin, "Ruhun solucanlarla dolup taşan bir teknedir -senin. İstersem dilimle her birini çıkarır usuna serpiştiririm ve izlerim dehşetimin etkisinde gösterecekleri edimleri. Bu, haz verebilir...

Aşkta Etik ve Estetik Sorumluluk

Aşkı yaşamak hem büyük bir belâ hem de büyük bir fırsattır. Aşk insana bir âfet gibi gelebilir. Gece yarısı yer sarsılmış, duvarlar, tavan üstümüze...

Nasıl Sarhoş Olunuyor?

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana...

Tavşan Yahnisi

Bu gün Jerzy ile karşılaşmak için dereye gittim. Malum, bizim yerleşke yeşillik. Açık golf sahasının içinden dereye ulaşıyorsunuz. Bizim golfçüler biraz alkoliktir. Geçerken kiminden...

Bencil, Egoist

Kendi odana kapanırsın.. Dünya bile büyük gelir artık. Kendi dünyan bile büyüktür artık.. Odan da büyük gelmeye başlar, çektiklerinden sonra.. İçine kapanırsın. Senin içine kapanman...

Machete

Rodriguez kanlı oyunlarına devam ediyor. Machete, her zamanki gibi adeti bozmayarak fışkıran kanlara ve uçuşan kellere ev sahipliği yapıyor. Tıpkı diğer Rodriguez filmlerinde olduğu...