olum-kendini-bilme

Birkaç aydır kanser tedavisi gören babamı Ocak ayında bu dünyadan uğurladık. Ölüm nedeni kanser değildi, KOAH denen akciğer rahatsızlığıydı. Sonuçta tüm süreçler birbirini tetikledi ve her birimizin başına gelecek olan ölümle yüzleşti.

Yakın ve sevdiğiniz birini kaybetmek çok acı. Sorgulamalar, derin üzüntü, kayıp duygusu, pişmanlıklar, keşkeler insanın etrafında dans ediyor; tüm bunlarla özdeşleşmek o anda çok kolay.

Bu acı içinde, bu süreci gözlemlemek çok ilginçti. Tam da babamı defnedeceğimiz gün, mezarlıklar müdürlüğünden çıkmış camiye giderken arada Kahire Müzesi’nin bahçesinde bir çay içecek zaman bulmuştum. Çok sakin ve huzurlu bir ortamdı. Tam o sırada, sevdiğim bir abim telefon ederek dedi ki, “Biliyorum çok zor ve acı verici, acını sonuna kadar yaşa, içinden geliyorsa bağır ağla ama ne yap yap bu acıyı içine alma, içinde tutma…”

Ve bu telefonun tüm o sürecin seyrini değiştiren bir etkisi oldu. O andan itibaren kendimi hatırlayıp süreci izleyebilecek gücü buldum kendimde. Fark ettim ki Bilyay Vakfında aldığım eğitimler beni pek çok kişiden daha sakin tutuyor. Ölümü, ölüm sonrasını, neler olacağını bilmek, giden kişiye ettiğiniz duaların niteliğini bile farklılaştırıyor. Yaptığım regresyon çalışmalarında hem kendi geçmiş yaşamlarımdaki ölümlerimi deneyimledim hem de pek çok danışana bu konuda yardımcı oldum. Ölüm olayındaki en önemli konulardan biri “son duygu ve son düşünce”nin ne olduğu… Eğer ölen kişinin bir şekilde aklı, duyguları hala bu dünyada ise ötealemdeki yolculuğu daha zor oluyor. Bu düşünce ve duygular onu dünyaya bağlı kılıyor.

Babamın acile kaldırıldığı haberi geldiğinde, aklıma gelen, içime doğan ilk şey hemen yanına gidip veda etmem gerektiğiydi. Bir yanım, “Ya Hande baban iyileşiyor bu sadece bir atak ve sen vedalaşmayı düşünüyorsun, çıkar bunu aklından,” diyordu; süreçleri bilen diğer yanım ise, “Bitmemiş iş bırakma Hande, koş ve babanla vedalaş,” diyordu. İkisini birden dinledim. Fırlayıp gittim, babama hem moral verdim hem de onu çok sevdiğimi söyleyip, babam olduğu için teşekkür ettim. İnsan olmak duygusallığı içinde barındırıyor, gerçeğimiz bu… Yapmaya çalıştığımız şey ise onun negatif taraflarına yenik düşmeden olaylara elimizden geldiğince farklı bir perspektiften bakmaya çalışmak. O gün geç saatlere kadar yanında kaldım ve sabah yoğun bakıma alındı. Oradayken zaten bilinci yerinde değildi ve ertesi sabah da sonsuz yolculuğuna çıktı.

Regresyon ve kendini bilme eğitimleri, hayatımın en önemli dönüm, dönüşüm noktalarından biri oldu benim için. Dünyaya gelirken bir anlaşma yaparak geldiğimizi bilmek, giderken deneyimlerimizi ve başarabildiysek tekamülümüzü yanımızda götürebilmek… Hem danışan hem de danışman olarak deneyimlediğim pek çok ötealem durumlarında bunları inceleme fırsatı bulabilmiş olmak çok büyük bir şans.

Bu bilgiler ve bilinçten önce, babamla ilgili duygu ve düşüncelerim çok farklıydı. Onun kadar zeki, sevgi dolu, doğru ve dürüst bir adamın nasıl olur da bu kadar mutsuz, ruhen bu kadar yaralı olduğunu anlayamazdım. İşin kötüsü kızı olarak ona yardım edebileceğime inanırdım ve bunun için de çok çaba harcadım. Kendi enerjimden ona verirsem iyi olur belki diye düşündüm. Ne yazık ki ona hiç faydam dokunamadı ya da nasıl dokundu bunu görüp anlayamadım, sadece kendimi üzdüm, yeni yollar aradım. Ona kızdığım, uzak durduğum zamanlar oldu. Ne zaman ki Varlıksal İlkeleri, doğmadan önce yaptığımız sözleşmeleri öğrendim, ruh grupları olarak birbirimize bazen bu dünyada kötü ya da zor anlar yaşatarak aslında birbirimizin tekamülüne katkı sağladığımızı öğrendim, işte babama ve seçimlerine saygı duymayı da o zaman öğrendim… Hatta onun bende yaşattığı üzüntüleri, kırgınlıkları, sevinçleri, mutlulukları, sevgiyi, iyisiyle kötüsüyle bana neler öğrettiğini, bana neler kattığını, bu dünya penceresinin dışından bakabildiğimde görebildim.

Onu uğurlama günü geldiğinde, tüm bu çalışmaları yapmış Hande olarak artık ona yeni yolculuğunda bol ışık ve bol rehberlik dileyebilecek durumdaydım. Bu beni metanetli yaptı. Bu beni dünyevi bakış açısının yarattığı üzüntülerden korudu. Yine de ne yaparsak yapalım, insan olmamız gerçeği (ya da yanılgısı) tüm merkezlerimizi beraber çalıştırıyor. Her olayda olduğu gibi buna da hareket, duygu ve düşünce merkezlerinde karşılık veriyoruz. Ne kadar özdeşleşmesek, ne kadar gözlemlesek, ne kadar dışımızda tutsak, dışımıza itsek de insanın içinde bir yer acıyor; bakıyorsun kendine, gözlemliyorsun ve bunu görüyorsun, acıyı görüyorsun. Kendini bilme çalışması adına akıl almaz bir deneyim.

Tüm bu süreç içerisinde dikkatimi çeken ilginç konulardan biri de etraftaki insanların tepkileri oldu. Fark ettim ki iki farklı kişi yanına gelip aynı cümleyi kuruyor; bunlardan biri sana destek olurken diğeri müthiş bir yorgunluk ve üzüntü yaratıyor. Aynı ortamda, başsağlığı dilemek niyetiyle, aynı cümleyi kuran iki kişinin, üzerimde yarattığı bu farklı durum hakkında daha sonra epey kafa yordum. Fark ettim ki insanlar, sözlere kimi zaman kendi dramlarının enerjisini yüklüyorlar. Bu hep duyduğum, okuduğum bir şeydi ama hiç böyle bir farkındalıkla deneyimlememiştim. Eğer onların dramlarının negatif enerjisine kapılıp giderseniz, kendinizi çok daha üzgün mutsuz ve negatif bulmanız mümkün.

Öte yandan gerçekten sizi önemseyen ve iyi olmanızı isteyen dostlarınız ise sadece sözleriyle değil, enerjileri de size destek oluyorlar. Ve ben tüm bu süreçte varlıklarıyla bana destek olan dostlarımın ne kadar çok olduğunu görüp kendimi şanslı hissettim.

Bugünlere varmama katkılarından dolayı çok teşekkürler babacığım. Yolun açık olsun.

 

Hande Ersoy Odabaşoğlu

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.