Suyla Yapılan İmtihan

Bir dinleyicimiz, “Bir gazetede fırtına, sel, orman yangınları ve hastalıklarla ilgili haritaya rastladım. Haberin başlığı çok ilginçti: “Dünyanın ateşi başımıza işler açacak.” Ve harita 2040 yılına kadar küresel ısınmanın dünyamıza ne gibi etkileri olacağını gösteriyor. Isınma oranı, okyanuslar ısıyı emebildiği için karadan daha fazla, en çok ısınan bölgeler ise deniz buzları eridiği için kutuplar. Anlaşılan doğal felâketlerin artacağı bir ortama giriyoruz. Ne dersiniz?” diye soruyor.

Sanıyorum ki bu, günlük bir gazetede çıkan bir yazıdır. Oklarla işaret edilmiş. Seller, hastalıklar, tarım alanlarının azalması vs. tarzında. Bunlar, bilimsel tahminler olarak çıkıyor. Fakat gözlemler de yapılıyor ki çok enteresan olan da budur, hakikaten kutup buzları eriyor ve dikkat ettim, burada en çok ortaya çıkacak olan husus su basmaları, büyük su basmaları dediğimiz seller, şunlar, bunlar vs. Bu doğrudur, artık dünyanın bu son aşamasında imtihan, suyla yapılan bir imtihandır. Ateşle olacak bir imtihan değil, suyla olacak bir denemedir. Bu da, dünyanın her yerinde su basmaları, bütün kıyı şeritlerinde ikişer-üçer metre su yükselmeleri şeklindedir. Yani boğaz suları veya Marmara suları yüksekliği bir metre yükselmiş olsa Beyoğlu’nun eteklerine kadar sular çıkar; iki-üç metre olduğu zaman biz de burada sular altında kalırız. Yani İstanbul her ne kadar böyle tepelerden ibaret bir şehirse de, bayağı adacıklar hâline gelir. Bu, vuku bulacak bir olaydır.

Dinleyicimiz, “Ne dersiniz,” diyor. Bu, bir mukadderattır. Değişim için dünyada birtakım faaliyetler her zaman olmuştur. Bu, şu anda bizim başımıza gelen bir iş değil. Zaten bu sel meselesini biz geçen senelerde çok seyrettik. Biliyorsunuz, bunları gözden uzak tutmayın. Amerika başını kaldıramadı sellerden, Çin başını kaldıramadı. Bazı iklim şartlarından dolayı Hindistan, Bangladeş, işte güneydoğu Asya ülkeleri zaten muson yağmurları, muson mevsiminden dolayı her zaman seller altındadır. Orada örnekler var elimizde, yalnız işte bunlar ne oluyor? Bu örneklemeler, umumî olarak meydana gelecek olan sel baskınlarının âdeta bir çeşit etkisini azaltır gibidir. Yani insanlar giderek biraz daha umursamaz vaziyette, pek aldırmıyorlar, “Bu doğaldır, zaten böyle oluyordu” (diyorlar). Depremler için de aynı şeyler söyleniyor. Neden bunu söylüyoruz? Çünkü kutsal kitaplar-da umumiyetle insanlara hep sel felâketleri, depremler, ateşler, yangınlar, ruhsal dünyanın veya ruhsal âlemin fizik dünyadaki varlıkları uyandırmak amacıyla meydana gelen, tertip edilmiş olaylar olarak ifade edilir. Yani büyük güçler bunları tertip eder. Sırf insanların bir formasyona girmesi, vicdanlarının uyanması bakımından.

Ama artık öyle alışıldı ki bu işlere, burada bir vicdan uyanması meselesi artık hiç söz konusu olmuyor. Bilimciler insanları öyle bir şartladılar, öyle bir hâle getirdiler ki, bura-dan herhangi bir mistik sonuç çıkartmaya, ahlâkî, vicdanî bir bağlantı kurmaya hacet bile kalmıyor. “Bunlar doğal olaylardır,” diyor. “Dünyanın doğal değişimi ile ilgilidir.” Elbette ki siz ozon tabakasını ortadan kaldırırsanız, yıkarsanız, bozarsanız, delerseniz, atmosferde daha fazla bir ısınma, bu da yansımalarla elbette ki en çok buzullara intikal edecektir. Buzullar da yavaş yavaş zaten eriyor, bir kısmı da ayrılıyor. Suyun altında daha çok var. Bu yoğunlaşmış su giderek sıvı hâline döndüğü zaman ne olacak? İçinde bulunduğu ortamda bir yükselmeye, bir çoğalmaya, su artışına sebep olacaktır. Bunlar da birtakım sellerin meydana gelmesine, hatta daha çok yağmur yağmasına sebep olabilir. Tabiatın içerisindeki kendi dönüşünü gene kendi normalitesi içerisinde ele alarak, bunların (bu olayların aslında) vicdanların uyanmasına, insanların daha iyi insanlar olmaya çalışmasına birer ihtar olduğunu; Ruhsal Yönetimlerin, Dünya Rabbi’nin bir ihtarı olduğuna ait en ufak bir uyarı işareti bile olmadığını ifade edip durmaktadırlar.

