Kadim dönemde filozoflar tanrı, evren ve insan konularını birlikte ele almışlar, doğayı bütünsel bir bakışla yorumlamaya çalışmışlardı. Tanrı, evren ve insan konularını birlikte ele alan felsefi yaklaşıma “Kozmogoni” denmiştir.

Günümüzde ise bu bütünsel bakış kaybolmuş, tanrı teolojinin, insan psikolojinin, evren ise kozmolojinin konusu olmuştur. Bu üç disiplin birbirleriyle bağlantısız ve ilişkisiz birtakım yorum ve görüşler geliştirdiklerinden, aralarında anlaşabilecekleri ortak görüşler tümüyle yok olmuştur. Kanımca, günümüzün insanına ve bilimine uygun yeni ve farklı bir “Modern Kozmogoni” geliştirilmesinde yarar var. 

Kadim Yunan düşünürleri evrenin oluşumunu “Kaos” adını verdikleri karmaşık bir ortamdan başlatırlar. Onlar için Kaos, şekilsiz ve düzensiz bir yapıya sahipti. Fakat Kaos’un da bir tözü olmalıydı. M.Ö. 7. yüzyılda Thales (M.Ö. 624 – 546) bu töze “Arkhe” adını verdi. Arkhe kendi başına şekil alamazdı. Kaos’tan Kozmos, düzensizlikten düzen nasıl oluşacaktı? Arkhe’yi şekillendirecek bir güç olmalıydı. Platon (M.Ö. 427 – 347) Kaos’un Demiurgos adlı bir tanrı tarafından şekillendirilerek kozmosa dönüştürüldüğünü savundu. Demiurgos, yoktan var etmeyen, karmaşadan düzeni şekillendirip ortaya çıkaran tanrıydı.

Thales arkhe’nin su olduğunu ve her şeyin sudan ortaya çıktığını savundu. Ona göre karalar su ortamı üzerinde yüzmekte ve depremler alttaki su dalgalarının etkisiyle oluşmaktaydı. Thales’in öğrencisi olan Anaximander (M.Ö. 610 – 546) Arkhe’nin su olamayacağını zira suyun ateşe dönüşemeyeceğini iddia etti ve Arkhe olarak şekilsiz“Apeiron”kavramını ileri sürdü. Apeiron “zamansız ve mekânsız” anlamını taşıyordu. Aperion, bir tür tanrısal özellikler içeren bir kavramdı.

Anaximander’in öğrencisi olan Anaximenes (M.Ö. 585 – 525) ise Arkhe’nin hava olduğunu savundu. Havanın önce bulut, sonra buhar, ardından yağmur, su, çamur, toprak ve tüm katı cisimleri oluşturduğunu söyledi. Ona göre hava, yaşam gücünü içeriyordu ve insan ile tüm canlılarda “psyhe” şeklinde beliriyordu. Psyhe kavramı hem ruh hem de can veya tin anlamlarını içerir. Psikoloji sözü de “psyhenin bilimi” olmaktadır.

Her üç filozof Milet’te veya kadim Miletus’ta, batı Anadolu’daki Didim’de yaşamışlardır.
Bu üç kişiye “Sokrat öncesi” filozoflar denir. Sokrates’i dünyaya tanıtmış olan Platon(Eflatun) 4 tane cevherden söz etmiştir. 4 Arkhe’nin: Ateş, Su, Hava, Toprak ve4 erdemin:
Adalet, Cesaret, Ölçülülük ve Bilgelik olduğunu savunmuştur. Geliştirdiği Kozmogoni’de Sokrat öncesi görüşleri birleştirmiş ve insanları hem bilgili hem de erdemli olmalarının önemli olduğunu söylemiştir. Platon’a göre bilginin kaynağı düşünce “episteme” olup, bilgi üretilmez sadece keşfedilir.

Kadim dönemin Arkhe’leri olan ateş, su, hava ve toprak günümüzün fizik biliminde maddenin “fazları”olarak tanımlanmışlardır. Toprak: Katı fazı, Su: Sıvı fazı, Hava: Gaz fazı ve Ateş: Plazma fazı adını almışlardır. Dolayısıyla kadim dönemin dört cevheri veya tözü Arkhe olma özelliklerini kaybetmişler, maddenin hallerine indirgenmişlerdir.

