Fido

Fido

Fido (2006) her ne kadar korku kategorisinde yer alsa da bence fantastik-komedi tarzına daha yakın. Zaman olarak 1950’lilere tekabül ediyor. Mekanlar, dekorasyon ve arabalar tipik Amerikan rüyasını andırıyor.

“Duygular önemli değildir, önemli olan yaşamaktır evlat”

Zombilerle insanlığın savaşı… Amerikan rüyasının son kurbanları sahnede… Kozmik bir takım zırvalarla mezarlarından kalkan ölüler… Dram mı yoksa korku mu anlamak mümkün değil! Şurası kesinki zombiler hiç bu kadar madara olmamıştı. Aptala dönmüş, kiliseye giden, evcilleşmiş zombilerle tanışın. Onlar artık insanlığın hizmetinde. Tabi tasmaları çıkıncaya kadar! Fido, bir zombi hikayesi, ama bildiğiniz türden değil. Ayrıca Romero’nun serisinden kesinlikle daha eğlenceli. Fido, işe yeni başlamış bir zombidir, ev ahalisiyle ilk etapta anlaşamasa da evin ufaklığı Timmy ile sağlam kankadır. Ta ki komşuyu yiyinceye kadar… Fido, yaşlı kadını yer ve Timmy onu ortadan kaldırır fakat bu kez de yaşlı kadın( Henderson) peydahlanır. Çok iyi bir ikili olan Fido ve Timmy, gün geçtikçe birbirlerirne bağlanırlar.

Hikaye daha da garipleşerek bir aşk hikayesine döner. Romeo bu kez bir zombidir yani Fido. Evin hanımına yani Helen’ e aşık olur ve Helen de ona karşı boş değildir. Hatta birlikte dans ederler ve yakınlaşırlar. Ama bu olumlu hava fazla sürmez ve Fido yaptıklarından dolayı tutuklanır ve çalışma kampına gönderilir.

En etkili ve duygusal sahne ise bence finaldeki Fido’nun bebek arabasındaki çocuğu sevme sahnesiydi.

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikOlmak
Sonraki İçerikSodome’un 120 Günü

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Karamsarlığımız Üstüne

Nedir bu karamsarlık? Etrafımızı saran bu kara ya da gri bulutlar neden bu kadar arkadaş canlısı? Her şey bu kadar kötü olmak zorunda mı? Her tarafımızı saran kopkoyu melodiler bile bize düşmanken ne yapabiliriz? Bu yüzden hayatımızın diğer adı somurtkanlıktı, karamsarlıktı, yalnızlıktı ve bu yüzden bizim gibi...

Somurtkanlığımız

Hayat nedir? Bu soru bir anlama meramı üzerine değil sadece hayatın ne kadar yavan ve sığ olduğunu vurgulamak içindir. Hastalıklı vücutların dünyası olarak hayat… Hayat, karşımıza şizofren birinin gördüğü hayaller gibi çıkar bazen, bazen de toplu bir yanılsamadır sanki. Toplu histerinin hâkim olduğu korkuyla dolu olan bu insanlar...

Felsefe Sınav Soruları: Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorular

FELSEFE ÖSS SORULARI 1. VE 2. ÜNİTE 1. Bilimsel kuramların ortaya çıkışını bir mucize olarak göstermek hiçbir şekilde savunulamaz. Bilimin geçmişine bakıldığında, önceleri bir atlama, sıçrama olarak görülen bilimsel çalışmaların, aslında kendinden önceki pek çok kaynaktan beslendiği görülmektedir. Başka bir deyişle, bilimin sellerini veya nehirlerini oluşturan küçük dereler, çaylar fark edilmektedir. Bu parçada bilimsel bilginin hangi...

Kimi Sevsem Gidiyor!

kimi sevsem gidiyor kimi sevsem bir parçamla birlikte gidiyor bu sevda şöleni bu bahtsızlık bu yalnızlık rakıyla birlikte iyi gidiyor aşağılanma korkusu gidenin arkasından yazılan bir şiir sonra bir Yaşar Güvenir şarkısı yalnızlığımla iyi gidiyor olmadık zamanlarda biri beni alıp gidiyor elini ayağını boynunu öpüyorum ellerimle ellerimle öpüyorum evet sımsıkı tutunabileyim diye kimi sevsem bana değil uzaklara gidiyor ben hep...

Güçlüye Karşı Tutumlar

Günümüzde ve geçmişte iki kişinin münasebetinde yahut iki devletin ilişkisinde etraftakilerin güçlüye hayran olması, güçlüyle ittifak kurması, gerçeklerin zayıfı haklı gösterdiği durumlarda dahi güçlü olanın taraftarlığını yapması, saptırılmış ve yanlış işleri ıslah etmemesi gibi hadiseleri iki sebebe bağlayabiliriz: “Korku ve menfaat.” Korku, ölmüş bir canlının vücudunda gezen sineklerin...

Yanık Bir Akşamüstü

yanık bir akşamüstünden kopup, ölü bir gecenin içine düşüyordum. kalbim duman içinde, avuçlarımda sabahın leşi bir sarhoşun küfürlerinden kaçıp kahpe bir yalnızlığa sendeliyordum dudaklarım sansür içinde gözlerimde bir kış uykusu mülteci duygulardan kovulup çıkmaz bir sokağa çarpıyordum kulaklarım ihanet içinde koynumda bir şiir ölüsü yaşlı bir adamın kalbinden düşüp yorgun bir isyana sürükleniyordum ruhum cehennem içinde zihnimde bir ağacın rüyası Ferid Taş

Spinoza’nın Hüznü

O kadar düşünceliyiz ki, düşünemiyoruz bile? Düşünmeyi o kadar biçimlendirmişiz ki, çay bardağındaki kaşık gibiyiz. Kendimize bakarken, kendimizi değil, düşünce’nin içinde nasıl göründüğümüze bakıyoruz. Kendimizi o kadar 'kaşık'laştırmışız ki, kendimizi şeker dolu bir çay bardağı olmadan düşünemiyoruz. Kendimizi 'eylem'e, eylemi normlara göre belirliyor, belirleme eylemini neye göre...

Kuru Ağaç

kupkuru bir ağacım sen yokken ne bir meyvem var ne de bir gölgem yine de sarılıyorum bana bıraktığın cılız dallara ve her gece kendi hayaletimden korkarak tekrar tekrar âşık oluyorum ay ışığındaki güzelliğine sonrasında yine bir ümit doğuyor gökyüzünden hatıralar karanlığımı aydınlatıyor tutunduğum toprakları sarssa da büyülenen canlılar seni çağırıyor kabuktan gövdeme kupkuru bir ağacım sen...

Lucretius’un Şiiri Üzerine

Batı düşünürleri, bunlar arasında özellikle felsefe tarihçileri, De Rerum Natura'daki gibi en derin felsefe konularını, varlık sorunlarını Epikuros'tan aldığını, kendiliğinden bir nesne katmadığını açık seçik bir dille çekinmeden söyleyen Lucretius'un pek yeni, derin bir ozan olmadığını ileri sürmekten geri kalmamışlar. Bu yargı Lucretius'un adını duymaktan öteye geçemeyen...