Bir Kinin Öyküsü: Blair Cadısı

Bir Kinin Öyküsü: Blair Cadısı

1800’lerin sonu… Maryland Burkitsville’de Robin Weaver adında bir kız çocuğu ortadan kaybolur. 3 gün sonra büyük annesinin verandasında aniden belirir. Bu küçük kız sürekli olarak etrafındakilere aynı şeyden bahseder, ayakları yere değmeyen yaşlı bir kadından… Aklında kalan tek şey budur, efsane böyle başlar… Burkitsville’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bu sadece bir başlangıçtır.

Eski adı Blair olan Burkitsville kasabası, geçmişinde yerlilerin de yerleşim bölgesi olarak kullanılan küçük bir tarım kasabasıdır. Sık ormanlara ve nehirlere sahip olan bölge 1940’lara kadar sessiz bir bekleyişe bürünmüştür. Ne var ki efsane 1940 sonbaharında yeniden canlanır. Tam 7 çocuk kaybolur. Ve efsane kaldığı yerden devam eder. Maryland ormanlarının derinliklerinde Rustin Parr adında yalnız bir keşiş yaşamaktadır. Kulübesinde sesler duymaya başlayan Rustin Parr, bu 7 çocuğu kaçırır. Onları türlü işkencelerden geçirir. Cinayetler aydınlatıldığında Parr, bu 7 çocuğu duyduğu seslerin etkisiyle ve telkiniyle öldürdüğünü itiraf eder. O sadece ormanlarda gezinen yaşlı bir cadıya kulak vermiştir. 7 çocuğu gözünü bile kırpmadan öldürmüştür. ”En sonunda işim bitti” diyen Parr, idam edilir. Efsane yaklaşık 100 yıl sonra nefes almaya başlamıştır. Bu yaşlı keşiş sadece bir kurbandır. Seçilmiş ve köle yapılmış bir kurban… O sadece sanrılarla dolu zihnini daha fazla taşıyamayarak elini kana bulamış bir zavallıdır. Parr ne ilk ne de son kurban olacaktır.

Blair Cadısı efsanesi kısaca böyle özetlenebilirdi.

blair-witch-sahne

BLAIR CADISI PROJESİ (FİLM)

Efsane içerik bakımından birçok materyal ihtiva etse de; bunların içinde en önemlisi tabut kayasıdır. (Coffin Rock) Bütün hikayeler, mitler, işaretler ve cinayetler hep bu kayada kilitlenip kalır. Bu yüzden efsane Tabut Kayasıyla özdeşleşmiştir. Efsaneyi konu alan serinin birinci ve ikinci bölümünde de bunu görmek mümkündür. Biraz ironik de olsa “coffin rock” Blair Cadısı’nın can damarını oluşturuyor diyebiliriz. Hikayeyi Mary Brown denilen kadının ağzından da doğrulamak mümkün. Her ne kadar kendisi kasabanın delisi sayılsa da söyledikleri bakımından dikkate alınması gereken birisi. Öyle ki Blair Cadısını modern zamanlarda gören tek sivil. Babasıyla yaptığı balık sefasında Tappy koyunda cadıyı bizzat gördüğünü iddia etse de delilikle suçlanıp ciddiye alınmıyor. Bu yaşlı kadın cadıyı şöyle tarif ediyor: ”Kıllı, sağ tarafında şal takılı ve dişi bir suret…” Mary bunu nehrin hemen kenarında gördüğünü iddia ediyor.Ve aynı hikayeyi anlatan birçok Burkitsville sakini de mevcut. Mary Brown bu yüzden efsane içerisinde önemli bir yeri teşkil ediyor.

Yıl 90’lar… 3 kişi Blair Cadısı projesi için yola çıkar. Bu 3 genç efsaneye çok fazla inanmamakla birlikte sırf merak dürtüsüyle Burkitsville’e varır.  Amaçları birkaç görüntü yakalamak ve ilgili ses kayıtlarını toplamaktır. Yanlarında büyük çapta kamera,ses tesisatı ve daha birçok teknik zerzevatla birlikte Burkitsville ormanlarına dalarlar.İlk başta ciddiye almamalarına rağmen proje ekibi ormandan gelen sesleri duyduklarında artık çok geçtir. Cadı onlar için gelmiştir ve orman bu grup için bir labirent halini almıştır. Efsane bu 3 genci koleksiyonuna katmak istemektedir. Josh, Mike ve Heather… Proje ekibi peşinde olduğu Blair Cadısı tarafından kapana kısılmıştır.  Orman uçsuz bucaksızdır. Seslerini kimseye duyurmazlar. Akıllarını kaçırmak üzeredirler.

