Herkesin mizacı ve varoluş amacı farklıdır. Bunlara uygun olan ilgi çeker, hoşa gider. Fakat genç yaşlarda bunların fark edilmesi oldukça zordur. Bilgiyi alıp, kendi doğrularını oluşturmak ve bu doğrular yoluyla ilerlemek en işe yarar olanıdır. Çünkü hakikatle buluşacağın yolu doğruların gösterir ve bunları da senden başka bilen kimse yoktur. Bu sebepten, başının çaresine bakmak, en büyük beceridir; kendi yolunu bulmaktır. Buradan sonrası kişinin kendi tercihidir; ondan başka kimse ne tarafa gidilmesi gerektiğini bilemez. Bu sebepten en iyisi doğru bildiğini yapmaktır. Doğru bildiğin yanlış olsa dahi bunu doğru bir yolla öğrenmiş olursun.

Hakikati buldum demek; dogmaya teslim oluşun, şartlanmışlığın, farklı bir ispatı veya yeni olan bir açıklamayı göremeyecek olmanın işaretidir. Hakikati buldum demek yersiz olur, çünkü hakikat bir yerde değildir ve anlayan da olmayacaktır. Düşünce hakikati açıklamaya giriştiği zaman, eksiklik ve zanlar çıkar ortaya. Eksik ve zan, hakikatten kaynaklı değil, düşüncenin oluşum biçimi ve lisanın sınırlı oluşundan kaynaklanır. Bu sebeplerden hakikatle buluşmuş biri, hakikati buldum demez, Hakikati biliyorum veya hakikati açıklayabiliyorum der. Böyle bir ifadeyle, başkasının kendi bilgilerini sizin üzerinizden test etmesine müsaade etmiş ve sizden açıklama istemesine hak vermiş olup, saygı gösterdiğinize ve saygı beklediğinize işaret etmiş olursunuz.

Hakikatle buluşmuş biri, herhangi bir düşüncenin tam’a ulaşamayacağını bilir. Bu sebepten, “öğreniyorum” veya “öğrenmeye devam ediyorum.” der. Bu söylemleri onun öğrenci olduğunu veya öğretmen aradığını değil, ilim sahibi olduğunu gösterir. Düşüncelerini hakikatin merkezine koyup, tüm açıklamalarını hakikate göre yapıp, hakikati ve doğru olanı ortaya çıkartmak, hakikate ulaşılmış olduğunun gösterilmesi olur. Bu, söylemek ile göstermek arasındaki farkı çıkartır ortaya.

Hakikati bulmuş birisi, hakikati ya kişilere ya da halka ulaştırma yöntemini seçebilir. Bu yönelimler, doğru bildiği yolda yapılmış kişisel tercihlerdir. Böyle kişiler için kendine ait olanı yazmak veya konuşmak, tekrarcıların aldığı motivasyon, övgü ve beğenilerin üstündedir.

Kişiye yönelmeyi tercih etmiş birisi, hakikati anlatmak için kimsenin yanına gitmez, ihtiyacı olan kendisi ona gelir. Çünkü gelen, hakikati öğrenmeye, yenilenmeye, dönüşüme hazır demektir.

Hakikate varmış olup da halkla ters düşmeyen yok gibidir. Bu sebepten halka göre değil, kendilerine göre yaşarlar. Toplumda hakikati bilecek bilinç asla oluşmaz. Çünkü toplum kopyacı ve tekrarcıdır yani geçmişi taşır. Hakikati halka ulaştırmaya yönelenler ya kahraman ya da kurban olur. Kendi yöntem, örnek ve lisanlarıyla şiirler ve kitaplar yazarak açıklayanlar, kendi zamanında olmasa da takdiri ve şöhreti almışlardır. Ne yazık ki, sözleri veya davranışlarıyla anlaşılmayanlar ise kendi toplumu tarafından asılıp, kesilmiş, zehirle öldürülmüştür.

Kişisel, kimseye benzemek zorunda olmayan demektir.

Hakikatin anlaşılması gündelik bilgilere benzemez, iç-görü gerektirir. Bunu yapmanın yöntemi açıklama değil davranış ve hikâyedir. Mutasavvıfların yaşam biçimi ve anlattığı hikâyeler güzel örnekler doğurmuştur. 2+2=5 dememiş, 4 demişlerdir ama incitmemek için bunu, rakam veya toplama işlemiyle değil de şiir veya resimle, yani mecazla anlatmışlardır. Çünkü mecaz, incinmeyi engelleyen bir tarzdır ve zekâ ile ilgilidir. Örneğin; Michelangelo’nun, Âdem’in Yaratılışı tablosu iyi bir mecazdır. Bu tarz mecazları kişi, bilgisi, lisanı ve kapasitesi kadar açıklayabilir veya böylece kabul edip inanır; bunun algılanmasındaki sentezler kişiseldir. Kişisel, kimseye benzemek zorunda olmayan demektir.

Hakikat, tüm insanlar içindir, insanlar olmazsa hakikat anlamsızdır. Bu sebepten hakikatin sebebi olan halkı incitmemek, var olmaya devam etmelerine yardımcı olmak, onları güçlendirmek ve onlara saygı göstermek gereklidir. Hiç tahammül yoksa bile, hakikatin hatırına bu yapılmalıdır. Yapılmalıdır, çünkü sen hakikati biliyorsun, onlar ise bilmiyor. Halka rağmen olmazsa, henüz hakikat bulunmamış demektir zaten. Bu, halkı sevmeyi ve bilmemelerine saygı duymayı sağlar.

Halkın içerisinde hakikati aramayanlar zorlayıcı olacaklardır. Bu zorlanmadan dolayı hakikati arayanlar ve hakikati aramayanlar diye halkı ikiye ayırmak, ötekileştirmek, ikilik yaratmak olur. O ikilik halk üzerinde görünür ama esasen kişinin zihnindedir. İkiliğin olduğu zihinde de hakikat değil, arzu var demektir. Hakikat temelli söz herkes için doğru olur; ayrışmış, ikili duruma gelmiş hiç bir şey yoktur içinde, o herkes içindir.

Okuduğunuz için, teşekkür ederim…

Murat Dal

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.