Tanrıyı kendi ellerimle toprağa bıraktım.

Kolu yavaşça düştü sol yanından. Bir parmağı toprağın içine girdi, tırnağının altı simsiyah oldu. Toprak, kirli bedeninin tırnağından başlıyordu onu karartmaya… Başı, gözlerini ve burnunu kendisi ile beraber sağ tarafına döndürüyordu, gözleri hiç oynamıyordu ve yavaşça toprağa düşen başı artık zehirli gücü taşımıyordu kendisinde. Yanağına batan taşları da hissetmiyordu… Dokunmaya çalışıyordum ama kurtçuklar bedenini sarmıştı. Kötü bir koku yayılmıştı etrafa… İnsanlar arkamdan kaldırmak istiyordu bedenini ve omuzlarında taşımak onu toprağa gömmek istiyorlardı ancak Tanrı kokuyordu!

İnsanların Tanrılaştırdığı bu beden sahte bir peygambere mi aitti yoksa? Yoksa bu bir korku imparatorluğunun sahibi miydi? Bazıları tanrı bazıları da ona peygamber gözü ile bakıyordu. Ama hangisiydi? İçi boş bir dinin mucizevi eseri miydi acaba? Bu ölen kimdi? Ellerimle toprağa bıraktığım bu şey neydi? Beynimde yıllardır mutlak bir imaj haline getirdiğim ve hiç sorgulamadan taptığım bu şey neden beynimden ellerime, ellerimden de toprağa düşüyor?

Yoksa onu öldüren ben miydim?

Hayat neydi peki, benim için bu yaşamın anlamı neydi? İçi boşaltılan yalanlar safsatası mı? Yoksa bir hiçlik mi? Yaşam nedir sorusuna verilecek cevaplardan bir tanesi de “hiçlik” mi? Çünkü doğmadan önce yoktuk ve var olduktan sonra da yok olacağız. Başlangıç yoklukla başladı ve yoklukla son bulacak. Onun için “hiçlik” düşünebildiğimiz ama tanımlamayacağımız bir şeydir. Ya da bir şeyin üçüncü halidir diyebiliriz. ‘Bir şey ya vardır ya da yoktur’ ya da bu ikisi arasında duran yaşamın iki yönü arasında bir anlam bulma çabasıdır. Ya da hiçlik okun yaydan hedefe doğru gittiği o zamansal boşluktur. Ve hiçlik kavramı belki de hayatın anlamsız olduğu ve bunun farkına vardığın anın ta kendisidir. Ya da Tanrı’nın cenaze merasimi.

Etraflıca çevremize baktığımızda bir anlamsızlık bulutu var ve bulut sahte bir gök kuşağı yaratarak insan hayatını anlamlandırmaya çalışıyor. Ama işin özü, o bulutun nesnel bir şey değil, dağılabilir ve yok olabilir bir şey olduğudur. Onun için bir gök kuşağı ne kadar gerçek ve anlamlı olabilir? Güneş açtığında yok olan bir duygudur gök kuşağı. Renkleri hiçbir gerçeklik yansıtmaz. Yaşam karşısında hayatımızın anlamı da budur. Yaşamak, sorgulanmış bir hayatın Tanrının ölü bedenini toprağa bıraktığı andır. Sorgusuz bir hayatın çemberi içinde yaşam hiçbir anlam taşımaz.

Fadıl Aslan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.