Düşünce, belleğin tepkimesidir. Belekte ise deneyim ve bilgi vardır. Var olan bir gerçekten başlayıp da, bunu oluşturan sebepler takip edildiğinde, düşünce zinciri veya diğer bir adıyla sebep sonuç zinciri oluşmuş olmaktadır. Sebep sonuç zinciriyle elde edilen son bulgu, bunu var eden bir sebebin olduğunun ispatıdır. Bu sebebin ismi “hakikat”tir. Bu son bulguyu var eden sebebi (Hakikati) şimdilik bilemiyor olmak, inançtır; yani bir hakikatin var olduğuna olan inanç. Bu sebep açıklandığında düşünce olur ve açıklanan bulguyu var eden yeni bir sebep yine inancı doğurur. Eldeki sonuçtan dolayı inanç vardır, sistemli veya sistemsiz bir düşünce zinciriyle yok edilmesi mümkün değildir.

Düşünce ve inancın doğası birbirinden farklıdır ama karşıt değillerdir. Düşünceyle açıklanabilen inanç, artık inanç değil düşüncedir. Bu, inancın kaybolması değil, yenilenmesi ve var olduğunun ispatlanmasıdır. Hatta inanç, düşünceye kılavuzluk eder, merakı uyandırır. Düşünce ile inanç cümlelerde uzlaşamaz, uzlaşabildikleri tek nokta davranışlardır. Şüphesiz ispat ile şüphesiz iman, davranışta aynı noktaya varır; bu davranış da zarar vermemektir.

Hem düşüncenin hem de inancın, kendi elindeki değeri anlaması veya uzlaşabilmesi için felsefe yapmaya ihtiyacı vardır. Felsefe yapmak ile “nedir” sorusunu sorup, elindeki değeri olgusal gerçeğe dönüştürür. Nedir sorusuna verilen cevap mantıklı olanı ortaya çıkartır. Mantıklı olan, gündelik yaşantıdaki karşılığı veya işe yarar olanı bulmaktır.

Bilim ve inanç arasındaki çatışma, bilim ve inancın değil, bunları kendine yol tutmuş insanların çatışmasıdır. Yani bilim ile inanç arasındaki çatışma ve kompleks insanın kendi içindedir. Ciddi bir düşünür, düşüncelerini oluşturan sebeplerden dolayı inancı, kendini bilen bir inançlı da, belleğindeki deneyim ve bilgiden dolayı düşünceyi inkâr edemez.

Şimdilik bir “loji” veya “izm” ile düşüncelerini sınırlandırmış, bunların bilgisinden güç alan insanlar yazdıklarıma katılmayabilirler. Fakat düşünen bir insan ya ciddi olup kendi fikir veya anlayışına ulaşır ya da başka düşünürlerin düşünceleri veya inançları olan “loji” veya “izm”in içinde ölünceye kadar kalır. Hâlbuki “izm” oluşturmuş her bir insan, “izm”ler ve “loji”lerin dışına çıkmış, onları kullanmış, onların içinde kaybolmamış kişidir.

Velhasıl dilerim ki düşünen ve inanan her insanın içinde öncelikle barış olsun.

Murat Dal

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.