Bazı gerçekler, toplum içinde o kadar yaygındır ki, bu sebepten dolayı cahil halk bunları gözünün önünden geçtiği halde göremez, birkaç defa karşılaştığı halde tanımaz.

Bu gibi kimseleri, biri gelip de daha önceden bilmesi gereken bir şeyi söylediği vakit, hayretler içinde kalır. Toplum içinde öyle meseleler vardır ki “Christoph Colomb’un yumurtası” kadar basit bir şekilde halledilebilir. Fakat Colomb cinsinden kimseye pek az rastlanır. Mesela, bütün insanlar, dünya üzerinde dolaşır, dururlar ve her şeyi öğrenmek ve bilmek is­terler. Fakat hiç kimse dünya üstündeki canlıların çeşitli gruplara ayrılmış olduğunu göremez. En ufak ve üstünkörü bir inceleme, dünya üstünde yaşamak iradesinin aldığı hadsiz hesapsız şekillerin el sürülmez, değiştirilemez bir kanuna bağlı olduğunu gösterir.

Her hayvan aynı gruba (türe) mensup diğer bir hayvanla çiftleşebilir. Leylek leylek ile, ispinoz ispinoz ile, fare fare ile, kurt kurt ile ve di­ğerleri gibi. Bu arada şunu da belirtelim ki, bazı fevkalade haller bu kaideyi bozabilir. Mesela esaretin veya aynı gruba dahil olanların çiftleşmelerine engel olan herhangi bir sebebin yükleyeceği zorunlu­luk. .. Fakat bu durumda da tabiat bu karşı kovuşla mücadele etmek için bütün imkanlarını harekete geçirir. Tabiatın protestosu; piçleşmiş grupları zürriyetlerini devam kabiliyetlerini sımsıkı kısıtlamak biçiminde ortaya çıkar. Birçok hallerde tabiat onları, hastalıklara ya­hut düşmanlarının hücumlarına dayanmak, karşı koymak meleke­sinden yoksun bırakır.

Bu pek tabii bir şeydir: Birbirine eşit olmayan iki yaratığın bir­leşmesi sonucu meydana gelecek mahsul, iki ebeveynin değerleri arasında bir değere sahip olur. Yani çocuk, canlılar merdiveninde aşağı ırka mensup olan ebeveynden daha yüksek bir yerde, fakat yüksek bir noktada olan diğer ebeveynden ise daha aşağı bir seviye­dedir. Bu bakımdan çocuk ilerde bu üstün ırka karşı girişeceği mü­cadelede yenilecektir. Böyle bir çiftleşme, canlıların değerlerini yük­seltmeyi gaye edinmiş olan tabiatın iradesine ters düşer. Tabiatın bu gayesi çeşitli değerlerdeki kimselerin çiftleşmeleri ile gerçekleştirile­mez, ancak en yüksek değeri temsil edenlerin tam ve kesin zaferleri ile sağlanır. Daha kuvvetli olanın rolü hükmetmektir, daha zayıf olanla kaynaşmak değildir. Eğer üstün ırk böyle davranmazsa kendi büyüklüğünü feda etmiş olur. Bu kanunu, sadece doğuşları itibariy­le zayıf olan yaratıklar zalimane bulabilirler. Fakat bu husus da, o-nün zayıf ve sınırlı bir kimse oluşundan ileri gelir. Çünkü bu kanun onun vücudunu ortadan kaldırmasaydı, bütün canlıların gelişmesi akla sığmaz bir şey olurdu.

