Dini görevlere ve konulara mahsus olan tüm şeyler ilahi anlamlarla ve hikmetlerle doludur ve kutsal güzellikle dolup taşarlar. (…) Kutsal Kitap’ta farklı anlamlar vardır: tarihsel anlam, alegorik anlam, tropolojik (mecazi) anlam ve anagojik (göksel) anlam. (…)

Tarih, kelimelerle temsil edilen şeylerdir: Belirli olayların nasıl gerçekleştiğine dair basit bir ilişki kurulduğunda olduğu gibi: İsrail’in çocukları Mısır’dan kurtarıldıklarında Tanrı için bir Tapınak yaptı. (…)

Bir şey söylemek ama başka bir şey kastetmek alegoridir: Bir iş yapılırken başka bir işe niyet eder gibi: Bu diğer şey görünür ise tümü bir alegoridir, görünmez ve kutsal ise anagojidir. Ayrıca bir şeyin durumu başka bir şeyle anlatılırsa bu da alegoridir: Hz. İsa’nın sabrının ve Kilise ayinlerinin mistik sözler veya fiillerle sergilenmesi gibi. Örneğin YEŞAYA’NIN KÜTÜĞÜNDEN YENİ BİR FİLİZ ÇIKACAK, KÖKÜNDEN BİR FİDAN MEYVE VERECEK (Yeşeya, 11:1); basit bir dille söylersek, Yeşaya’nın oğlu Davut’un ailesinden Bakire Meryem doğacak. (…)

Tropoloji ahlak konusunda bir emirdir: Yahut davranışlarımızı belirlemek veya bize yol göstermek amacıyla verilen ya sembolik ya da bariz bir ilişkiye sahip bir ahlak vaazıdır. Semboliktir; örneğin “GİYSİLERİN HEP AK OLSUN: BAŞINDAN ZEYTİNYAĞI EKSİLMESİN” (Vaiz, 9:8).

Yani, yaptığın her iş saf olsun ve aklında hep hayır işleri bulunsun. Ayrıca içimizdeki Davut, içimizdeki Golyat’ı öldürmelidir: Yani alçakgönüllülük gururumuza galip gelmelidir. “YİYECEĞİNİZİ AÇLARLA PAYLAŞIN” (Yeşeya, 58:7) sözünde olduğu gibi, yeterince açık. (…)

Anagoji kelimesinin kökleri “yukarı” anlamına gelen “ana” ve “yol göstermek” anlamına gelen “goge”dir: Yani yukarı doğru yol gösterme. Yani anagojik anlam görünür olandan yola çıkarak görünmez olanı göstermektir: Aynen ilk gün yaratılan ışığın, başlangıçta yaratılmış olan meleksi doğayı görünür kılması gibi. Bu nedenle anagoji aklı semavi şeylere yani ÜÇLEME’ye ve Meleklerin Düzenine yönlendiren ve gelecekteki ödüllerden ve cennetteki gelecek yaşamdan bahseden anlamdır. Anagojik anlam hem açık hem de mistik ifadeler kullanır, örneğin “NE MUTLU YÜREĞİ TEMİZ OLANLARA! ÇÜNKÜ ONLAR TANRI’YI GÖRECEKLER” (Matta 5:8) ayetinde olduğu gibi açık veya “KAFTANLARINI YIKAYAN, BÖYLELİKLE YAŞAM AĞACINDAN YEMEYE HAK KAZANARAK KAPILARDAN GEÇİP KENTE GİRENLERE NE MUTLU!” (Vahiy, 22:14) ayetinde olduğu gibi mistik ifadeler mevcuttur. Burada ifade edilen, düşüncelerini saflaştıranların kutsanacağı, “YOL, GERÇEK VE YAŞAM” (Yuhanna, 14:6) olan TANRI’yı görme hakkına sahip olabilecekleri ve Babanın örneğini izleyerek Cennetin Krallığı’na girebilecekleridir.

(…) Maddi kilisenin düzenlenmesi insan vücudunu andırır: Altarın bulunduğu yer (bema) başı simgeler; haçı simgeleyen transept, eller ve kollardır ve batıya uzanan kısım (naos) da vücudun gerisidir. Sunaktaki kurban, kalbin adağını temsil eder. Dahası, Richard de Sancto Victore’ye göre kilisenin düzeni Kilise’nin üç aşamasını gösterir: bakireleri, iffetli olanı ve evli olanı. Bema, apsisten küçüktür, apsis de naostan küçüktür; çünkü bakireler iffetli olanlardan, iffetli olanlar da evlilerden daha azdır. Bema apsisten, apsis ise naostan daha kutsaldır; çünkü bakirelerin düzeni iffetlilerinkinden, iffetlilerin düzeni de evlilerinkinden daha değerlidir.

Ayrıca kilise, İncili yazan dört azizin doktrinlerini temsil eden dört duvardan oluşur ve bu duvarların uzunluğu, genişliği ve yüksekliği de anlamlıdır; yükseklik cesareti, uzunluk cennetteki yuvaya ulaşana kadar sabırlı biçimde dayanmayı, yani dayanıklılığı; genişlik ise dostlarını TANRI’da seven, düşmanlarını ise TANRI için sevenlerin uzun süre çekecekleri acıların neden olduğu fedakârlığı temsil eder. Yine yüksekliği, bu dünyadaki refahı ve güçlükleri küçümseyerek gelecekteki ödüle dair umudu, yani “YAŞAM DİYARINDA RABBİN İYİLİĞİNİ GÖRME” (Mezmurlar, 27:13) umudunu gösterir.

