Kafka

Steven Soderbergh’ in elinden çıkan Kafka’yı bu kez bir cinayetler dizisinin ortasında görüyoruz. Kafka, Jeremy Irons’ ın eksiksiz oyunculuğuyla daha da izlenesi bir hal almış. Bir yazardan çok film kahramanı gibi ortalarda dolaşan Kafka’yı seveceğinizden eminim.

“Ben kabuslar yazmaya çalıştım, sense onları yarattın,
“Benim tecrübelerime göre gerçeklik uysal değildir”

Bu sözler 20.yy’ ın en büyük yazarlarından birine ait. Franz Kafka’ ya… 20.yy başları… Devrim nidalarının yükseldiği yıllar.. Prag’ ta kaos kol geziyor. Kafka bir sigorta şirketinde raportör olarak çalışır. Henüz ünlü bir yazar değildir (ki onu tanıyan tek kişi şehrin mezar kazıcısıdır)

Kafka’nın en yakın arkadaşlarından Eduard gizli güçler tarafından öldürülür. Birinci şüpheli de Kafka’dır. Kafka bunun altında bir şeyler yattığın anlar. Derken yer altından çalışan bir anarşist örgütle tanışır. İlk etapta onları pek ciddiye almaz. Onlara katılmaktan çekinir. Kokar. Onlar için yazmak istemediğini söyler. Ancak bilmediği bir şey vardır, Eduard da bu örgütün içinde çalışmış bir eylemcidir ve Kafka bunun nedenlerini araştırmaya başlar. Ama arkadaşını öldüren gizli grubun (Kale’nin) ölen arkadaşıyla bağlantısını ve devletin kirli planlarını öğrendiğinde çok geç olacaktır. Kafka bu karmaşada gerçeklerin peşindedir, bir dedektif titizliğiyle devletin kirli faaliyetlerini araştırmaya başlar. Ama bu kirliliği fark edenler teker teker ölmektedir, ya da ortadan kaybolmaktadır.

Korkunun ve kaosun merkezi ise Kale denilen yerdir. Orası sıra dışı araştırmaların yapıldığı herkesin giremediği gizli bir yerdir. Kafka her şeyi kendince çözer ve Kale’nin sırlarını deşifre eder. Ama bilmediği bir şey vardır, şimdi ölme sırası kendindedir. Film, bu olaylar örgüsüyle finale doğru gidiyor ve Kafka’yı nasıl bir son beklediği üzerine merak uyandırıyor.

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Ben Ses…

Ben ses... Yaşamla ölümün sonsuz çığlığından, acı ile mutluluğun boşluğundan oluştum. Her duvarda yankılandım. Her köşede bağırdım her kavgada en öndeydim. Karanlığı kutsadım, aydınlığı aradım. Ruhum çıkmaz yollara saptı, kayboldum. Kendimi aradım acılarımı buldum. Geceyi diledim, uykuyu istedim, sabahlar böldü uykularımı gündüzler geçti gecelerin üstünden. Ben ses... Yollar öğrendim. Gittim....

Özlemle…

Günlerden hoşçakaldı... Bunu neden söylediğimi anlatamadım, sığınmak istedim, öylece kaldım! şehri altüst edip bulabilmek seni akıllardan geçip görebilmek seni rüyalarla karışıp düş alemine anladım her şey özlemle Yetim kalmış bir şehirde damla damla hüzünlerle adımladığım sokaklar bir gün nasılsa sana çıkacaktı. Ve üstelik sen de biliyordun. Hissettin gelecek, yaşanılacak o anı, bir olan...

Boş Kibrit Kutusu

Tam iki yıl bir hayalin peşinden koşmuştu. Şimdilerde ise artık neyin hayal neyin gerçek olduğu konusunda şüpheliydi. Geriye sadece onun için yazdıkları kalmıştı. Tek dostu da onlardı. Aşkı için yarattığı cümleler... Elinde sadece bu aşk kırıntısı kalmıştı... Hiç bu kadar yalnız hissetmemişti. Ama biliyordu ki artık o sıcaklık...

Ölüm Başka Birine Benzemektir

ölüyü hep dışarıya gömeriz ölüm dışarıda olmayı özlemektir başka birine benzemektir bize benzeyenlerden uzaklaşma fikridir ölüm her benzeyen aynı zamanda ölüdür bu yüzden benzer ölüler aynı yere gömülür dışarıya doğru ite kaka can çekişmektir ölüm bazen toprağın tecrübesiz bağrında yanar tutuşur bedenler nefes almayı sürdüremez kör sayar kendini düşmanlaşan boşlukta ölüyü dışarıya atarız sanki hiç yaşamamış gibi küfür etmemiş sevişmemiş hatta kupkuru bir...

Beni Neden Aldattın?

Gölgesini kaybetmiş bir savaşçı gibiydi sanki. Yorgun, ümitsiz ve bir o kadar da yılgın... Kaybetmişti. Artık geri dönüş yoktu. Aşksız bir şair gibi çaresizdi. Soluksuz kaldığında bu acı daha da baskın hale geliyordu ama denemeliydi. Bu kez canını almalıydı. İlk kesiği şah damarına attı ama ner nedense çırpınan...

Defolun‏

Seni çok ama çok seviyorum. Karanlıkların koynuna sığınmış atmayan kalplerin Tanrıya yalvarmalarından daha fazla umutluyum. Seni çok ama çok seviyorum. Kefenim olman için yalvarıyorum Tanrıya. Ama çok farklı ilerliyor her şey. Engel olamıyorum. Belki de engel olmak istemiyorum. Bilmiyorum... Çok daha sersem bu sefer adımlarım. Nereye gittiğimi...

Köprü ve Biz

Köprü... İlk öpüşmedir ve bir sevgilinin yalvarmasıdır, dizlerinin üstüne çöküp yüzüğü takmasıdır. Köprü öylece durur ve sadece şahitlik eder aşıkların fısıldamalarına, hıçkırıklarına ve sessizliğine... Ben şimdilerde bu köprüye aşık bir aptalım çünkü sevgilim bu köprüde terk etti beni ve ben artık kimsesiz olan bu köprünün tek teselli kaynağıyım....

Kavga, Kargaşa, Kaos

Kendine acıyarak ağlamak... Kulağındaki melodilerin eşliğinde hayatın en sinsi tecavüzünde... Mağduru oynamak! Geçmişin sillesiyle, benliğini takip etmek, paramparça olmak... Felsefe yapmak, şiir yazmak, kanatlanıp uçamamak... Hepsi aynı gibi değil mi? Zaman geçer ve... Güçten düşen ruhunuz size şunu emreder: "Hayat seni beceriyor! Ve her çığlığında hala tanrı demeni normal görüyor!" Ne...

Kalır

Hayat su misali süzülüp gider Vahşi derelerin selinde kalır Rüyasında gamlı bülbül "ah" eder, Yankısı bir hayal gülünde kalır Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar Ay hüzne bürünür, karalar giyer O gün, feryadımı kainat duyar Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır Gözlerim kararır; biter hevesim Yokluğun sesinde kısılır sesim Sevginle yaşayan, coşan nefesim Siyah saçlarının telinde kalır Günlerce gezersin hayalim ile Nihayet...