İnsanda, sıkça gerçekleşmeyen ve bir çaba sarf ederek her daim elde edemeyeceği gürültülü ve coşkulu bir oluş mevcuttur: fikir sahibi olmak. Fikir her zaman insanın elinin altında olan ve onun hizmetinde olan bir hizmetkâr değildir. İnsanın fikir sahibi olması zamansız ve apansız gerçekleşen bir olaydır. Bir fikir insanı hiç beklenmedik anda esir alabilir: yolda yürürken, bir diyalog sırasında, dinlenmek için uzanırken veya uyumaya çalışırken. Bu davetsiz misafirin gelişimi zamansız olmaktan başka son derece gürültülü ve kuvvetlidir. Onun kuvveti hem tinsel hem de bedenseldir (fikirlerle ve kavramlarla uğraşan felsefenin bedenden uzak olduğu savı artık aşılmıştır). İnsanın varlığına dadanan bir fikir onun tinsel çeperindeki uyuşukluğu yırtar ve insanın tinini sonu gelmez bir genişliğe sevk eder. Bedende yarattığı etkiyle fikir insan soluğunun duyusal ve algısal fonksiyonunu nesnenin nihai nüvesiyle temasa geçirir ve insan sinirlerinin tınısını teskin edici bir melodi olarak yeniden düzenler. Bu yönüyle fikir insanı kozmik bir düzeye taşır. Spinoza’ya göre bir beden ne kadar çok tarzda etkilenirse/duygulanırsa o kadar kuvvetli olur. Söz konusu fikir olunca beden yalnızca bir duygulanıma maruz kalmaz ancak fikrin insanda yol açtığı muazzam kuvvetin ölçüsüyle insanın pek çok deneyime ulaşmasını sağlar. Bu nedenle fikrin iki düzeyi vardır: kavramsal düzey ve kuvvet düzeyi. Kavramsal düzeyde insanın düşünce şemasında bir kopuşa yol açar ve düşünce yeni edindiği bu eklenti nedeniyle tüm üretimlerini yeniden düşünmeye zorlanır. Kuvvet düzeyinde ise fikir insanın kuvvet limitini yükselterek, onun yaşamsal faaliyetini güdüler. Edinilen bu kuvvet insanı deneyimler çokluğuna dalmayı ve mümkün olduğunca çok yaşantılama edimini gerçekleştirmeye zorlar.

Fikrin ne olduğunu ve nasıl bir etkisi olduğunu göstermek adına bu söylediklerimizden sonra fikrin yazma edimiyle olan temasını açıklamaya geçebiliriz. Öncelikle yazmanın bir fikri ifade etme aracı olduğunu söylemek, yukarıda fikir hakkında ifade edilenlerden sonra oldukça basit ve yetersiz kalır. Yazmanın fikir ile olan asli ilişkisini tanımlamak için fikrin insan üzerindeki çifte etkisini unutmamak gerekir: kavramsal düzeydeki etki (tinsel etki) ve kuvvet düzeyindeki etki (bedensel etki). Fikir insanda biyolojik ve fizyolojik karmaşaya ve dalgalanmaya yol açar. Bedende sessiz bir gürültü kopar ve birey buna yalnızca kısıtlı bir süre boyunca dayanabilir. Bu nedenle fikrin belli bir süreden sonra sonlanması gerekir. Ancak bir fikrin yol açtığı gürültüyü sonlandırmak mekanik bir süreci sonlandırmak için bir butona basmak kadar kolay değildir. Fikir dışa vurulmalıdır. İnsan bu ağırlığı dünyanın üzerine atmalıdır. İşte yazmak tam da bu işlevi görür. Yazmak fikrin gürültüsüyle ağırlaşan insanı teskin eder ve bu ağırlığı dışarı kusmasını sağlar. Bu yönüyle yazma bir sağaltım tekniğidir çünkü yazma insanı fikrin tehlikeli ağırlığından kurtarır. İnsanın edindiği fikir uzun süreli olarak insanda ikamet ederse bu tehlikeli bir hal alır. Yazma, fikri uygun bir şekilde dışa vurarak, insana tekrardan fikrin yüce ve tehlikeli muhitine girmesine imkân tanıyacak sükûnet ve teskini sağlar.

Hakan Örnek

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.