Yani materyalist bir açıklamayla bütün bu işler de boşa gidiyor (gerçek hedefi anlaşılamıyor). Öyle zannediyorum ki, eğer böyle bir sel baskını falan olursa, o açıklamaların hiçbirinin para etmeyeceği bir hızda, bir yoğunlukta, bir kesafette çok ağır hasarların olması ihtimali var. Yani insanlar ister istemez, “Evet anladık, anladık, bizim suçumuz, bizim hatalarımızdan dolayı, bizim ağırlığımızdan dolayı bu işler başımıza geliyor,” şeklinde, nihayet bir telâfiye gitmeye çalışabilirler gibi geliyor ama şu sıralarda bunun da, pek böyle bir şey olacağını zannetmiyoruz. Bunlar ancak, insan varlığının kendi zihninde bir şeyleri oluşturmasına bağlı bir iştir. İdraki açılmışsa, idraki genişlemişse farkına varacaktır.

Doğal felâketler tabiî ki artacaktır, artar da. Bunların adetleri, önceki yıllardan çok daha fazla, bunu bilmekle beraber, hiç kimse bunu ele alıp da, “Bu artışın sebebi, manevî bir sebebi olamaz mı? Burada kendimize çeki düzen vermemiz gerektiğini ifade eden bir ilâhî mesaj yok mudur?” tarzında herhangi bir düşünceye kesinlikle yer verilmiyor. Verilmesin bakalım. Yer verilinceye kadar bu işler de devam eder, gözyaşları da bitmez.

Bizim halkımızın yaptığı iş de ağlamaktan ibaret bir şeydir. Bağırılır, çağırılır. Dünyanın her yerinde insanların duygusallığı o kadar önemli değildir, hatta hiç önemli bir şey değildir. Bu olaylar, insanların ağlaması için değildir. Bu olaylar, insanların vicdanının harekete geçmesi içindir, gözyaşları için değil. Bunu kavramak gerek. Bu tip olayların ortaya çıkması insanlara zulüm olsun diye değil, aksine, kendilerine yaptıkları zulümden kurtulmaları içindir. Kendilerine artık zulüm yapmaktan vazgeçsinler, vicdanlarının sesini dinlesinler diye bu olaylar meydana geliyor.

Bizim kanaatimiz budur.

Ergün Arıkdal – 1996
Anadolu Misyonu adlı kitaptan alınmıştır. (S:121–124)

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Aşkın Metafiziği Üzerine

Aşk bir belirsizlik halidir ve bu belirsizlik çoğu kez acıya çıkan bir yoldur. İnsanı boğar ve sonra canı istediğinde bırakır, bazen de neşelendirir, bazen...

Tekne ve Kırık Dökük Anılar

Deniz kıyısında rastladım ona, daha doğrusu onlara. Kırık dökük bir teknenin etrafında kavga ediyorlardı. Ama deklanşöre bastığımda sadece bana odaklanıp, kavgayı unuttular. Sanki fotoğrafın içinde...

Akşam Üzeri

Sen gittiğinden beri, Şarkı bitti, Edebiyat bitti, Güneş battı, Zifiri karanlık buralar. Sahi hiç düşündün mü? Seni nasıl sevdiğimi. Ne kadar çok geldiğimi, Nasıl gittiğimi? En çok akşamları sevdim seni, Bir kaldırım taşı üzerinde, Boyum...

Damlalar

Kalabalık bir latin gecesi olacağı önceki gün yapılan "canlı müzik" duyurusunda belliydi. Müziğin ritmiyle ruhunu tüm uzuvlarını kullanarak dışarı yansıtmanın hoparlörle veya tükürüklü bir...

Giordano Bruno’ya Göre Ahlak

Saf varlık yetkin, bir ve ulaşılmazdır. Mutlak olduğundan bizimle hiçbir ortak ölçütü yoktur fakat Doğa'daki hiyerarşi boyunca aşağı indikçe, gücünü, zekasını ve canlılığını değişik...

Bir Romantik Belagat ya da Ahlak Denemesi

Öyle bir yaratık düşünün ki… Zihnindeki, öğretilmiş ve öğretilenlerin realitesini sorgulayan-şüphelenen ve bununla beslenen bir ruhu olsun. Ama sadece salt olarak düşünen, yazan, çizen...

Begotten

Begotten… Tanrının bağırsaklarını deşmesi ve kendini öldürmesiyle başlıyor. BEGOTTEN, sinema dünyasının en karanlık en sıra dışı yapımlarından. Tanrının iradesi dışında "tabiat anayı" hamile bırakması ve...

Bedensiz Yürekler

neresindeyiz bu garip esintinin hangi savrulmuş köşesinde, kimin ismiydi hiç unutmayıp aklımızda tuttuğumuz, ne için neden saklar dururuz? bu sözle başladı ilk nefesi... ve yerleşik hayata geçilen ilk...

Cioran’ın Mirası: Mahvolmanın Felsefesi

Farklı bir psikoz: Esneme ve uyuma Uyuşukluğun bir parazit gibi tüm organlara sarılması. Hissiyatsızlık ya da bir boşlukta iç geçirme hali. Meşhur uyku olumlanır, yorgunluk...