Kozmolojik Model (Evrenbilimsel Model) ve Güç İstenci İlişkisi

Böyle bir ilkle başlanırsa “x” den alınacak derslerimiz vardir, bu derslerden birincisi, bilimsel anlamda “big bang” teorisinden sonra hipotez haline gelmiştir. Bu bilim alanında kanıt oluşturdu ve birçok  bilim insanı tarafından sonuçları göz önünde bulundurularak kabul edildi. Bizler “big bang” ile “bilinen evrenin” içinde genişleyen evrenin, bir başlangıcı olduğunu öğrendik, verileri inceledik ve şimdiye kadar söylenenlerin/bulunan bilgilerin en iyisi olduğu için, şimdilik daha iyisi bulunana kadar bu bilgi ile konularımızda yer verdik.

Evreni “determinist” anlamda değerlendirmeye tabii tutmuş olsak dahi “başlangıç ve son” için sebepler vermemiz gerekecek.

Bugün “bilinen evren” ve bilinen yalnız tek bir patlamanın olduğunu düşünüyor olabiliriz, fakat “patlamış veya patlamayı bekleyen sonsuz evrenlerin varlığını düşünenler de az değildir. “Sadece “bilinen evren” insanın içinde bulunduğu/yaşamını bir parçası üzerinde sürdürdüğü evren anlamında kullanılıyor, buna “bilinen evren” diyoruz: Bilinen Kainat.

Sebep ve sonuç ilişkisi ile değerlendirilecek olan varlığın durumu, evrenlerin varlığından bahsedilecekse “determinist” bakış açısını bu anlamda nereye koymamız gerekecektir? Hangi sebep, bize, evrenin bulunduğu ve kapladığı ilk alanın etrafında başka başka evrenlerin de olmadığını açıklayabilecektir? Hangi “sezgi veya dürtü” evrenin “kuant” larının genişleme istenci içine girmesini sağlamıştır. Bunun “determinleri” arkasına bir Tanrı yaratarak cevap vermemiz ne kadar ilkel bir teknikle değerlendirme yaptığımızı ortaya koyacaktır ve bilimsel araştırmaların sonucunu “Teoloji veya Fizik ötesine” dayandırmak kadar komik ve gülünç duruma düşeceğizdir.

Evreni fiziksel olarak patlama noktasına getiren “istenci” nasıl değerlendirmeliyiz? Evrenin sezgiselliğini ve en küçük yapı organizmasının “kuant” olduğunu da biliyoruz. Her “kuant” kendi özgür irade ve seçimi ile “oluş ve olmak” için şekilleniyor ve değişiyor. Bu değişim ise “uzay zaman” içinde eğilmeler ve bükülmeler, işlevsellikler ile materyallere dönüşmektedir.

“İstencin kendisi özgür müdür, istediğini arzu edebilir misin?” diye sorar, Schopenhauer’in 1839’da yazdığı “İstencin Özgürlüğü Üzerine” adlı eserinde.

Bizim konumuzda ise esasta “Güç istenci ve insanın konumu”, merkezde yine kendimiz varız, çünkü gerçekliğin üzerine ancak kendi varlığınızla giderseniz anlam kazanırsınız.

Evren üzerinde bir “zorunluluk” mu var? sorusu akla gelebiliyor.

Biricik “zorunluluk veya gereklilik” adlı bir yasadan bahseder “determinist bilgeler”

Nedenin bilinmesi: Nedenin değişmesine ve sonucun değişmesine yol açabilir. Biz nedeni arayan “hakikat arayışçıları” olarak varılması gereken noktaya “hakikat noktası” olarak ilerliyoruz, veya bizi hakikate en yakın noktaya ulaştırana kadar tekamül edeceğiz.

Mutlak paradigmaya sahip bir bakış açısına mahkum edilmemek için “istencin” durumunu daha iyi nüfuz etmeliyiz. Pozitif ve negatif olan her itme/çekme enerjisi konumuz dahilindedir.

Bizim anlamaya çalışacağımız ; “maddeden insana geçen güç istenci kodlarını bulmak” oldugundan daha fazla yoğunlaşmak gerekmektedir.

Kütlede çekimsel enerji istenci: Kütle çekim kuvveti diğer temel kuvvetlere göre oldukça zayıf etkileşim göstermektedir, ancak uzun mesafelerde kütle çekimin kuvveti diğerlerine oranla ön plana çıkar.

Bunun üç nedeni vardır:

Birincisi kütle çekimin menzili elektromanyetik kuvvet gibi sınırsızdır.
İkincisi, tüm kütleler pozitiftir bu nedenle kütle çekimin etkileşimi elektromanyetizmadaki gibi elenmez.
Son olarak, kütle çekim kuvveti emilemez ve dönüştürülemez, yani kalıcıdır. Yani gezegenler, yıldızlar ve galaksiler gibi büyük gökcisimleri kütle çekim kuvvetini baskın olarak hissederler. Karşılaştırılacak olursa örneğin bu cisimlerin toplam elektrik yükleri sıfırdır. Çünkü yükün yarısı pozitif diğer yarısı negatiftir. Ek olarak, diğer etkileşimlerden farklı olarak, kütle çekim evrensel olarak tüm maddeye etki eder. (*)

Kütle “pozitif güç” olarak ortaya çıkmaktadır, negatifin zorlayıcılığı /Negatifte bir güç olarak karşımıza çıkar pozitif, pozitifin zorlayıcılığı ile negatif yaratmaya mecbur bırakılır, hareket etme gücünü bu “çelişkiden” almaktadırlar.

Biz ise maddenin yapısallığında ki “zıtlıkların” birinin diğerine muhalifliğinin sonucu olarak hayat bulmasını / tekamül kaydetmesini / yaşam sahibi olmasını gözlemliyoruz. Aslında burada karşımıza bir konu daha çıkıyor, içinden çıkılması gereken bir konu veya girildiğine anlaşılması sağlanması gereken “İLK ZITLIKLAR veya İLK ÇELİŞKİLER” bunların anlaşılması ve açılımlarının yapılması gerekiyor, bunu da farklı bir konu içinde ele almak gerekmektedir.

(*) Kaynak: wiki

Hiçliğin Mimarı

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.