Evil Dead II

Tekinsiz bir orman, huzursuz edici bir atmosfer. Etraf karanlık ama tüm korkutucu ayrıntılar görülebilecek kadar da ışıklandırılmış. Gölgeler olmadık oyunlar oynamakta dimağımızda. İnsanın durup dururken içine bir ürperme geliyor, kanı bir anda çekiliyorsa, boşuna değil, bu ağaçların arasında dolaşan bir uğursuzluk var, duyuları, duyguları avucuna alan. Sonra bir anda son sürat, ama öyle böyle değil, alabildiğine hızla, toprak zeminin belki bir karış üstünden karanlığın içine doğru dalıyoruz. Sanki bir an sonra sert bir ağaç gövdesine çarpıp kendimizden geçeceğiz, ruhumuzu teslim etmezsek eğer. Ama ne oluyorsa oluyor, yanımızdan, önümüzden ya da arkamızdan siniri bozulmuş bir tanışın ( insan olması yeter bunun için ) tedirgin bir kahkahası bize nerede olduğumuzu hatırlatıyor: bir sinema salonunda (ya da evimizin sinemaya dönüştürülmüş salonunda, size kalmış). Tabii ya, alt tarafı bir film izliyoruz, ne var havaya girecek, korkacak, ürperecek? Ama ya Evil Dead?

Siz de Evil Dead 2’yi ilk kez bir sinema salonunda izleyenlerdenseniz yukarıdaki satırlarda yazanlara aşinasınız demektir. Korkmak için girdiğiniz salondan tuhaf bir ruh haliyle, üstüste gülmek ve gerilmek ve gülmek ve gerilmekten yorulmuş, handiyse dayak yemiş bir halde çıkarken filme karşı derin bir de hayranlık beslediğiniz farketmiştiniz muhtemelen. Evil Dead 2’nin böyle bir etkisi olmuştu o yıllarda izleyici üzerinde. Korku sineması klişelerini tamamen alt üst etmedi belki ama o yıllarda çokça izlenen “slasher” serilerinden (Halloween, 13. Gün ve Elm Sokağı’nda Kabus akla ilk gelenler) farklı olarak her şeyi yeniden yorumladığını; türe yeni bir bakış, yeni bir tempo getirdiğini söylemek pekala mümkün. Doğrusu, Evil Dead 2’yi sinefillerin gözünde ayrı bir noktaya yerleştiren, kült filmler arasında özel bir yer atfettiren de büyük ölçüde bunlar işte: Sam Raimi’nin o gün de bugün de çok benzerine rastlamadığımız üslubu; özel efektleri kullanışındaki titizliği ve türe getirdiği yenilikler. Yıllar sonra çok (çok çok) daha büyük bir bütçeyle çektiği Spider-Man filmlerinde gördüğümüz özel efekt kullanımından çok da aşağı kalır yanı yok doğrusu Evil Dead 2’nin. Her şey para değil anlaşılan.

evil_dead_2

Gerçekten de John Carpenter, Brian de Palma gibi ustaların öncülüğündeki 70’ler gerilim/korku sineması için son derece yeni sayılabilecek kamera kullanımı, hız/tempo alıştırmaları ve atmosfer mimarisi (o köprü için başka bir terim gelmiyor akla) mevcut Sam Raimi’nin filminde. Efekt ve makyaj gibi konularda ise malzemeye ve işleyişe alabildiğine hakim olduğu çok açık. Özel makyaj efektleri ekibinden Howard Berger şöyle hatırlıyor yönetmeni: “Sam gerçekten işi biliyor. Çalıştığım filmler içinde ne istediğini gerçekten ve tam olarak bilen ilk yönetmen oydu. Bruce’un makyajında olduğu gibi mesela. Genellikle “Daha korkunç olsun” derler, ama o ne demek ki?” Berger’in şefi Mark Shostrom da aynı fikirde: “İlginç olan şu ki, Sam yüzdelerle konuşur sizle. Örneğin ‘şunu yüzde 20 azalt, diğerini yüzde 50 artır’ der ve sonuç tam olması gerektiği gibi olur.”

Evil Dead filmlerinin baş aktörü, Raimi’nin fetiş oyuncusu, çenesiyle ve tuhaf gülüşüyle meşhur Bruce Campbell (If Chins Could Kill – Çeneler Öldürseydi Eğer diye otobiyografik bir kitabı vardır hatta) genellikle canilerin, anti kahramanların (Freddy Krueger mesela, Mike Meyers mesela) baştacı edildiği korku sinemasında kült mertebesine ulaşmış nadir “sıradan” karakterlerdendir. Sıradandır belki ama, çok da hafife almamak lazım, yanlışını gördüğü anda tek bir kürek darbesiyle sevgilisinin kafasını da uçurabilir icabında. Ama Campbell’ı bunca kültleştiren asıl özelliği Sam Raimi’ni adına film çekmek dediği işkencelerine katlanabilmiş olmasıdır biraz da. Düşünsenize sadece filmin başlarındaki saniyelerle ölçülen hızlı sahne için haç şeklinde bir mekanizmaya en az 20 dakika boyunca resmen bağlanarak ormanın içinde sürüklenen oyuncu, fiziksel zorluklar yetmezmiş gibi çekimler süresince gün boyu bir de ağır bir makyajın altında hayatının en zor haftalarını geçirmiş olsa gerek. Elbette tüm kült aktörler gibi Bruce Campbell da ününü borçlu olduğu rol ya da karakter dışında dişe dokunur bir şey yaratamamış, başka bir rolde tutunamamıştır. Bu da şöhret denen muammanın kaçınılmaz bedeli olsa gerek.

