Soğuk

Bir yatak hiç bu kadar soğuk olmamıştı. O sarılan kolu bir saçak buzu andırıyor, verdiği her nefes adeta kuzey kutbuna bir davetiyeydi. Nasıl oluyordu da 2 kişi -30 derece ediyordu kavrayamıyordu. Mantığa ters bir matematikten başka bir şey değildi. Onu buzdan kalesine önüne kırmızı halı serercesine davet eden bu adamın halısına adımını attığı an parmak uçları donmaya başlamıştı aslında. O, ayakları buz kalıbına dönüşene kadar inat ve ısrarla halı yolundan içeri girmeyi seçmişti. Bu nemli yaz gecesi eritmeye yetmiyordu donmuş bedenini.

Usulca sarmaşık gibi gövdesini kilit altına almış saçak buzunu üzerinden çekti, doğruldu. Oraya ne zaman gitse herhangi bir eşyanın tek bir milim bile yerinden oynatılması yasak olan bir cinayet mahalline adım atmış gibi olurdu. Haftanın yedi gününün üç öğününde ne yediğini, ne giydiğini, bir yerini kestiğinde ne kadar kanadığını, kaç sinek öldürdüğünü tespit etmek için dedektif tutmaya gerek yoktu bu kardan adamın. Bir ölüyü diriltmeye çabaladığının yeni farkına varıyordu. Uğruna herkesi karşına aldığı, avukatı kesilip her bir boş vermişliği için dipsiz bir kuyu uzunluğunda mazeret listeleri yaptığı bu adam kabullenmişti hiçleşmeyi. Aydınlığı paylaşmaları mümkün değildi, ancak karanlığa şahit olabilirlerdi birlikte; iç soldurucu, ruh öldürücü bir karanlık. Vicdanı, çorap söküğü gibi, sonu gelmekte olan duygularına çelme takıyordu. Arkasına bakmadan çıkması gereken evden bir türlü çıkamıyordu. Ciğerlerini ağzından çıkarırcasına içtiği sigaranın dibi gelmişti ve dudağının yanacağını bile bile içmeye devam ediyordu. Belki de girdiği bataklıktan çıkabilmek için ilk gördüğü yılana sarılmaktan korkuyordu. Dışarı adımını attığı an stabil mutsuzluğunun yerini dengesiz tehlikelerin alması muhtemeldi.

Araftı bu, içeride donarak taşlaşabilir, dışarıda kendi ateşinin içinde kavrulabilirdi. Yerinde yeller esen güven yalnızca kendine olandı. Kendini kendinden koruyordu bu buzdan inde. Donmak hissizdi, sinsiydi, yıpratıcılığı yakalanmanın eşiğine gelmiş bir hırsız gibi yavaşlayan kalp atışlarının arkasına gizlenmişti. Bir yangında atılabilecek çığlıkların volumünü karşılayamayacak kadar sessiz, durağandı. Kulağa konforlu geliyordu, fakat hesaba katmadığı kurtulma ihtimalinin düşüklüğüydü. Bir miktar daha fazla beyin hücresi kaybına mal olabilirdi, ani ve travmatik bir deneyim yaşatabilirdi ateşin koynuna atlamak ama diri olurdu, taşlaşmamış, karlar altında kalmamış farkındalığı sayesinde kurtulabilirdi o kıvılcımların pençelerinden.

Ayağa kaktı, yatağın yanındaki komodinden çığlık atan iskelet maskesini yavaşta yüzüne taktı. Evdeki en yaşam barındıran öğeydi, en azından duygularını ifade ediyordu. Yatakta fetus pozisyonunda yatan travma kazanını seyretti uzun bir süre. Öyle soyutlanmıştı, öyle vazgeçmişti ki o an uyanıp maskeyle göz göze gelse gözünü dahi kırpacak refleksi kalmamıştı. Bu açıdan daha da netti, başına her ne geldiyse fetusken gelmişti, bağlanması zordu hayata, göbek bağının kesildiği yerde unutulmuştu yaşam güdüsü. Acıyamazdı artık bu doğmamış bebeğe, barınamazdı bu dünyada henüz doğmamış biriyle. Üzerine eğilip alnından öpüp başından okşadığı an anladı onu oracıkta donmaya sürükleyenin kendi hayatını dahi tehlikeye atacak kadar kör ve güçlü bir cankurtaranlık güdüsünden başka bir şey olmadığını.

Maskeyi yattığı yastığa koydu, donmakta olan parmak uçlarında sokak kapısının yolunu tuttu. Adı gibi emindi o buz kalkanının içinde çığlık atan plastik bir iskeletten farkı olmadığına.