Bir sabah uyandıklarında çadırlarının etrafında taş yığınları ve çöp adamlar bulan ekip bunu bir yerli şakası zannedip aldırmazlar. Aslında bu eski bir cadı ritüelinin bir parçasıdır. İşaretler cadının kızgınlığının belirtisidir. Olaylar geri dönülemez bir hal almıştır.

Proje ekibi kaybolmuştur. Çok iyi bildiklerini zannettikleri ormanda cadının av planının bir parçasıdırlar. Bu hengamede birbirlerine düşen grup üyeleri bir sabah kalktıklarında arkadaşları Josh’tan haber alamazlar ve Josh garip bir şekilde ortadan kaybolmuştur.  Arkadaşlarının kaybıyla şok geçiren iki grup üyesi her gece kaybolan 7 çocuğun ziyaretine maruz kalır. İkili bir yandan arkadaşlarını ararken; diğer yandan da her gece çocuk sesleriyle irkilerek yaşam ölüm arasında gidip gelmektedir.

SONUÇ

Efsane mi gerçek mi bilinmez ama Blair Cadısı projesi ekibinden hiç kimse geri dönmez; onlardan geriye sadece birkaç VHS ve birkaç ses bandı kalmıştır. Cadı bu 3 genci koleksiyonuna katmayı başarmıştır. Psikolojik bunalım, korku ve delilik kıskacında kaybolan bu gençler asla geri dönememiştir.

Paganizmden büyücülüğe yerli inanışından satanizme birçok kültür grubuna atıflarda bulunan Blair Cadısı efsanesi konu olduğu filmlerle birlikte hala tartışılmaktadır. Bu filmler bir fenomenin insan hayatında ne derece önem arz edebileceğini gözler önüne sermektedir. Kaybolan ve öldürülen çocuklar, cadı alfabesi, çöp adamlar, yerli efsaneleri, cadı avı bu olayın sadece görünen taraflarıdır. Asıl ilgilenilmesi gereken şudur: Blair Cadısı diye tabir edilen yaşlı kadın neden bu kadar sinirlidir ve neden Burkitsville’de kan dökmektedir? Bunun cevabı açıktır… Amerika’da asılan ve kesilen, işkenceden geçirilen cadı sayısı… Blair Cadısı işkenceden geçirilen ve günah keçisi ilan edilen binlerce cadıdan sadece birisiydi. Bu yüzden kızgındı… Sorgulanmadan, dinlenmeden infaz edilen bu kadının tek mirası lanetiydi. Blair cadısı efsanesi haksızlığın toplumda nasıl bir histeri yaratacağının en güzel örneğiydi. Efsane veya gerçek Blair Cadısı bir kinin ya da öcün haklılığıyla ilgiliydi. Bu hakkı geri almanın tek yolu kan dökmekti. O sadece onurlu bir ölümü istemişti. Bu hak elinden alınınca canavarlaştı ve bütün lanetiyle kendisi öldürenlerin torunlarını ve çocuklarını kaçırdı, onların kanıyla adını tekrar tekrar Burkitsville’deki bütün ağaçlara kazıdı.

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

11 YORUMLAR

  1. I am thoroughly convinced in this said post. I am currently searching for ways in which I could enhance my knowledge in this said topic you have posted here. It does help me a lot knowing that you have shared this information here freely. I love the way the people here interact and shared their opinions too. I would love to track your future posts pertaining to the said topic we are able to read.

  2. Hello I enjoyed yoiur article. I think you have some good ideas and everytime i learn something new i dont think it will ever stop always new info , Thanks for all of your hard work!.

  3. I would like to express my appreciation for this post. I liked the first part so much as the information are detailed and clear. Nice blog.. I will keep visiting you. you may also like to build a social network and visit my wedding dresses. Contact m…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikAh! Günebakan…
Sonraki İçerik90 Dakikada NIETZSCHE-II

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Korkuyorum

Yağmuru seviyorum diyorsun, yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... Güneşi seviyorum diyorsun, Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun... Rüzgarı seviyorum diyorsun, Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun... İşte, bunun için korkuyorum; Beni de sevdiğini söylüyorsun... William Shakespeare

Felsefeseverlerin Max Stirner Hasreti Bitiyor!

