Hayat: Ölüm’ü Bekleme Odası

Kendimi tanıyamadım bunca zaman, bu kadar erken bir yaşta delireceğim aklıma gelmezdi oysa. Düşsem yere şimdi kırılacağım her an. Bir taş gibi sert olmadığımı kabulleneceğim. Kırılmadığımı kabullenmeyi bırakacağım. Ne yapacağını bilmeyen, gerçeklerine yabancı olan ben çareyi hayatımı sonlandırmakta buluyorum. Yarım kalıyor sonra bu reddedilişler. Kurtarmaya çalışıyorlar, cinnet diyorlar, psikolojisi bozulmuş diyorlar. Nefes aldığımızda geç kalmış oluyoruz hayata. Çünkü her şey orada başlıyor. Kendi varlığınızı reddettiğiniz yerde. Her şey orada başlıyor. Öncesi yokmuş gibi. O acıdan başka hiçbir şeye ait değilmişsiniz gibi. Ama saklamak zorunda kalıyorsunuz ayağa kalkıp “yaşamak zorunda” kalıyorsunuz. Yaşamak zorunda.

Çünkü arkanızda bıraktığınız bir aileniz var, sevdiğiniz insanlar, arkadaşlarınız var. O yüzden kendinizle uğraşmayı bırakıp artık unutmalı bu olayı” diyorsunuz. Sır bu. Hayatla aramızda kalsın. Hayatı astığımı kimse duymasın sakın. Ne kadar da güzel dimi. Her şeyi unutmak. Sonra yeni bir başlangıca koşuyoruz ve dozu yüksek ilaçlarla iyileşmeye çalışırken dayanamayıp yine güçsüz düşüyoruz ve düşlerimizle öylece yeniliyoruz yine. Ne tuhaf bir duygu bu. Büyük boy bir ölümü diliyoruz her gün küçücük bedenimize uymadığı halde. Boyumuzdan büyük ölümlere kalkışıyoruz. Tıpkı hayallerimizden büyük bir yaşamaya heveslendiğimiz gibi. Ortasında duramıyoruz hayatın. Azıcık öne geçsek düşüvereceğiz uçurumlardan azıcık çeksek kendimizi arkalarda en ücra köşede kalacağız ve unutacak zannediyoruz bizi insanlar. Onlar bizi duyunca her şey yolunda zannediyoruz. Yaşadığımızı zannediyoruz. Seslerini duyuyoruz. Kulaklarımızı bağırışlarla, çığlıklarla, günahlarla çınlıyor ölüm. Biraz daha kayar mısınız oturmam lazım diyor bize hayat.

Hep ayaküstü yolculuklar düştü payıma. Biliyoruz aslında ilaçların dozu yüksek olsa da hayatın acıları daha yüksek dozda acıtıyor bedenimizi. Farkında mıyız biz iyileşmeyeceğiz, iyileştirmeyecek bizi yaşamak. Bunalıma girmiş bir çocuk gibi duvarlara bakıyoruz. Sessizliğimiz bağırışlarımızdandır. O kadar çok bağırıyoruz ki bağıra bağıra sessizleşiyoruz sonra. Ağlıyoruz. Gözkapaklarımız bizden sorumluymuş gibi, bizim acılarımızdan sadece o sorumluymuş gibi ağlayıp duruyoruz. Islatıyoruz tatsız yağmurlarla kirpiklerimizi. Soramadık daha ne kadar duracağız burada diye. “Ne kadar acımız kaldı? Yükümüz ağır mı? Nereye gidiyoruz? Taşıyacak mısın bu kadar yükü” diyemedik kendimize. Dili olmayan bir çocuk gibi bakıyoruz sadece. Sağırız. Oysa bağırıyor karşıdan bize gidenler, sakın hayata heveslenmeyin, hayat koca bir pişmanlık ve iyileştirilemez bir acıdır diye. Kaldıramaz, dayanamazsınız, sizi de yok eder bu ateş diye. Dinlemedik biz onları.

Yaşıyoruz yine de.

Başarılarımızdan, övgülerimizden bahsediyoruz ve bunu mutluluk sanıyoruz. Oysa öyle değil işte. Öyle değil. Hayat kendi deliliğinizi sizden saklayan aptalca bir akıllılık sadece. Oysa benim yaptığım her şey, sözlerim, varlığım bir delilik. Ben yaşamaya cesareti olmayanlardanım, ben hayattan korkanlardanım, ben dayanamayanlardanım, ben hayata hazmedemeyenlerdenim, çekip gitmek isteyenlerdenim. Zayıf olanlardanım ben. Nilgün Marmara gibi bu hayatı gitmelerimin ve ölümün bekleme odası olarak hissedenlerdenim. “Hayat çekilmez bir duruma geldiğinde kapağı üstüme kapatmak isteyenlerdenim”. Çünkü doğru olan budur. Çünkü “bir yaşamın bir düşe eklenmesinin bir önemi yok”

Bir yaşamı bir düşle harcamanın hiçbir anlamı yoktur. Doğru olan hayatın bekleme odasında durup bir gün gidebilme cesareti göstermektir. Çünkü hayat sadece ölümün bekleme odası. İnsanların bunaldığı ve dayanamadığı bir bekleme odası.

