Geçmiş zamanlarımın cani yaşanmışlıklarından kurtulmak istercesine attığım her adım fani hayatın uzun yolunda daha da dibe çekiyordu beni. Hiç çocuk olamamış bir genç gibi, yaşamamış ve daima yaşlı bir seri katil olmaktan alıkoyamıyordum kendimi. Aynaya baktığımda sivilceli bir ergen yüzü, gözlerimi kapattığımda bembeyaz sakalı, düşünceli ve koltuğunda oturmuş bir ben. Gözlerim kısık, kinli ve kızarık. Bir cinayet romanı okumaktayken buluyorum kendimi. Biliyorum, o romanın yazarı, filminin yönetmeni ve başrol oyuncusu benim. Oyununu oynayan her bir beynin psikolojisine sinsice sızıp beni yönettiklerini zannettiren ancak tüm benlikleri ile onları delicesine yöneten de benim. Kiminin egosu, kiminin düşmanı ve çoğu zaman, ecel benim. Bir şizofreni masalı anlatmakta aslında, ruhum dünyaya. Ancak insan! Algılayabilmeliydi, bilmeliydi kana olan açlığını, cesede olan saygısını. Bir şizofreni terimi uydurup etiketledikleri her zamanda kendilerine yeni katiller yaratmaktaydılar. Aslında istediklerini başaramadılar. Kendi elleriyle altında hiç var olmayan ve birbirini hiç tanımayan insanlardan oluşan Yalnız Katiller Cemiyeti’ni kurdular.

Bu bir dünyaydı.

İyi hatırlarım; delicesine bir rüya ile cinayete aç bir şekilde uyanışımın ardında nükseden çıldırışımı. Katledercesine bir haykırış. İstek, arzu ve şevk.

İnsan her zaman bir şekilde yaşamayı becerebilmiş bir yaratık olmaktan çıkmıştı artık gözümde. Tamamıyla kendini kana boğan ve görünmez efendileri ile bir ütopya halini almıştı dünya. Az konuşurdum, konuştum mu da susmazdım. İnsanların sefilliklerini izlemek hoşuma girerdi. Aslında ben yoktum. Sahte varoluşlardım sadece kurbanımın hayatında. Anlık, geçici ve hatta önemsiz. Psikolojisini darmadağın ederken gözüne takılmayacak ufak isimler ve kişiler silsilesi. Ölümüne kadar hiç umursamazdı beni. Görmezdi, salak yerine koyardı ancak tam da istediğim şekilde davranırdı. Efendisini görmediği anda, yönetildiği hissine kapılmayacak ve kendini koruyamayacak kadar acizdi. Hepsi! Ben, elimde bir uzaktan kumanda ile “televizyonlarımı” yönetmekteydim sadece. Hiçbirini ben öldürmemiştim, ölüme teşvik etmemiştim. Basit bir intihardı hepsi. Çünkü görmedikleri ne varsa, salak yerine koydukları, dalga geçtikleri ne varsa tüm gerçekliği, tüm vahşeti ile ben tarafından değil; en sevdikleri, değer verdikleri tarafından vuruldu yüzüne. Ben sadece bir yokluktum. O ise her hatasının bedelini tepesinde biriktirip tepesine yıkan bir varlık. Ben sadece yönetendim, o da yönetilen. Hepsi bu!

Ben sadece sabreder ve izlerdim. Yaptığı her şeyi, yüzüne vurulacak her bir sözü, kendini küçük düşürecek ufak davranışları, gittiği yerleri, sosyal programları hatta sex hayatını. Ne varsa. Ne yaşıyorsa onun dünyasını izlerdim ve not ederdim. Onun hayatına girmem zor olmazdı. Etrafında kullanabileceğin ve hatır koyabileceğin insanlar var etmen yeterdi. Masum görünürdüm. Tahmin edilemezden öte beklenmezdi benden hiçbir şey. Söylerdim ancak yapmazdım. Çünkü söylediğimi unutmalıydı, beni unutmalıydı. Kendimi onun ve onların gözünde salak yerine koymaktan çekinmezdim hiçbir zaman. Dalga geçiş yöntemleri ve yakaladıkları şeyler bile yakalayamayacaklarını gösterirdi bana. Ben sadece beklerdim. Sabreder ve izlerdim. Hesap sorma gününde artık değersiz bir varlık olan bana “Ne hakla hesap soruyorsun!? Sen Kimsin!?” diyemeyecek kadar dünyaları olurdum esasında. Kimseye güvenleri kalmazdı. Ailelerine, arkadaşlarına, dostlarına… Çünkü aileleri de, arkadaşları da, dostları da bendim esasında. Etrafındaki her şeye yakın, etrafında dolanan, bazen kul-köle gibi görünen, asalak, ağzından çıkanı yapamayan biriydim ben hayatlarında. Ancak ben o sıcak yemeği buz gibi yapmak için oturmaktaydım o masada. Zaman belliydi. Her şey hazırdı. Dakikası dakikasına ne kadar zaman sonra o yemeğin buz gibi keskin tadına bakacağım belliydi. Ben aslında bir hayal dünyasında karanlık bir arka plana konulmuş, uzun masanın başında oturan, sabırlı, sakin, kindar ve vahşi bir Lord’tum. Onlar ise yaptıkları her hata ile şarabıma meze olan soğuk yemekler silsilesi. Şarabım ise kandı. Çatal ve bıçaklarım kendi elleri. Masamda yanan mum ise bütün bir dünyalarıydı aslında. Yemekten sonra sigaramın dumanını savurarak yok ettiğim o ufak ışık ve ısı kaynağı. Tek kelime geçerliydi onlar için, isimsizdiler, suretsizdiler. Sadece kurban.

Ve dedim ya: Ben sadece yönetendim, onlar da yönetilen. Hepsi bu!

Hakan Badik

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.