Son olarak; kopan kafalar, parçalanan organlar ve şeytani güç tarafından ele geçirildiği için olmadık sapıklıklar yapan karakterlerin arasında zirve noktasını kimsenin bir türlü yakalayamadığı kopuk ele ayırmak gerek. Sinema tarihinin en manalı, en komik ve en acıtıcı parmak hareketini kim unutabilir ki?

http://yergosterici.ntvmsnbc.com

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Dostluk Üzerine Felsefi Bir Deneme

Unutmak kolaydır suçlamak kolaydır Aslolan beslenip bir gül fidanı gibi Yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından Bir gün bile yitirmeden bulutlar içinde Güneşin yolunu Geleceğe güller sunmaktır Geleceğe güller sunmaktır. Şükrü Erbaş Bilmezler yaşamayanlar, Nasıl...

Sadece Deli! Sadece Şair!

Kararan havayla, çiyin avuntusu olmaktayken yeryüzüne doğru, görülmezce, işitilmeden -çünkü yumuşacık patikler giyinir avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi- anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın, bir zamanlar nasıl susadığını, kutsal gözyaşı ile çiy...

İnsanın Kararsızlığı

İnsanların davranışları üzerinde düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davranışlar çok zaman...

Tarkovski ile Filmleri Üzerine

Ivan'ın Çocukluğu, 1962 - Nereden aklınıza geldi ilk filminiz "İvan'ın Çocukluğu" nun konusu? - TARKOVSKİ: Biraz tuhaf bir hikayesi var bu filmin. Mosfilm stüdyoları filmin yapımına...

Felsefe Açısından Fizik

1. Felsefe ile Fizik Arasında Bir Bağ Olmadığına İnananlar Fizik'ten felsefe'ye yaklaşmak, fizik-felsefe arasındaki ilişkilerin ancak bir yönünü görmeyi sağlar. Az önce izlemeyi denediğimiz bu...

Insomnia

Gün asla bitmez… Kabuslar gerçektir ve hiç kimse suçsuz değildir… Her şey bir profesyonel olan Will Dormer adında ki (Al Pacino) bir dedektifin Alaskaya 17...

Asla Aşık Olma!

Gidiyordu.. Kalbinden gidiyordu. Yavaş yavaş farkettirmeden, Yaşanacak onca şey varken.. Buse biliyordu, farkındaydı. Sesini çıkarmıyor, sadece seviyordu.. Yaşanacak şeyleri yaşamaya çalışıyor.. Çabalıyordu.. Önceki filmi Buse bitirmişti, bu sefer Güney'in bitireceğinden emindi ama...

Bilimin Şenliği İçin Şenbilim

Ortaçağ Provence kültürünün ozanları Troubadourların kendi şiir sanatlarına verdiği La Gaya Scienza (Şen Bilim) adını, Almancada "Fröhliche Wissenschaft" olarak felsefe gündemine katan Nietzsche'dir. Nedir...

Unutmak Ölmektir!

Değişmeyen nedir? İnsan mı? Doğa mı? Dünya mı? Zaman mı? Değişmeyen tek şey içimizdekiler; çağlardır içimizde sakladığımız asıl içgüdülerimiz. Yemek, içmek, seks yapmak, kıskanmak, öldürmek,...

Anlam Kayması

Aradığın şeyi kitaplarda bulamadın Kaldır elini ve kapağı kapa Noktadan virgüle işaret dilinde Tüm cümlelerin devrik Karaladığın kâğıt çehreleri Birer kelime cehennemi Sınadın hayatı İpe dizdin herkesi Şimdi herkes ipte senin sanal...

Yanık Bir Akşamüstü

yanık bir akşamüstünden kopup, ölü bir gecenin içine düşüyordum. kalbim duman içinde, avuçlarımda sabahın leşi bir sarhoşun küfürlerinden kaçıp kahpe bir yalnızlığa sendeliyordum dudaklarım sansür içinde gözlerimde bir kış uykusu mülteci duygulardan...

Anayasası İnsanın

Paul Eluard için yazılmıştır Kan yasası bu insanın: Üzümden şarap yapacaksın Çakmak taşından ateş Ve öpücüklerden insan! Can yasası bu insanın: Savaşlara yoksulluklara Ve binbir belaya karşın İlle de yaşayacaksın! Us yasası...

Albert de Salvo (Boston Canisi)

Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem, ben kadınları severim Kısa hastalıklı hayatı boyunca Salvo'ya birçok lakap takılmıştır. 20'li yaşlarının sonlarında ona "ölçü alan adam" denilirdi....

Karamsar Olmak

Karamsar olmak zor değil, zor olan çılgın bir fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir... Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla baslar. En uzun yolculuklar ise, bir adımla baslar. Gerçek sevgiler...

Can’ın Cevheri

gece ki, uyandığı uykusuyla kapımda, beden uyusa ne çare? görmeye yetenekli gözler, Işığın karşısında yitirir lütfunu açık dursalar ne çare? duydukların ile şekil bulan sözler yer etse dillere sen bilmedikçe söylesen ne...