Tabiatta ırkın temizliğini aramak ve devam ettirmek için var olan bu genel eğilimin sonucu, sadece özel ırklar arasında dış görünüşlerindeki bir farkta değil, her birinin kendisine has vasıflarının benzerliği haiz olmasıdır. Tilki daima tilkidir. Kaz her zaman kazdır. Bu misaller çoğaltılabilir. Diğer taraftan şunu hemen belirtelim ki, aynı ırka mensup fertler arasında teşhis edilen farklar, hassaten, sa­hip oldukları enerji, canlılık, zeka, ustalık ve direnme gibi kabiliyet­lerin toplamındaki eşitsizlikten ileri gelir. Fakat hiçbir zaman tabii bir istidat şevkiyle, kazlara karşı “iyi kalple” hareket edecek bir tilki­ye veya sıçanlara karşı merhamet besleyen kediye tesadüf edilemez. Sonuç olarak, ırkların birbirleri ile mücadelelerine sebep, derin bir antipatiden ziyade, açlık ve aşktır. Her iki halde de tabiat memnun bir şahittir. Her günkü ekmek uğrunda yapılan mücadele zayıf ve hastalıklı ve cesareti az olan mahlukların mağlubiyetini doğurur. Öte yandan dişiyi kendine çekmek ve onu büyülemek için giriştiği mücadele ancak en sağlam şahsa zürriyet yetiştirmek hakkını verir veya bu işi başarmak imkanım ona sağlar. Fakat kavga, daima gru­bun sıhhatini ve kuvvetini geliştirecek vasıtadan ibaret kalır veya onun gelişmesinin ilk şartı olur. Eğer bu, başka türlü cereyan etse idi, sonraki gelişmeler durur ve çok geçmeden gerileme başlardı.

Gerçekten bütün insanlar zürriyet yetiştirmekte aynı imkanlara sahip olsalardı, daha az iyi olanlar, en iyilere nispetle çok oldukları için, çok çabuk çoğalacak, sonunda en iyiler ikinci plana düşecek­lerdi, işte bundan dolayı en iyiler lehine zorlayıcı tedbirlerin vazıye­te müdahale etmesi gerekir. Tabiat zayıfların sayılarını sınırlamak için, onları şiddetli ve zor hayat şartlarına tabi tutar. Tabiat sadece arta kalan seçkinlere çiftleşme için izin verir. Ölçü olarak kuvvet ve sıhhati kabul etmek suretiyle yeni ve sıkı bir seçme yapar. Tabiat zayıf kimselerin kuvvetlilerle çiftleşmelerini istemez, yüksek bir ır­kın, basit bir ırka karışmasını kabul etmez. Çünkü, binlerce asırdan beri tabiatın beşeriyeti yüceltmek için takip ettiği gaye bir anda boş bir iş haline sokulmuş olur. Bu kanunun hadsiz hesapsız delillerini bizim önümüze seren tarih, gayet açık olarak şunu kaydetmiştir:

Saf bir ırk kendi kanını daha aşağı bir topluluğun kanı ile karış­tırdığı takdirde, ortaya çıkan melezlik medeniyet getirecek olan mil­letin felaketi şeklinde tecelli eder. Renkli ırklarla pek az karışmış olan Cermen unsurlarının meydana getirdiği Kuzey Amerika halkı, Orta ve Güney Amerika’ya nispetle başka bir topluluktur ve başka bir medeniyet arz eder. Orta ve Güney Amerika’da Latin ırk, yerli­lerle daha çok karışmış olduğu için, Kuzey Amerika halkı, kıtanın hakimi durumuna geçmiştir. Bu hal, herhangi bir bulaşıklık olmadı­ğı takdirde devam edecektir.

Sözün kısası bu ırk çatışmasının sonucu şudur:

a-Yüksek ırkın seviyesi düşer, b-Fiziki ve fıtri bir çöküş başlar.

Bunlara da sebep olmak yaratıcımız olan Tanrı’nın iradesine karşı günah işlemektir. Fakat bu hareket, günahın meydana getirdi­ği cezayı görmektir, insan, tabiatın kendi sıfatıyla var olmasına saygı duyacağı prensiplerle mücadeleye girişmiş olur. işte tabiatın isteğine aykırı hareket etmekle, kendinin mahvını böyle hazırlar. Gerçi bu­rada özellikle ibrani olan, aynı zamanda ahmakça bir itiraz, modern barışçılığın itirazı lafa karışır: “insan tabiata galip gelmelidir!” Yahu­dilerden çıkan bu saçma sözü milyonlarca insan hiç düşünmeden tekrarlar ve sonunda tabiata karşı bir zaferi tahakkuk ettirdikleri hülyasına dalarlar. Fakat delil olarak ortaya boş bir fikirden başka bir şey koyamazlar. Ayrıca bu söz o kadar manasızdır ki doğrusu bundan bir dünya görüşü veya düşüncesi çıkarmak imkansızdır.

A. Hitler
Kavgam’dan…

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.