Ölüm geldiğinde İnsan ne düşünür? Ona göre ölüm ne kadar gerçektir? Ölüm bir bitiş mi yoksa başlangıç mıdır? Ölüm hakkında bezirgânlık yapmak sadece tanrının görevi midir? Ölümün felsefesi yapılabilir mi? Yoksa “Ölüm” sadece metafiziğin ya da teolojinin mesaisine mi girer? Bu soruların felsefe ve teolojide ortak bir kaygıyı oluşturması ne derece normaldir? Ölüm bir olay mı yoksa olgu mudur sorusunun da cevabını içeren bu ortak sorunsal alan aslında ölümün “ne idiğünü” de ortaya serecektir. Ama ne yazık ki burada tecrübe edilmeyen sadece sezgilere dayanan bir konudan bahsediyoruz: Ölüm. Ölüm sadece sezgisel anlamda kişisel –kısmi- olarak idrak edilebilecek bir mefhum. Felsefe yüzyıllar boyunca çekimser kalsa da bence ölüm felsefenin radarına girmelidir. Ölümün nesnesi “insan”dır o halde insanla ilgili her şeyde olduğu gibi felsefe bu konuda da kendince, eksik te olsa bir takım açıklamalar-savlar getirmeli. “Felsefe ölülerin dilini konuşmamalı, ondan kaçınmalı” tümcesi bence felsefi çalışmaların kısırlaşmasına hatta sığlaşmasına sebep olur. Kişisel kanaatimce felsefe edimi ölümün yenilmesi çalışmalarının tamamını sembolize etmektedir. Bu bağlamda “Ölüm” konusu bir eğretileme gibi görünse de felsefenin dağarcığında kesinlikle olmalıdır. “Ölüm” bu açıdan felsefenin hem yoldaşı hem de düşmanı gibidir.

Size söylüyorum, kardeşlerim; her biriniz, doğru anahtar verilince uykunun ve ölümün sırlarınını çözebilirsiniz. Çünkü uyku ve ölüm, fiziksel ve ruhsal olarak kardeştirler. Ölümde de, geceleri yatağımıza uzandığımız ve uyku olarak adlandırdığımız harikalar diyarına daldığımız zamankine benzer şeyler olur. Uykuda ne oluyorsa ölümde de mükemmel bir şekilde aynısı olur; ölümde ve ölüm sonrasında ne oluyorsa, uykuda da yine mükemmel bir şekilde aynısı olur.  G. de Purucker

Felsefe Açısından Cazip Bir Metin

Ölüm ve Felsefe beni cezbeden bir derleme. İçinde yer alan 14 farklı makale 15 farklı yazarın katkılarıyla oluşmuş. Ölüm konusunu çeşitli açılardan ele alan bu makaleler Tao ve Zen metinlerini, Tibet Ölüler Kitabını, Heidegger’in varoluş felsefesini, Zen öğretisini ve daha birçok külliyatı referans alarak “ölüm” hakkında bir intiba uyandırmayı amaçlıyor. Editörlüğünü Jeff Malpas ve Robert C. Solomon’un yaptığı bu derleme İthaki Yayınlarının felsefe alanına yaptığı büyük bir katkı. Felsefeseverlerin ve ölüm hakkında okumalar yapan herkesin okuması, kütüphanesinde bulunması icap eden bir metin. Bakış açısı olarak da oldukça tarafsız bir kaygıyla edite edilmiş. Makalelerde referans alınan metinler bazen mistik bir havada bazense oldukça rasyonel bir bağlamda irdelenmiş. Buradan bakıldığında içeriğin özgürce oluşturulduğunu söyleyebiliriz.

Felsefe de “Ölüm” Kavramı?

Ölüm felsefede tanımlanması en güç konulardan biri, zira konu hakkında somut gerçekleri saptayabilmeniz için öldükten sonra dirilen biriyle röportaj yapmanız gerekli. Bu yüzden Ölüm ve Felsefe konuya şu açıdan değinmeyi uygun bulmuş: Ölüm gerçek midir değil midir? Asıl soru bu. Önemli olan şey ölümün karşısında takınılacak olan tavırdır. Ölüm ve Felsefe bu soruya cevap ararken hem akılcı ve pozitivist hem de metafizik tarafına eğilerek konuya açıklık getirmeye çalışıyor. Örneğin Taoculukta “ölüm” kavramı açıklanırken ölümün bir dönüşümden ibaret olduğu hatta ölümün yaşamın bir parçası olduğu dile getiriliyor. Taoculuk meyanında birçok alıntıya başvurulurken ölümün neşeli bir bekleyişi hakettiğini hatta insanı yücelttiği de belirtiliyor. Bu bölümde Anadolu topraklarındaki tasavvuf kültüründe de sık rastladığımız “beden göçü” ve “ruh sirkülasyonu” na yakın bir dönüşüm hikâyesiyle karşı karşıya kalan okuyucu ölümün güzel tarafıyla buluşuyor. Hemen akabinde bir diğer başlıkta (syf.139), –Tibet Ölüler Kitabı’nda zikredilen Bardo kavramıyla- konu daha da genişletilerek ölüm hakkında bir “sonsuzluğun başlangıcı” vurgusu yapılarak ölümün aslında bir başka yolculuğa davetiye çıkardığının altı çiziliyor. Bu iki bölüm aslında birbirini tamamlayan bölümler, zira kitabın ilerleyen bölümlerinde baskın olan “ölüm-karanlık-bilinemezlik” karamsarlığını da birazcık olsun dağıtmayı başarıyor. Bilindiği üzere Bardo kavramı teolojide Araf diye tabir edilen bir varlık alanına tekabül etmektedir. Burada tek fark şudur Bardo kişisel gayretlerle tekrar doğumu haketmesine olanak veren bir yerdir, hatta tekrar doğum için kişinin birtakım sınavlardan geçtiği bir geçici bir ara aşamadır. Ancak özellikle Sunni teolojideki Araf, Bardo’dan çok farklıdır. Araf denilen yer bir ruh hapishanesidir ve ruhlar burada ahiret gününü yani hesaplaşma gününü bekler. Bardo’nun aksine salt olarak tanrısal bir müdahaleye açıktır.

Riyazette tenin ölümü hayattır. Ten yok olursa, ruh ebedîleşir. (Mesnevî, 111/3386-87)

Neden Okunmalı?

Ölüm ve Felsefe, ölüm fikrine-korkusuna teslim olmayı istemeyenlerle onu bir kurtuluş bir dönüşüm olarak görenleri bir araya getirebilmiş nadir bir metin. Bu artı bir yönü çünkü felsefi yazım genelde tek taraflı bireysel çıkarım ve savlarla gelişmektedir. Felsefede objektif yazım oldukça zor olsa da Ölüm ve Felsefe beslendiği kaynaklar bakımından oldukça zengin ve tarafsız bir altyapıya sahip. Hem doğu felsefesi hem batı felsefesini esas alarak felsefenin içinde bir sarkaç gibi görev yapan makaleler okuyucuya eşsiz bir beslenme kanalı açıyor. Ayrıca ölümün felsefesini yapan nadir filozoflarla da tanışmanızı sağlayacak olan Ölüm ve Felsefe okunası bir metin.

Ölüm ve Felsefe
Ölüm: Karanlıktan Önce Çalınan Bir Islık Mı?
Yazar: Jeff Malpas, Robert C. Solomon,
Çevirmen: Nur Küçük
Kitabın Orjinal Adı: Death and Philosophy
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı : 344

 

 

 

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.