“Söylenebilir olan ne varsa, açık söylenebilir; ve üzerine konuşulamayan konusunda susmalı”. “Yine de dile getirilemeyen vardır. Bu GÖSTERİR kendini, gizemli olandır o.” L.Wittgenstein

11133723_460640644093909_1248343645194836844_n

Hiç, bir konuşulamayandır, bir dile getirilemeyendir. Aristo’da birey tarif edilemeyendir (ineffabile), Stirner’de Biricik ve Kendi-Olan dile getirilemeyendir vb. Dile getirilemeyen üzerine ne denebilir? Dile getirilemeyen, dile getirilemeyendir. Bu kadar mı? Bitti mi? Mesele bununla bitt mi? Hiç üzerine neden susmalı? Çünkü: Hiç üzerine konuşulduğunda, çelişkisiz konuşulamaz. Neden? Çünkü: Hiç’in ne olduğu mantık üzerinden dile getirilemiyor; sadece: Hiç, hiçtir; Hiç, değildir. Bitti mi? Mesele bununla bitt mi?

Parmenides, Gorgias, Platon, Heidegger, Sartre, Stirner, Mainlaender vb. uzun bir liste hazırlanabilir Hiç üzerine konuşurken. İşte: Varlık üzerine konuşulduğunda Hiç üzerine konuşmamak kaçınılmazdır. Ne olduğu dile getirilemeyen Hiç üzerine konuşmamak, Varlık üzerine konuşmamak demektir. Varlık, varlığını Hiç’e borçludur. Öyleyse: Hiç’tir.

Ockham’ın Usturası’ından Carnap’ın Heidegger’e karşı yürüttüğü mantık tartışmasına kadar metafizik olgulara yer vermeden dili bilimsel kullanarak felsefesel ve yaşamsal sorunları çözmede önemli katkılar elde edilebilmektedir. Fakat vazgeçemeyeceğimiz bir duyu var: Camus ile söylemek gerekirse: Ormanın tüm özelliklerini bilimsel olarak kendimize açıklasak da, ormanın duyularımıza hitap ettiği derin korkuyu ve düşünce ötesi oluşu hepimiz bilir ve severiz. Şimdi soralım: Hiç nedir?

Wittgenstein’ın yürüttüğü mantık kendi içinde tutarlı yani doğrudur: Önsözünde vurguladığı gibi, dünya sorunları dil sorunu İSE, bu sorunları çözebildiğini iddia edebilir. Ancak ne varki daha sonra Wittgenstein’ın de bunu kabul ettiği gibi, dünya sorunları ve felsefe sorunları yalnızca dil sorunu değildir. Wittgenstein’ın, Tractatus’ta “tüm felsefe dil eleştirisidir” tümcesi ile kendini Mauthner’in “tüm felsefe dil eleştirisidir” tümcesinden özenle uzak tutması, Mauthner’in, dilin felsefe sorunlarını çözemediği iddiasını doğrular. Hiç nedir?

“Ben kendimin dünyasıyım” ve yalnızca benim anladığım “DİLİN sınırı BENİM dünyamın sınırıdır”, başka tümceyle: ‘Benim dünyam dünyanın sınırıdır’ gibi tümceler solipsistçe ve hatta otistiktir. İtirazım yok buna. Ancak benim dünyam senin dünyandan değişiktir ve sen kendi dünyanı kendi realitenle ve ben de kendi dünyamı kendi realitemle bir’leştirirsem, ortak bir dilimizin olacağından şüphe ederim. Bu da sorun değil. Fakat bunu genelin dünyası olarak göremem, benim Ben’im benim dünyamın senin dünyandan farklı olduğunu ve tek dünya olmadığını ya da bazen senin varolmadığını bile söyler. Benim dünyama senin girişin olanaksızdır, sana solipsizmimin kapısını aralamadığım sürece. Araladğım anda bile beni kısmen tadarsın ve üstelik sadece kendince, sence.

Ve ayrıca ben susarsam, gizemli olanın bana görünmesini deneylerim, burada kendi yöntemlerimi geliştirir ve yaşarım. Hiç nedir? Hiç’tir.

 

H. İbrahim Türkdoğan

1 Yorum

  1. Öncelikle varlığa varlık sıfatını takan şey hiçlik değil, yokluktur. O da varlık durumunun değişime uğraması, varlığı da kapsayan zamanla beraber ortadan kalkması ya da biçim değiştirmesidir. Varlık söylendiği gibi aynı zamanda da duyumsandığı kadarıyla vardır, karşıtı olarak koyduğunuz hiç ise ne duyumsanabilir ne de söylenebilir; sadece gösterilebilir. Wittgenstein’ın da söylediği üzere gösterilebilir olan söylenemez.

    Dil felsefi sorunları çözemez denmez, mantığı sarmalar. Martık dünyanın bu yüzden olduğu kadar ne olmadığını da gösterir, mantık dışında kalan her şey de saçma olacağından çünkü mantık dünyanın biçimi olduğundan çözülemeyen sorun yoktur. Her şey çözülmüştür. Günlük dil ya da o anlık kullanılan dilin perspektifteki rölatif davranışı bunu değiştirmez, gördüğünü mantığın zıddı olarak tanımlama ve mantığa aykırı düşürme mantığın ve bununla beraber dilin yapısını değiştirmez çünkü zaten onlar hali hazırda vardırlar, orada dururlar. Realitelerin birleştirilmesi de değildir buradaki husus, realitenin mantığa uygun hareketidir, dili kişisel gerçekliğe uydurmaktansa gerçekliğini dile yönlendirmek ve onunla hareket etmektir. Böylece kişisel gerçeklik gözetmeksizin mantığın çizdiği sınırlar dahilinde ve sınırları da anlayarak, hudutlarını bilerek davranabilmektir.

    Ayrıca sadece söylenerek veya işaret edilerek olumlanan bir şeyin deneyimlenmesi mümkün değildir çünkü deneyim de dünyanın bununla beraber dil ve mantığın sınırlarına tabidir, onun dışına taşamaz eğer susmak bir deneyim olarak görülürse hatalı kelime seçimi vardır o yüzden “deneyimlemek” yerine “susmak” kelimesinin düzeni bozulmadan kalmalıdır. Ne de olsa dünyanın dışında olan şeyin verisi hakkında konuşabilmek bu yazıda da ifade edildiği gibi çelişkili olacaktır.

    Wittgenstein ayrıca “dünyanın olduğu değildir gizem, olduğudur.” der. Kendi içine kapalı bu sistemin, dışarıda olana kapı açmaması belki de içerdiği tüm nesnelerle beraber dışarıda olanın ardılı olmasından ileri geliyordur ancak bu da saçma olurdu çünkü yine dışarıda. Başka bir örnek, onun taslağını da içerisinde bulunduruyor. Bu yüzden varlığın temeli hiç olarak görülebilir ama varlığın dönüşümü yokluktur. O yüzden yok yoktur, var vardır ama hiç? Üzerine konuşulmuyor göründüğü gibi.

    Kierkegaard’ın dünya için çizdiği çizgi gibi, yani ———————————— bu uzunluktaki bir çizginin varlığı gibi, susmak. Hatta Kierkegaard gibi; “kendimi vurmak istedim.” diyebilmek.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.