Zaman içinde değil ama tam zamanında! Türkiye’de benimle başlayan bu filozofun alımlama tarihine uygun bir zaman. İlk kez 1988’de Stirner’in başyapıtı Biricik ve Mülkiyeti’nden (BvM) kısa bir bölüm Türkçe’ye aktarmakla (‘Benim Yetkim’, Köln) ve 1999’da kurduğum ‘Max Stirner Projesi’ üzerinden daha kapsamlı Türkçe yayın yapmakla, bu filozofun Türkiye’deki...

Dokunmadan Sev: Tanrının Tek İsteği Bu!

Pazar ayinlerinin birinde Başrahip: Dokunmak, ilahi düzeni alt üst eder, bu bir tanrı buyruğu, bu yüzden dokunmadan sevmeyi öğrenmeliyiz evlat! demişti. O da öyle yapıyordu. Kadınını uzaktan izlerken kendine dokunuyor, inceden inceye sertleşiyor, türlü hayaller kuruyordu. Çaresizlik veba gibi bedenini esir almıştı. Küçük umursamaz hareketlerle yerinden doğruldu. Kahkaha atması gerekiyordu,...

Hoşçakal Sevgilim

Sessizce yaklaşıyorsun, hep yaptığın gibi.. Çünkü ne zaman seni unutmaya kalkışsam tekrar hatırlatmak için bunu yapıyorsun.. Seni unutmama izin vermiyorsun ama beni çok kolay unutuyorsun çocuk.. Bunun için sinirleniyorum sana. Sonra affediyorum hemen seni.. Beni nasıl kandıracağını en iyi sen biliyorsun ya zaten. Geldin. Ben seni nefesinden tanırım....

Yazmak, Acıyı Çağırmaktır, Hem de Ölesiye

“Yarım kalan insanlar tanıdım” dedi: Bu yüzden sana katlanıyorum aptal, şimdi anladın mı, seni değil bu acıklı durumu seviyorum, bu acınası halini, ucube gibi etrafımda gezinmeni, ağlamanı, sızlamanı, olmadık yerde hüzünlenmeni… Sen benim için bir eşyasın, malzemesin, üzerine oturduğum kanepeden, yemek yediğim çatal kaşıktan, mutfak dolabından, telefon...

Kadının

Kadının, Yüzündeki birkaç damla suyla rüzgar öpüyor yanaklarını soğuk dudaklarıyla Kadının Ruhu titriyor gibi soğuk havada endişeli hayallerini yama yapmış çoğu yarasına Kadının Sonbaharı buymuş meğer: Zaman karanlığa akarken ağır kokulu, sıcak dört duvardan kaçıp pak soğuğa kavuşması bedenin. O vakit sokak lambalarının loş ışığı altında yapılan bir yürüyüştür huzur. Ve huzur sonbaharı Kadının. Ufuk Yeşil

Bu Gece

bu gece xxx. ucuzundan kırmızı şarap içer ve kalabalık kaldırımların gürültüsünü dinlerken bir kaç metre öte de veya arka sokakta veya her hangi bir yerde takılmıyor olduğuna inanmıyorum ve takılıyor illa ki ruhu bedenimi ürperttiğine göre vücudumun tüyleri diken diken sonra kemiklerim titriyor ve o şimdi burada İlkay Beyaz

Hüzün Kıyılarında Akşamlar

hüzün kıyılarında akşamlar sert bakışlar, komşu yürekler bir oyuncağın en yetişkin halinde… parmak uçlarında derin cümleler. hareketsiz, koşmaya meyilliler. sonra aşk kadar, sonra anlatılmamış düşler kadar zaman! boğazımızda nefes kesen bir düğüm artık, hüzün kıyılarında akşamlar… Serdar Bayraktar

Felsefe Dergisi Sofist’in İlk Sayısı Yayımlandı

Felsefe dergisi Sofist'in ilk sayısı yayımlandı. Derginin ilk sayısında 8 yazı yer alıyor. Uluslararası Felsefe Dergisi Sofist'in ilk sayısı yayımlandı. Açık erişimli olan dergiyi basılı olarak temin edebilir ya da yazıları http://sofist.org adresinde çevrimiçi olarak okuyabilirsiniz. Derginin ilk sayısında Volkan Ay'ın, "Godamer'in Kant Eleştirisi ve Oyun Olarak Sanat", Özgül...