Deniz Baran

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikBeyti Dost Celse: 12
Sonraki İçerikOptik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Kalır

Hayat su misali süzülüp gider Vahşi derelerin selinde kalır Rüyasında gamlı bülbül "ah" eder, Yankısı bir hayal gülünde kalır Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar Ay hüzne bürünür, karalar giyer O gün, feryadımı kainat duyar Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır Gözlerim kararır; biter hevesim Yokluğun sesinde kısılır sesim Sevginle yaşayan, coşan nefesim Siyah saçlarının telinde kalır Günlerce gezersin hayalim ile Nihayet...

Gel Benim Ol

Rakıda nöbet tutuyorum dönersen sohbetim ol Hatırladığım her gün sevgilim Unuttuğum her gece dayanılmaz ağrılar ol. Dudaklarım titrerse sevgilim İçimde bir avuç mutluluk ol. Kederlenirsem, sevgilim Canıma tak ederse dumanım ol. Dışarıya çıkacaksam, sevgilim Evde yiyeceksem aşçım ol. Yaşama yaklaşırsam, sevgilim Ölürsem şeytanım ol! Bi şekilde sen ol… Bi şekilde benim ol… Mine Saka

Tekamülün Hususiyeti

Tecrübe büyük bir şeydir; tecrübede karşılaşılan her muvaffakiyetsizlik insana bir hatasını öğretir. Hatadan sonra çekilen ıstırapsa insana doğruyu gösterir. Bedri Ruhselman Yazıya başlamadan önce sipiritizma konularına vakıf olmayanların zihinlerini açabilecek birkaç soru; 1- Neden geldim dünyaya? 2- Madde nedir? 3- Ruhun sirkülasyonu ne demektir? 4- Yolculuk nereden nereye sürmektedir? 5- Varoluşumuzun amacı nedir? 6- Mutlak...

Felsefi Sözlük (1)

Voltaire, Dictionnaire Philosophique’te (1752 yılında başlamış, isimsiz olarak ilk kez 1764’te basılan sözlük, daha sonra gözden geçirilmiş ve genişletilmiştir) hicivde zirvedeydi. Bu kitapta, Kilise ortodoksisini “Rezil Şeyi Yok Edin” çağrısıyla ortadan kaldırmayı amaçlarken, deist2 olduğunu da açıklamaktadır. Abbe “Nereye gidiyorsunuz, Mösyö l’Abbe?” Abbe kelimesinin baba anlamına geldiğini biliyor musunuz?...

Bu Dünyanın En Hoş Şeyleri

En güzel şeylerini tanıdım bu dünyanın, Gençlik saatleri çoktan akıp geçmiştir. Nisan, Mayıs, Haziran ıraklara uçmuştur, Tükendim yeter gayri zevki yok yaşamanın. Hayatın çizgileri ne kadar değişiktir, Tıpkı yollar gibidir, dağların hudutlanan Bizim varlığımızı Tanrı'dır tamamlayan, Sonsuz lütûflariyle, huzuru, ahengiyle. Friedrich HÖLDERLİN

Akıl Erdiremediğimiz Gerçekler

Kolayca inanma ve inandırılmayı saflığa ve bilgisizliğe vermekte haksız değiliz her zaman. Şöyle bir şey öğrendiğimi sanıyorum eskiden: İnanç ruhumuza bastırılan bir damga gibidir; ruh ne kadar yumuşak olur, ne kadar az karşı koyarsa, ona bir şeyi mühürlemek o kadar kolay olur. Hele ruh bomboş ve darasız...

Tavşan Yahnisi

Bu gün Jerzy ile karşılaşmak için dereye gittim. Malum, bizim yerleşke yeşillik. Açık golf sahasının içinden dereye ulaşıyorsunuz. Bizim golfçüler biraz alkoliktir. Geçerken kiminden viski kiminden soğuk dolap birası derken epey sürdü dere kenarına ulaşmam. Küçük berrak bir dere. Yaşadığımız yerle ormanın arasında, sanki dünyamızı ikiye ayırır...

Hekimler Üstüne

Bir hekimin, bir başka hekimin reçetesini, hiçbir şey eklemeden ya da eksiltmeden kullandığını gören olmuş mudur dünyada? Bundan anlaşılıyor ki hekimler ünlerini, dolayısıyla kendi yararlarını hastaların yararından çok düşünüyorlar. Aralarında en bilgesi en eski çağda bir hastaya bir tek hekimin bakmasını gerekli saymıştı; çünkü o hekim başarılı...

Felsefi Simya

Simya yaygın biçimde, temelsiz boş inanç ya da en iyimser gözle kimya biliminin gelişmesinden önceki ilginç bir geçiş dönemi olarak görülmektedir. Simyanın, Aquinos’lu Thomas, Isaac Newton, Robert Boyle gibi insanlarca da ciddiye alınmış olduğu ve simya ile Ortaçağ felsefesi ve dini arasında önemli bağlar bulunduğu çok az...