Uzun Bir Yas Tutuyorum

Uzun bir acıya yas tutan geleceğimle bir çukura bakıyor yıllardır gözlerim. Enkazlarımızı gömüyor her gece dünya. Sabahları gözü ağlamaktan şişmiş, düşleri morarmış bir çocuk olarak uyanıyorum. Vücudumda yaralar açılıyor. Dünyaya ait yaralar. Annem ve tanrı hala sessiz duruyorlar. Hala suçlular. Doğmanın, var olmanın yaşamak olmadığını çoktan anladığımdan beri bir daha hiç konuşmadım onlarla. Uzun zamandır gözlerimin sadece tavana baktığını söyleyemezdim. İçimde derinleşen uykularla, sabaha karşı enkaza dönmüş çocuklarla eve döndüğümü de. Gözlerimi sildim hayatla. Anlamasınlar diye. En iyi ilaçları kullandım, en iyi psikologlara gittim, en iyi yalanları yuttum büyüklerin ellerinden. Avuç avuç tükettim bütün düşlerimi. Siyaha çalıştım kendi karanlığımda. Devam ettim her sabah aynı acıya alışmaya. Farkındaydım: kalbi olmayanlar kırılırdı; parçalanırdı. Ama yine de iyi bir insan olduğumu söylediler, ‘delirmeseydim iyi bir insansın’ dediler. Erken yaşta delirmemi kabullenmediler. Arkasında bir neden aradılar. Neden delirdiğimi bilmediler. Her şey yolundaydı. Dünya her gün kendi halinde kendi kuyusundaydı işte. Arabalar, insanlar, yüksek binalar, gösterişin bataklığında kendilerine bir kenar bulmuşlardı. Gittikçe yüksek evlere benzeyen insanların arasına karıştım: Duygusuz ve acısız.

Başıma gelenlerden sonra nedenini bilmediğim iplerle bir daha konuşmadım. Bir daha hiçbir masaya yazma mecburiyetiyle oturmadım. Fotoğraflara bakmadım. Perdeleri aralamadım, sokağa bakmadım, şiir yazmadım, takılmadım hiçbir cümleye ve hiçbir özneyle muhatap olmadım. Kendi halimde kendi karanlığımda ölümle yaşam arasındaki ıstırabı bekledim. Gecenin üstüme gelmesini ve yüzümü zamandan uzaklaştırmasını. Her gün dünyanın şiddetine uğradım. Düşlerim morardı. Gözlerim şişti. Yüzümde yediğim yumruk izleriyle baktım aynalara. Yine de konuşmadım; öfkemi kusmadım; intikam üzerine yeminler saymadım. Geçer demedim. Kabuk demedim. Durdum. Bir madde gibi durdum sadece. Kalbim acıdı. Acımadı diyemem. Ama bunu anlatamadım. Delilere kimse inanmazdı. Deliler acı çekmezdi. Kendi bacağımdan asıldım ve astım kalbimi. Başkalarına bırakmadım ipimin çekilmesini. Uzun uzun suları düşündüm. Derinlikleri. İçimde cansız duran o çocuğu ait olan yere bıraktım. Ağıt yakmadım üstüne. Dua etmedim. Umudumu yitirdiğim insanlar arasında bir daha inanamadım umuda.

…bu yazgı geçmişin enkazından bile eskiydi

…Sadece sabahlara ahım kaldı: Küçük bir iğne ucu kadar acılarımı dikeceğim ipin peşinden koştum. Yapamadım. Dayanamadım. Delirdiğimi benden başka kimse bilmedi. Delirdim. Her şeyin ayıplaştırıldığı bir dünyada delirmek ayıp bir şey değildir umarım dedim. Kendi karanlığımı gördüm. Anladım ki bu beş öğün yangının tek suçlusu, yangına odun taşıyan tanrıydı. Anladım ki insan düşmeye, parçalanmaya, kırılmaya geldi. Anladım ki delirmeden, acı çekmeden, ölmeden, öldürmeden kendini, insan, dayanamazdı. Anladım ki ruhum acıdı, ruhum kırıldı kaba ruhlar arasında. Anladım ki kimliksizler arasındaydım. Anladım ki her yükseklik insanın aşağılık olma duygusunu körüklüyordu. Anladım ki bu yangının külleri sıçrayacak geleceğimize. Anladım ki büyük patlamada ortalığa saçılan ruhlar bir daha bir araya gelemeyeceklerdi. Anladım ki bu yazgı geçmişin enkazından bile eskiydi.