Platon ile aynı dönemde yaşamış olan Demokritos (M.Ö. 460 – 370) bölünemez demek olan ‘atom’ kavramını ilk ileri süren kişidir. Demokritos’un maddeci bir bakışı vardı ve nedenselliğe inanıyordu. Ona göre her atomun belirli bir şekli ve yapısı olmalıydı. Demir atomu sert, tuz atomu sivri uçlu ve su atomu kaygan olmalıydı. Atomların arasında da boşluk olmalıydı. Günümüzde atom parçalanmış, daha temel parçacıklardan oluştuğu kanıtlanmıştır. Maddeleri oluşturan doğanın temel parçacıklarını tanımlayan modele “Standart Parçacık Modeli” denmektedir. İsviçre’deki CERN’de (Avrupa’nın Nükleer Araştırmalar Merkezinde) temel parçacıkların deneysel arayışı halen devam etmektedir.  

Belki de yakın bir gelecekte modern bilimin deneysel olarak da kanıtlamış olduğu dolanıklık, yepyeni felsefi yorumlara yol açacak, tümüyle modern bir Kozmogoni anlayışı yerleşecektir. Dolanıklıktan Yerellik ve Dolanıklık başlıklı yazımda söz ettim. Dolanık durumda olan bir sistemi parçalara ayırdığımızda, parçalar arasındaki etkileşim uzamdan (mesafeden) ve zamandan bağımsız bir şekilde devam eder. Evrende her var olan şimdilik açıklanamayan bir tarzda dolanık durumda olmaya devam ettiğine göre, insanın evrensel enerjiyi harekete geçirip yerel olmayan bir iletişim kurması dolanıklık sayesinde mümkün olacaktır. İnsandaki bu dolanıklık gücüne ‘istenç’ de denmiştir. İstenç gücü yüzeysel “iste olsun” iradi istekten çok farklıdır. İstek, akıl ve mantık gerektirirken istenç, zihin, duygu ve ruh birlikteliğinden kaynaklanır. Eğer modern bir Kozmogoni oluşturulacak olursa, evrenin bütünsel yapısından kopuk olmayan insanın enerjisini ve istencini de açıklayan bir yaklaşım yerleşecektir. Zira her insanın ruhu da vardır ve istenç sayesinde duyular ötesi algılama mümkün olabilecektir.

Duyular-ötesi algılama yeteneği her insanda vardır, ama istenç olmadıkça bu yetenek harekete geçmez. İstenç gücü sayesinde anında ve ışık hızından dahi hızlı bir şekilde haberleşmek mümkün olacaktır. Bu yetiyi binlerce yıldan beri bilge kişiler zaten kullanmaktadırlar. Ancak, ayırımcı ya-veya mantığı ile düşünen insanlar için duyular-ötesi algılama yetisinin bir zan, bir hayalden ibaret olduğu varsayılmış ve bilim çevrelerince dünyaya kabul ettirilmiştir. Günümüzde oldukça fazla taraftar toplayan alternatif tıp veya “Holistik sağlık” yaklaşımına göre, bedenimiz bütünsel bir iletişim içinde olduğundan, hastalıkların tedavisine farklı bir bakışla ve metotla yaklaşmak gerekmeli, şifanın istenç sayesinde oluştuğu kabul edilmelidir. Dünyanın birçok ülkesinde “Alternatif ve destekleyici” tıp merkezleri kurulmuş olmasına rağmen, klasik tıp anlayışına bağlı kişiler bu merkezlere şüphe ile bakmaktadırlar.

Modern kozmogoni anlayışında kadim dönemde sözü edilmiş olan “arkhe” kavramı modern bilimin ışığında yeniden yorumlanacak, evrenin bütünsel bir enerji ağı olduğu ve her insandaki istenç gücü sayesinde bu enerjiyi harekete geçirmenin mümkün olduğu genel kabul görecek, tıp anlayışı ve tedavi yöntemleri de kökten değişecektir.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.