Requiem (ayin) boyunca zihninde dönüp duran tek yakarıştır bu: “Madem bana Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin, onu anlamamı sağlayacak zekâyı da vermeseydin” İçine girildiği andan itibaren varlık gerçekliğini yutan bu delilikten kurtulamamıştı yaşamı boyunca. Dehanın da tıpkı kötülük gibi eşit verilmediğinin bilince çıkışını tetikleyen tek bir ses, tek nota vardı onda: Amedeus…

“Amedeus” Latince bir sözcüktür, “Tanrı’nın sevgilisi” demektir. W. Amedeus Mozart ise insan soyunun deha olarak nitelendirilebileceği bir örneklemdir.

“Bu ne gibi, ne türden bir kişiliktir?” “Ne demektir ?” “yetenekli” olmak, “yaratıcı” olmak;  “Deha ne demektir?”  Bu soru Amedeus filminde, Mozart’ı: Bir “Tanrı sevgilisi”ni anlatan ve onu öldürdüğünü itiraf eden Antonio Salieri’nin, yani ortalama bir zihnin sorusudur.

Amadeus'dan bir sahne (1984)
Amadeus‘dan bir sahne (1984)

Nedir Deha?

Salieri, O’nu kıskanmakla birlikte Mozart’a hayrandır. Mozart: Bu “Tanrı sevgilisi” onun için ailesine, eşine, toplumuna ihanet etmiş; “Kirli düşünceli” bir yaratıktır. “Tanrı nasıl olmuş da bu ”rezil veled”i seçmiştir, kendi sözcüsü olarak?”

Nasıl olur da onun müziğinde “Tanrı’nın sesi”, kahkahaları duyulur?

Ortalama bir sanatçı hep bir ölçülülük içinde, normların, rasyonelin, toplumsal etiğin sınırları dışına çıkmadan; kendisine açılan yollardan yürüyerek üretirken poiesisini; sunulu olana uyumlu tepkilerle sıradan ve uzun bir yaşamdır süreceği Salieri gibi…

Hiçbir ölçü tanımayan bir deha ise akılsal, normatif, toplumsal ve ahlaksal olanı yıkmayı bir tür koşulsuz buyruk olarak görür. Çevresinin anlamayan ve anlamlandıramayan tepkilerine karşılık, hep daha fazla zorlayarak ve zorlanarak; uyumsuz tepkilere sapıp, bu sapkınlığı daha da içselleştirerek üretir poiesisini. O, katlanmayan, yönelmeyen, kendine ya da ötekine dönmeyendir. Bakıyor olmak doğrudan görünür olmaktır onda; bu ise bir poiesis oluştur. Oturup hiçlik tahtına varlık acısıyla beslenen bir Tanrı yaratır.

Bu bağlamda aileye, sevgiliye, dosta, krala, topluma, en önemlisi de kendine ihanet dehanın kategorik imperatifidir.

Bize düşen sorumluluksa, böylesi bir karşıtlıkta durduğumuz yerdir. Durduğumuz o düzlem belirleyecektir ihanetin gerekliliğini ya da dehanın yerini. Çünkü güzellik kendisini en günahkar şekilde vazeder ve bu nedenle yakar insanın içini. Herhangi bir sanatsal çabanın son raddede boktan bir şey gibi görülmesinin nedeni ortaya konulacak olan güzelliğin yakıcılığında yok olma korkusudur. İnsanı çirkinleştiren de bu korku değil midir?

Kim bir Lacrimosa oluşta kendi boktan halini izler de yok olmaz ki!

Öyküm Çınar

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.