Dünyadan daha eski bir acıydı ellerimiz. Anladım ki tarih kocaman bir yalan. Anladım ki uzun bir yas tutuyormuşum geleceğime. Sessiz bir yas. Bitmeyecek bir yas. Çiçeklenmeyecek bir acı. Şimdi kapat gözlerini diyorum kendime, kapat. Sana derin uykulardan bahsedeceğim. Uzun bir yas hep bekleyecek, hep bekleyecek geleceğimizi. Sana derin uykulardan bahsedeceğim. “Sen, geleceğin yasını inatla tutarken elimden başka bir şey gelmedi” diyeceğim YARIN: Ve sen bir daha olmayacaksın bunu da biliyorum artık…

Sonya Bayık

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Mezarlık ve Ülkesizlik

Zarif bir cümlenin ardından gelen yorgunluk gibi her yanımı saran  bu sessiz dua, beni artık korkutmaya başlarken, adını sanını duymadığım, bilmediğim bir düşüncenin topraklarına...

Damlalar

Kalabalık bir latin gecesi olacağı önceki gün yapılan "canlı müzik" duyurusunda belliydi. Müziğin ritmiyle ruhunu tüm uzuvlarını kullanarak dışarı yansıtmanın hoparlörle veya tükürüklü bir...

Kitap Okumanın 16 Faydası

Kitap okumanın harika bir meşgale olduğuna ne şüphe. Fakat yine de uzun ve yorucu bir günün ardından, televizyon kumandasına uzanmak bazen bir romana uzanmaktan...

Post-modern Anlayış Üstüne

Post-modern anlayış ya da post-modern tarz, çok fazlaca tartışılan ve üzerinde mutabık olunamayan bir kavram ve bir süreç. Bu kayganlığı onun fazlaca yeni bir...

Çöplükten Sanat Çıkar mı?

Bazı adamlar vardır kişilikleri yaptıkları işin önünde seyreder. İnsanlar onları kişilikleri ve özel hayatları yüzünden takip ederler. Bu durum çok gariptir. Ne yaptıkları müzik,...

14 Tarifte Dünya Edebiyatı Tarihi

Can Yayınları'nın Kırkmerak isimli dizisinden muhteşem bir kitap daha... Edebiyatın devleri mutfağa girerse… Büyük yazarların kitaplarını belki okudunuz, ama Kafka’dan K. usulü çorba, Austen’dan tarhunlu yumurta,...

Haçlılar ve Haçlı Zihniyeti

Sadece Müslüman dünyasında muhafazakâr çevrelerde değil, çağdaş Batı'da da Haçlılık eleştirilen bir tarihî gelenek oldu. Gelecek yıllarda, meşum 1204 yılı yani IV. Haçlı seferlerinde...

Derrida: “Görmek” ve “Dokunmak” Hakkında

...Düşüneyim bir. Daha evvel görmek ve dokunmakla ilgili söylediğimiz şeye geri dönersek. Görmek ve konuşmak ve görmek ve dokunmak... Görür görmez derin bir meditasyona...

Giordano Bruno’ya Göre Ahlak

Saf varlık yetkin, bir ve ulaşılmazdır. Mutlak olduğundan bizimle hiçbir ortak ölçütü yoktur fakat Doğa'daki hiyerarşi boyunca aşağı indikçe, gücünü, zekasını ve canlılığını değişik...

Videodrome

Gerçekliğin fena halde alt üst edildiği bir film... Cronenberg klasiği ve bir teknoloji-insan ironisi daha... Sanrılar ve gerçek artık yan yanadır ve birbirinden ayrılamayacak...

Cesetlik Arifesi

nedir bu gökyüzüne adanmış fakir yalnızlığım nedir ihanete kurban ve ihanet esiri kırık korkaklığım şimdi yok varsay masumluğunu ki gökyüzü kadar sakiniz en az bizim kadar delirecek deniz kimlik...

Fikri Yalnızlık

Fikri işkence Fikri yalnızlık. Ya da yalnızlığın metafiziği diyorum ben ona. İnsanı acımazsızca ezen, tek başınalığa iten ve melankolinin dar boğazlarına sürükleyen bir kötü huylu...

İnsan ve Evren

...Delphi’deki Apollon Tapınağında yazılı olan eski Yunan özdeyişini çoğumuz duymuşuzdur: “Kendini tanı”. Bizler soyağacımıza bakarak dünyadaki kökenimizi bildiğimizi düşünürüz. Bilim, insanın yapısını protoplazmadan itibaren inceleyerek, insanlığın fiziksel geçmişini...

Arama Sevgisi

Demokritos sofrasına gelen incirleri yerken bir bal kokusu almış ve hemen bir araştırmadır başlamış kafasında, o güne dek incirlerinden almadığı bu koku nerden gelebilir...

Fantom Felsefesine Giriş

Ruhlar ve hayaletler her yerde... Bunu biliyoruz artık? Her gölgede irkilen, her sezgide parçalanan amansız acıların varlığını bilmeyen kaldı mı? Bu yüzden varlar, bu yüzden...