Sonya Bayık

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kötülüğün Güzeli: Lautréamont

Dinle, yeni yetme! Adını bu sayfalarda anmayacağım –senin, sen ey güzel çocuk! Fakat bilesin ki, etlerini parçalamadan önce sana şehvetimden söz edeceğim, zira senin...

İnkılâp Kitabevi’nin Lezzet Dolu Yemek Kitapları Sizi Bekliyor!

Küresel COVID-19 salgınına karşı alınan sağlık önlemleri nedeniyle evlerinde geçirdiği zamanları farklı tatlarla doldurmak isteyenler için, İnkılâp Kitabevi’nin yemek kitapları herkesin yapabileceği birbirinden leziz...

O’nun Özlemi

Her yaratılan O’nu izliyordu. Teker teker, sonsuz akış yerini buluyor, birbirlerine karışanlar ahenkli bir bütünü oluşturuyordu. Bütünün içinde, eksiksiz bir aşkla, birbirlerine sarılıyor ve...

Karındeşen Jack’in Polise Gönderdiği Mektup

Sayın Yetkili, Kulağıma sürekli polisin beni yakaladığına dair haberler çalınıyor, ama beni uzun bir süre daha yakalayamayacaklar. Çok zeki görünüp doğru iz üzerinde olduklarını...

Ün

Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye, kendisine daha fazla değer verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak koşuluyla doğru olan adamdan pek hayır gelmez. Gredo che'I resto...

Bayan N.’nin Hikâyesi Vol.3

... Buna dayanamıyordum. Artık başka bir şeye dönüşmeye başladığımı hissediyor, bu yükü taşımakta zorlanıyordum. 3 yıl öncesi... T. ile Aralık ayında karşılaşmıştım. Onu yaklaşık 2,5 aylık bir...

Kırmızı Tanrı

Göz bebeklerimden kalbime düştün. Orada kal! Kal ki; oksijenim ol. Kal ki; tanrım yapayım seni. Sen kokayım buram buram. En acımasız zamanlarda sana sığınayım....

Tanrı Türkleri Çoktan Unuttu!

Ne kadar dindar bir milletiz değil mi? Ama her nedense burnumuz pislikten çıkmıyor. Riyakarlık, cinnet, cinayet, huzursuzluk... Bu saydıklarımın hemen hemen hepsi şu an Türklerin...

Mezarlık

İntikamın soğuk yenen bir yemek olduğu konusunda hemfikiriz sanırım sayın Yargıç. Ancak siz de iyi bilirsiniz ki bu mezarlık, yani sizin bulamadığınız: Çok griptir....

Müzik ve Ruh -II-

Eğer müzik akla ve duygunun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu basit gösteri danslarının estetik katına alırdık. Bütün sanatlar içinde, yapısı gereği,...

Anlamlı Yaşama Sanatı Üzerine

Deneyime dayalı görgül düşünen ve yaşayan insan istemese de faydacı davranmak zorundadır. Bir deneyim nesnesini tüketip diğerine geçerken geride bıraktığı nesneyi değersizleştirmek zorundadır. Ancak...

Tevinkurus / Vahiy

Artık batıyor Dünya kutsal sanatlar da kurtaramaz bu mezbeleyi. Silah tüccarları atmosferde köşe kapmaca egemenlik hezeyanı yazgısına insanlığın ölüm ilmeği. Uslar yetinmeyi biliyorsa da uygulatmıyor/ ihtiras azraili. "Birbirinizi seviniz", diyorsa da dinler inandırıcı değil ki herkes...

Orta Yere Yönelme

Ey Memmius, bırak "tüm nesneler orta yere" gelir Denen görüşü, bu konuda, durur sımsıkı çarpma Olmadan dıştan, nesneler, çözülmez, bırakmam Gerekir bu "ortaya yönelir" diyen kuramı, tümden, İnanmam...

Felsefe Nedir?

Felsefe, bir takım gizli hikmetlerle dolu olduğu görüntüsü veren, bazı ağırbaşlı ve saygıdeğer insanlarca dile getirilen gizemli kavramlarla bezenmiş, adeta çözülmemek üzere hazırlanmış bir...

Ülkeyi Yönetmek

I - Üstat dedi ki: "Ülkesini erdemle yöneten kimse, yerini her zaman koruyabilen ve bütün yıldızların kendisine uyduğu kutup yıldızıyla karşılaştırılabilir." II - Üstat dedi...