Biz “Yaprak” ı çıkarırken, birlikte kaleme aldığımız bildiride, “halı verir, kilim alırız- şarkı verir, türkü alırız…” diyorduk, ama kilimin resmini yapan ressamla, türkünün müziğini yapan, çoksesli yeni müzikçilerimiz birbirlerine uzaktılar. Adnan Saygun ile Ruhi Su’ yu bunun dışında tutmamız gerekecek sanıyorum. Adnan Saygun, özellikle “Yunus Emre Orotoryosu” adlı yapıtından ötürü geniş bir ilgi alanı yaratmıştı; ama bu, müziksel bir yeniliğe mi, yoksa çocukluğumuzdan bildiğimiz ilahilere yönelik bir ilgi mi idi?

Ruhi Su’ ya gelince; bu çok sevilen sanatçımızda aşıkların sesinde bulunmayan tını ve biçem mi, yoksa koşuğa verdiğimiz yeni anlamlar mı bizi coşturuyordu? Dahası var; Aşık Veysel ile Ruhi Su arasındaki ayrımı gereğince değerlendirebiliyor muyduk? Aldığımız bu üç örnek yün yünü sürüp giderken, biz hangi birleştrici yoruma dayanıyorduk?

Ben otuz yıl kadar önce, “Dünya Gazetesi’ nde” üç müzikçimiz ile yaptığım konuşmalardan oluşan bir dizi röportaj yayımlamıştım: Refik Fersan, Muhittin Sadak, Aşık Veysel. Bunlardan ilki alaturkayı, ikincisi çoksesliliği övdü elbet. Onlardan aldığım yanıtları, bir Sirkeci otelinde konuştuğum Aşık Veysel’ e anlatıp ne diyeceğini sorduğumda, rahmetli bir seçim yapmaktan kaçınmış, “Müzik su çağlaması gibidir, ayırmam, hepsini severim.” demişti. Başka ne diyecekti? Onun dehası gelenekten kaynaklanıyordu. Ama biz onun durumunda değiliz, onun yanıtıyla yetinemeyiz, bütün bu sıraladığım sorular karşısında bilinçli olarak yan tutmak zorundayız. (1)

(1) “Sanatlar Arasında”, Akan Zaman Duran Zaman’ ı, 1984, s.219.

Melih Cevdet Anday

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.