Yineleyelim, TANRI’nın tapınağında, görünmeyen şeylere aşina olan iman binanın temelidir, “GÜNAHLARI ÖRTEN” (Pavlus, 4:8) çatı fedakârlıktır, kapı ise itaattir çünkü TANRI şöyle demiştir: “YAŞAMA KAVUŞMAK İSTİYORSAN ONUN BUYRUKLARINI YERİNE GETİR” (Matta, 19:17). Mezmurlarda “TOZA TOPRAĞA SERİLDİM” (Mezmurlar, 119:25) ifadesiyle işaret edilen zemin ise alçakgönüllülüktür.

(…) Kiliselerdeki resimler ve süslemeler ise rahip olmayanlar için derslerin ve kutsal yazıların yerini tutar. Gregorius şöyle demiştir: “Bir resme hayran olmak başka şeydir, o tarihi resim sayesinde neye hayran olunacağını öğrenmek başka şey. Bir resim, cahil ve sadece bakmayı bilen birine yazılı metinlerin okuma bilen birine sunduklarını sunabilir. Eğitimi olmayan biri uyması gereken kuralları ancak görerek öğrenir; harfleri değilse de gördüğü şeyleri okur.” (…)

Hz. İsa’yı beşiğinde tasvir eden sanatçı, Onun “Doğuşu”nu anmaktadır: Annesinin kucağında, “Çocukluğu”nu gösterir: “Çarmıhı”nı gösteren tasvir, Onun “Çilesi”ni temsil eder: (Ve bazen çarmıhın üzerinde, tutulmaya maruz kalan güneş ve ay gösterilir:) Merdivenleri çıkarken gösterildiğinde “Göğe Yükselişi” temsil edilmektedir: “GÖRDÜM Kİ RABB TAHTINDA OTURUYOR” (2. Tarihler, 18:18) ifadesine uygun olarak görkemli veya mağrur bir tahttaysa bize O’nun gücü öğretilir: “GÖKTE VE YERDE BÜTÜN YETKİ BANA VERİLDİ” (Matta, 28:18): Metinde dendiği üzere, “KERUBİMLER18 ARASINDA TAHT KURDU” (Mezmurlar, 80:1).

Bazen Kurtarıcımızın etrafında Yuhanna’nın görüşüne göre BEYAZ GİYSİLERE BÜRÜNMÜŞ, BAŞLARINDA ALTIN TAÇLAR OLAN yirmi dört ihtiyar tasvir edilirdi. Bu yirmi dört ihtiyar, Eski ve Yeni Ahit’teki kilise babalarını temsil ediyordu: Kutsal Üçleme’ye iman adına dünyanın dört bir yanında vaaz veren on iki kişi (havariler) veya iyi ameller ve İncilleri muhafaza etmek için yirmi dört.

Duyulduğunda insanların kilisede toplandığı ve rahiplerin SABAHLARI TANRI’NIN MERHAMETİ VE AKŞAMLARI O’NUN GÜCÜ hakkında vaaz verdiği çanların sesinin, Eski Ahit’te kurban için insanları sesiyle bir araya toplayan gümüş trompetleri sembolize ettiğini bilmelisiniz. (…)

Ayrıca çanlar aşağıda açıklanacağı gibi kafile halinde yürünürken şeytani ruhlar bu sesi duysun ve kaçsın diye de çalınırdı. Çünkü bir tiran, düşmanı olan güçlü bir kralın trompetlerinin kendi topraklarında çalındığını duyduğunda nasıl korkarsa, şeytani ruhlar da Kilise Askerlerinin trompeti olan çanlardan öyle korkar.

Azizlerin kutsal emanetleri olmadan yahut bunlar yoksa Hz. İsa’nın Vücudu olmadan sabit bir sunağın takdis edilmesi olanaksızdır; ancak taşınabilir bir sunak takdis edilebilir. Her iki Ahit’te de örnekleri olduğu üzere kutsal emanetler gerçekte şehitlerin çektikleri acıların ve günah çıkartanların hayatlarının delilleridir ve bize ibret olması için bırakılmış şeylerdir. Bunları bir kutuda saklarız çünkü kalbimizde onları taklit etmek isteriz. (…)

Ancak kutsal emanetlerin dinsel biçimde taşınması, Mısır’dan Çıkış kitabının 25. bölümünde okuduklarımızın bir taklididir: Akasya ağacından yapılmış olan Ahit Sandığı’nın iki yanında iki altın halka mevcuttu, bunların içinden altınla kaplanmış akasya çubukları geçiyordu. Piskopos kiliseye girmeden önce kutsal emanetlerin kiliseyi koruması için onlarla birlikte kilisenin etrafında dönüyordu.

William Durandus*

William Durandus (~1220–1296) kendi döneminin şöhretli ruhbanlarından biridir; kilise kanunu konusunda yazılar yazmış ve dersler vermiş, iki papanın emri altında makam sahibi olmuş, 1286 yılında Mende Piskoposu olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Rationale Divinorum Officiorum adlı eseri Orta Çağ sembolik düşüncesini özetler.

William Durandus, Kiliselerin ve Kilise Bezemelerinin Sembolizmi, çev. J. M. Neale ve B. Webb (Leeds: T. W. Green; 1843; s. 3, 8-10, 24-5, 53, 58-60, 87-8, 96, 149)

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.